C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Philosophia togata! Felsefenin Romalı kıyafeti giymesi üzerine (2)

Birinci kısım için bkz. Philosophia togata! Felsefenin Romalı kıyafeti giymesi üzerine

Ayrıca Roma’da Felsefe başlıklı bölüme bakabilirsiniz.

Romalılar ve Roma’da yaşayan Yunanlar, tarihçi Polybius’un Roma’da eserini yazdığı sıralarda, Roma senatus aristokrasisi aracılığıyla meydana gelen önemli bir olaya tanıklık etti. Polybius eserinin günümüze ulaşmamış olan kısmında anlattığını söylediği, “felsefe elçiliği” olarak da bilinen bu önemli olay, Yunan felsefesinin Roma’ya geçişine neden olmuştur.

 Olayın tarihsel arka-planına bakarsak, İ.Ö. 157-156 yıllarında (Makedonya savaşlarının ardından) yokluk içine düşen Atinalılar Boeotia sınır kenti Oropus’u yağmalar, bunun üzerine kent temsilcileri Roma senatus’undan yardım talep edince, senatus meseleyi Achaea kenti olan Sicyon’daki hakimlere iletir. Sicyon hakimleri Atinalıları 500 talent ödemeye mahkum etmesine rağmen, Atinalılar bu cezayı kabul etmez ve Roma senatus’una cezayı görüşmek üzere Atina’nın üç büyük felsefe okulundan üç temsilci / elçi gönderir. Bu elçiler şunlardır: Academia okulunun başındaki Carneades, Stoa okulunun başındaki Babylonlu Diogenes ve Peripatetik okulun başındaki Critolanus. (Epicurus’un okulundan kimse gönderilmez, ihtimaldir ki bunun nedeni, bu okulun siyasî meselelere olan ilgisizliğidir.)

Yabancı elçilerle görüşmek senatus’un göreviydi, dolayısıyla bu filozof-elçiler senator’lerle görüşmüştür. Anlatılana göre, bu elçiler Yunanca konuşmuş ve bu olaydan yirmi sene sonra Yunanca bir Roma tarihi kaleme almış olan senator Gaius Acilius konuşmaları Latinceye aktarmıştır (Cicero, De Officiis 3.114). Bu dönemde senatus başkanı, yine Yunanca bir Roma tarihi kaleme almış olup Perseus’a karşı Yunanistan’da savaşmış ve diplomatik amaçlarla Yunanistan’a gitmiş olan Aulus Postumius Albinus’tur. M. Morford senatus’ta bu elçi-filozoflarla muhatap olup bu meselede görev üstlenen Romalıların Yunan-dostu (philhellenes) olduğunu söyler, sadece onlar değil, olayın devamında Roma’da felsefe faaliyetlerinin artması da gösteriyor ki, entelektüellerin önemli bir kısmı, günün baskın bir kültür gereği olarak Yunan-dostu ya da Yunan kültürünün bir sevdalısı olmak durumunda kalmıştır.

Cicero bize elçi-filozofların hitabeti hakkında bilgi verir, der ki, elçilerden Diogenes Yunanların diyalektik dediği, güzel konuşmanın ve doğru ile yanlışı ayırdetmenin ilmini öğretiyordu. Cicero’nun bildirdiğine göre, bu ilim doğruyu bulma yolunda rehberlik etmiyor, sadece zihnî ayrımları ortaya koyuyor ve çözülmez görünen problemleri ortaya çıkarıyordu. Diogenes’in konuşma stili, yine Cicero’ya göre, “ince, kuru, özlü ve derinlikliydi”, buna karşın Roma retoriği halktan dinleyiciye dinlemesi keyif verecek ölçüde zengin ve sürükleyici, dahası “kuyumcu terazisinde ölçülecek gibi [sadece konunun uzmanları tarafından anlaşılacak kadar] ince değil, halkın anlayabileceği ölçüde genel argümanlardan” oluşuyordu.

Critolaus ise, Cicero’ya göre, daha önemli bir konuşmacıydı, zira fizikî alemi incelediği kadar retoriği de incelemiş olan Aristoteles’in retorik anlayışı konusunda uzmandı, buna karşın Stoacı Diogenes sadece yargı konusunda kafa yormuş (yargı ilmi: ars iudicandi), bir argümanın nasıl geliştirilebileceği (argüman geliştirme / bulma ilmi: ars inventionis) üzerinde pek durmamış bir filozoftu. Her ne kadar Cicero retoriğini eleştirse de, eldeki kaynaklara bakılırsa (ki Morford da bu kanaati taşır) Diogenes döneminde tanınan daha büyük ve etkin bir filozoftu, zira Stoa etiğine dair yeni kayda-değer görüşler sunan Panaetius’un hocası olduğu için, söz konusu görüşlerde Diogenes’in de izini sürmek mümkündür. Diogenes’ten arta-kalan aktarımlar / fragmanlar için bkz. Stoicorum Veterum Fragmenta 3.210-243. (Türkçesi “Eski Stoacıların Fragmanları” olan ve SVF olarak da bilinen bu fragman derlemesinin pdf formatlı halini başka bir yazıda paylaşayım.)

Morford’a göre, senatus’ta bu üç elçi-filozoftan en çok ilgiyi çeken Carneades olmuştur, retoriği güçlü ve çeşitli olmakla birlikte, bir konuyu savunurken her daim ikna edici olmayı başarmıştır, buna karşın Critolaus yumuşak ve ince, Diogenes ise yukarıda da söylediğimiz gibi, kuru ve ölçülü bir üslup kullanmıştır (A. Gellius, Noctes Atticae 6.14.10). Anlatılanlara bakılırsa, Carneades bir gün adaleti savunurken, ertesi gün onun aleyhine konuşmuş yani bir gün söylediklerini, ertesi gün çürütmüştür. Ona göre adaletin doğada herhangi bir kaynağı yoktur, başka deyişle doğal adalet (ilahî adalet) diye bir şey yoktur. Dahası yine ona göre, Roma’nın o dönemde diğer milletler ve kavimler üzerindeki yönetimi adaletsizliğe dayanır, dolayısıyla “hak(lı)” değildir. Carneades’in özellikle de adaleti övdüğü ilk günkü konuşması Yaşlı Cato da dahil olmak üzere büyük bir kitleyi etkiler ancak Roma hegemonyasının adaletsizliğiyle / haksızlığıyla ilgili yapmış olduğu suçlama Roma’da hoş karşılanmaz ve derhal Atina’ya geri gönderilir.

Burada Carneades’in konuşmasıyla ilgili dikkat çeken başka bir husus ise Cicero’nun De Republica adlı eserinin üçüncü kitabında Carneades’in iki farklı gündeki dissoi logoi’unu yani karşıt / farklı görüşlerini değiştirip uyarlayarak kullanmasıdır. Buna göre eserdeki Scipio’nun, Carneades’in dissoi logoi’una tanıklık etmiş (konuşmasını dinlemiş) 26 yaş genç iki konuğu vardır. Bunlardan biri Carneades’in adaletsizlik savunmasına katılan Lucius Furius Philus, diğeri ise yine Carneades’in adalet savunmasına katılan Gaius Laelius’tur. Cicero’nun eserindeki fark şudur ki, Carneades’in iki karşıt görüşünün dile getiriliş sırası burada ters-yüz edilmiştir, yani eserde önce adaletsizlik, sonra adalet savunulmuştur. (Karşıt görüşlerin sırası önemli, zira haklı olanı sona saklamak da bir üslup gereğidir.) Buradan anlaşılıyor ki, Cicero doğrudan Carneades’in görüşlerini yansıtmayı değil, ona ait iki karşıt görüşten kendisine uygun olanı haklı çıkarmayı ister, yani Carneades adaleti savunup daha sonra onu çürüterek Roma’yı suçlu çıkarırken (ki filozofun amacı gerçekte reddettiği düşünceyi önce tam anlamıyla gözler önüne sermektir), Cicero önce bir karaktere adaletsizliği savundurup, daha sonra başka bir karakterle bu fikri çürüterek adaleti ve Roma’nın diğer uluslar üzerindeki “adil” hâkimiyetini haklı çıkarır.

Roma’nın hegemonik yapısını destekleyen ve devletin bekasını buna bağlayan büyük bir Romalı siyasetçi / hatip / filozofun Yunan felsefesinin bir temsilcisinden yaptığı bu uyarlama şaşırtıcı olmamalıdır, zira devletin adaletsizlik yapabileceğini ya da adaletsizlik fikrinden beslendiğini savunan Lucius Furius Philus “adaletsizlik olmadan devletin yönetilemeyeceği” görüşünden hareketlenir, yani devlet yerel ve küresel egemenliğini tesis etmek ve korumak adına evrensel adalet duygusunu zedeleyebilir, çünkü yeri geldiğinde adaleti koruyacak bir adaletsize ihtiyaç vardır. Bir Romalının felsefeden anladığı da ancak bu kadar olurdu, denmesin hemen, Romalıyı Romalılık şartlarıyla düşünmek ve eleştirmek gerekiyor.

Tevfik Fikret’in alakasız gibi görünen Sabah Olursa şiirinden bir parçayla kapatalım bu geceyi:

Hayâta neş’e güneşdir, melâl içinde beşer,

Çürür bizim gibi… Siz, ey feza-yı ferdânın

Küçük güneşleri, artık birer birer uyanın!

Ufukların ebedî iştiyâkı var nura.

Kaynakça

Craige Brian Champion, Cultural Politics in Polybius’s Histories, University of California Press, 2004, s.197.

M. Morford, The Roman Philosophers. From the time of Cato the Censor to the death of Marcus Aurelius, Routledge, 2002, s.13vd.

Klaus Bringmann, A History of the Roman Republic, Polity, 2007, s.103.

D. Lupher, “The De armis Romanis and the Exemplum of Roman Imperialism”, The Roman Foundations of the Law of Nations: Alberico Gentili and the Justice of Empire, (Ed.) Benedict Kingsbury & Benjamin Straumann, Oxford University Press, 2010, s.85-100. (Eser Roma ve Avrupa emperyalizmi[nin adalet yönü] konusunda sağlam makaleler barındırıyor, ilgilisine tavsiye ederim.)

Reklamlar

2 comments on “Philosophia togata! Felsefenin Romalı kıyafeti giymesi üzerine (2)

  1. adsız
    17/04/2012

    Lucius Furius Philus’dan daha iyisini söylemesini beklemiyordum zaten 🙂

  2. Geri bildirim: Philosophia togata! Felsefenin Romalı kıyafeti giymesi üzerine « jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: