C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Kutadgubilig, 15 (Mart 2009)

Francis Bacon’da Bilgi Anlayışı Üzerine” başlıklı makalemin de bulunduğu Kutadgubilig (Felsefe-Bilim Araştırmaları) Dergisi’nin 15. Sayısı (Mart 2009) çıktı.

Resmî Site: http://www.kutadgubilig.com/makaleler/1.php?id=210

Abstract:

Bacon was empiricist and concieved that true knowledge could be reached by sensations. He consistently criticized standart of knowledge in his period, since erroneous and elusory ideas were reaching to everywhere, to every areas, in addition to science, philosophy etc. Besides Bacon rejected Aristotle’s logic, which is based on his metaphysical theory; so desired to constitute new method for scientific investigation and new logic. In this content, this work analyses concept of knowledge in Francis Bacon through its before, both of thinker who are premises for Bacon and who are criticized by himself.

Keys:

Aristotle, Empiricism, Francis Bacon, knowledge, logic, method, Novum Organum, renaissance, science, sensation, Sermones Fideles Sive Interiora Rerum.

Özet:

Bacon deneyciydi ve doğru bilgiye duyumlarla ulaşılabileceğini düşünüyor, yaşadığı dönemdeki bilgi standardını ısrarlı bir şekilde eleştiriyordu; zira hatalı ve yanıltıcı görüşler her yere, bilim, felsefe vb. de dahil olmak üzere her sahaya ulaşıyordu. Bunun yanında Bacon, metafizik teorisine dayanan Aristoteles mantığına da karşı çıkıyor bu yüzden hem yeni bir bilimsel araştırma yöntemi hem de yeni bir mantık geliştirmeyi arzuluyordu. Bu kapsamda bu çalışma, evvelinden, hem onun için öncü kabul edilen hem de onun tarafından eleştirilen düşünürlerden hareketle Francis Bacon’daki bilgi anlayışını incelemektedir.

Anahtar Kelimeler:

Ampirizm, Aristoteles, bilgi, bilim, duyum, Francis Bacon, mantık, metot, Novum Organum, Rönesans, Sermones Fideles Sive Interiora Rerum.
*****
R. S. Westfall’un Modern Bilimin Oluşumu’nda da belirttiği gibi Bacon’a gelindiğinde bilim, yeni bilgi işlevi idealine de katkıda bulunmaktaydı. O zamana kadar bilgi kendi başına bir amaç olarak düşünülmüş ve gerçeğin sessizce irdelenmesi insanın içinde bulunabileceği en yüksek etkinlik olarak kabul olunmuştu. Halbuki yeni düşünce biçimi, insanın amacının eylem, bilginin amacının da yararlanma olduğunu gösteriyordu. Bu kavramla en yakından ilgili kişi de Francis Bacon’dı. R. S. Westfall, Bacon’ın bütün yazılarının ana fikrini “İnsanın Krallığı” (Regnum Hominis) tabiriyle açıklıyordu. Kuşkusuz bu tabirin temeli sağlamdır; zira Bacon’ın en büyük eseri olan Novum Organum’unun bir bölümünün başlığında bizzat bu tabiri görürüz: “Aphorismi De Interpretatione Naturae Et Regno Hominis”, yani Türkçesiyle “Doğanın Yorumlanması ve İnsanın Krallığına Dair Aforizmalar”. O halde bu dönem ile evveli kapsamında iki farklı ‘krallık’ düşüncesiyle karşı karşıya olmamız gerekir; burada bizi esas olarak ilgilendiren her ne kadar Bacon’la şekillenen “İnsanın Krallığı”ysa da, onu daha iyi anlayabilmek için ona varıncaya değin etkin bir kabuller bütününü temsil eden “Tanrı’nın Krallığı”nı (Regnum Dei) ve onun Bacon’ınkinden farklı olan bilgi işlevi idealini incelememiz gerekir. Bunun için doğal olarak ilk bakacağımız kaynak klasik Hıristiyan düşüncesinin merkez noktası olan Kutsal Kitap ve Kilise Babalarının söylemleriyle, Ortaçağ Hıristiyan düşünce yapısıdır….”

TTK Künye:
http://www.ttk.org.tr/index.php?Page=SureliYayinlar&No=5200

Reklamlar

9 comments on “Kutadgubilig, 15 (Mart 2009)

  1. Kevin
    17/08/2009

    >Selamlar Jimithekewl,bende bu sayıyı aldım, yazınızın bir bölümünü okudum, fakat bilgi kıtlığım yüzünden bir bölümünü anlayamadım, şurası: Regnum hominis.Bacon'ın yazdığını demişsiniz, internette aradım, biraz çıktı, ama tam olarak Regnum hominis nedir? İnsanın krallığı, regnum dei ile çatışır mı?Tanrının Krallığı'nı göklerdekiler (cennet gibi), kabul edersek, İnsanın Krallığı, dünyanın ve yaşanan yaşamın bir parçası mı oluyor sadece? Zira bir ingilizce yazıda buna benzer bir ifade anladım ama emin olamadım…Umarım saçmalamamışımdır, pek bilmediğimden, kusurumu mazur göreceğinize inanıyorum.Teşekkür ederim.

  2. jimi the kewl
    17/08/2009

    >Merhaba;"Regnum hominis" "İnsanın Krallığı" anlamındadır. Genel olarak Felsefe tarihinde farklı filozoflar bu kavramı incelemiş, detaylandırmış olabilir. Ancak hiçbiri Bacon'ın önem atfettiği kadar, bu kavrama eğilmiş değildir. Bacon bir dönüm noktası bile kabul edilebilir bu konuda. Çünkü yazıda da aktardığım gibi, "Regnum Dei" anlayışı İsa'nın nezdinde Yeni Ahit'te sık vurgulanan Kurtuluş temasının bir parçasıdır. Hıristiyanlar Regnum Dei inancı ile mezalime direnmiştir. Bu mezalimin kaynağı hem Yahudi otoritelerdir hem de pagan Roma idaresidir. İsa'nın Tanrı'nın Krallığı'nı müjdelemesi, sonraki yüzyıllarda özellikle Ortaçağ'da, Skolâstik düşüncenin temelini oluşturduğundan önemli ölçüde Yeryüzü'nün dışlanması, hor görülmesi olarak da anlaşılmıştır. Skolâstik öncesi dönemde Aziz Augustinus'un dilinde bu ikiliği şöyle görüyoruz: Contemptus mundi (evrenin/dünyanın hor görülmesi) ve Contemptus Dei (Tanrı'nın hor görülmesi). Aziz'e göre sadık bir Hıristiyan ilkini tercih etmelidir doğal olarak, yani dünyayı küçümseyerek bir tefekkür alemine çekilmelidir. Bütün amaçları, yönelimleri Tanrı ve onun müjdelenen krallığı için olmalıdır. Hâl böyle olunca, sadık bir Hıristiyanın ilmî yönelimi de Tanrı için olmuş oluyor. İşte Bacon ilim söz konusu olduğunda bu düşüncenin karşısında duruyor; ona göre ilmin amacı Regnum hominis yani İnsanın Krallığı'dır. Yani Bacon'la yönelim değişiyor; Bacon'ın ilim adamlarına Novum Organum'da önerdiği "Yeni Alet" de bizzat budur. İnsanın Krallığı'nı sağlayabilmek.Peki bu krallık tümüyle "Tanrısız" mı? Hayır, ancak Tanrı nihaî erek olmaktan çıkar. Novum Organum'un bir yerinde bunu söyler zaten, insanoğlunun doğayı araştırmaya "Tanrı'yı bilmek" için değil, Tanrı'nın yardımıyla doğaya hükmedebilmek için gitmesi gerektiğini söyler. Tanrı burada yine var, ancak kendisine ulaşılası summum bonum / nihaî iyi olarak değil; insanın yardımcı rolü olarak."Bilgi kıtlığım yüzünden…" diye başlamışsın yazına; bu da hiç dert olmasın. Bir yönden bakılırsa, herkes bir ölçüde bir konuda mutlaka "kıt"tır.Sevgiler.

  3. Kevin
    18/08/2009

    >Teşekkür ederim, jimithekewl.Son günlerde, kendi düşüncelerim için Regnum hominis benzeri bir temel arıyordum, tesadüfen bulmuştum.Birde bu Hristiyan teolojisinde ve Islam ilahiyatında anlayamadığım bir nokta (anlamıyorum tam ifadesi değil aslında, kabul edemediğim, ya da nasıl kabul edildiğini anlayamadığım) bu dünyanın dışlanması.Neden, Tanrı eğer anlayışlı, yüce ve kutsalsa, bu dünyanın yegane yaratıcısı ise (tamamlanmamış sayılsa bile) neden bu dünyayı dışlamamızı isteyebilir ki?(Hani Kazancakis'in dediği de bu ya, ben oradan çaldım biraz, "İsa bizimle, halkın arasında savaşıyor dostlarım…")İnancım şu yönde, sahip olduklarımız her şeydir, varolunan üzerinde cenneti/cehennemi yaratmak elimizdedir, tabi bu inanç oldu, bunu size demek ise, inancıma davet oldu, ama ondan demedim, Regnum hominis'i ben biraz böyle düşünceme benzettim o yüzden sormak istedim.Ama benzemiyor da değil. Detaylı (hatta hiç ummadığım kadar detaylı) anlatımınız için teşekkür ederim, bu arada Hristiyan teolojisini incelemek için, en azından giriş yapmam için önerebileceğiniz kaynaklar nelerdir?Bir diğer sorum da Lucretius'un De Rerum Natura'sı ile ilgili, ben kitapçılarda bunu baya aradım, basılmıyormuş Türkçesi artık. Geçen bir kaç bölüm yazmıştınız, Türkçesi ile sanırım. Acaba, elinizde hiç Türkçe basımı var mı, ya da bunu bulabileceğim bir yer var mı?İngilizce basımını gördüm internetten biraz ağır geldi, baya eski bir çeviri miydi bilmiyorum.Bu arada, beni tanımamışsınızdır büyük ihtimalle. Size bir kaç ay önce İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü hakkında bir soru sormuştum, email ile, tercih edip etmeme konusunda. Baya yardımcı olmuştunuz, dediklerinizden etkilenip, bölüme de gitmiştim ve konuşmuştum bazı hocalarla orada. Sonra tercihimde ikinci sıraya almıştım, puanı bazı yerlerden düşük olsa bile, ve şuan oradayım, yerleştirildim yani…Bir de o gün bölüme gittiğimde, Temmuz'du sanırım, tam günü hatırlamıyorum da, yanımdan buradaki profildeki resminize benzer biri geçti, içimden "aaa jimithekewl galiba ya!" dedim, mavi bir giysiniz vardı, belki doğruyumdur, bu da böyle bir tesadüf işte.Artık, şimdi orada olursanız, görüşmek üzere ve tekrar teşekkürler…

  4. jimi the kewl
    20/08/2009

    >Mesajım İki parça halinde olacak, yorum sınırı varmış çünkü.I.Öncelikle şunu söylemeliyim, ben Hıristiyanlıkta dünyanın hor görüldüğünden bahsediyorum. İslam için bunu söylemiyorum. Peki, "dünyanın hor görülmesi" ifadesinden ne anlıyoruz, bu önemli. İyi bir felsefeci metinlere sığınmak durumunda, önce ne dendiğini anlamamız gerekiyor. Peki, kaynağımız nedir bu konuda? İlkin Yeni Ahit. İsa, peşine takılanlardan "kendi çarmıhlarını taşımaları"nı ister. (örn. Matta 10.38: "et qui non accipit crucem suam et sequitur me non est me dignus." Şurada bu konudaki detaylı açıklamam mevcut: http://sozluk.sourtimes.org ))/show.asp?id=13301696) Bu aslında contemptus mundi'dir, yani dünyevî olanı küçümseme, amor Dei'e ulaşma yani "Tanrı'nın sevgisi"nin peşine düşmedir. Dünyayı hor görmeyip, mananın (İsa'nın) peşinde koşmayanlar ise "privatio Dei" konumuna düşerler, yani "Tanrı'dan noksanlık". Bu da Tanrı'nın nefretinin sonucu olan cehennem'in kapısının aralanması demektir. Genel mantık budur; temelde amaçlanan Tanrı'nın sevgisi olmalıdır.Şunu da unutmamak gerekiyor ki, Hıristiyanlık, kaynaklarından olan Stoa felsefesi gibi çileci bir hüviyettedir. Çilenin bir erdemi vardır, örneğin eski materyalist sistemlerde bu yoktur. Çünkü onlar tüm evreni kuşatan evrensel bir zihinden (Seneca'nın "mens universi" dediği) yoksunsa, onun sevgisi, nefreti vb. hiçbir şeyi de yoktur. O halde insan, her şeyi materyalle ve o materyalleri oluşturan partiküllerle açıkladığı için, sonuçta çile de ortadan kalkar; Epicurus böyle bir yaşama stiline haz amacını yedirmişti örneğin. Oysa evrenin yaratıcısı ve kollayıcısı olarak bir kutsallık olduğu fikrine sahipsen, yönelimlerin elbette o kutsallığı amaçlamak durumundadır. Bu da zaten Regnum Dei'e yönelimdir. Yeni Ahit ve Eski Ahit'i okursan ya da Kilise babalarının söylemlerine göz gezdirirsen bunun örneklerini bolca görürsün. Sadık bir Hıristiyanın, niçin böyle tanımlanabildiğini dikkatle düşünmeni isterim. Neden "sadık"? Bir insan kutsal olduğuna inandığı bir şeye neden sadık kalır? Bunları araştırarak bulacaksın.Şu entirilere de bakmanı öneririm:http://sozluk.sourtimes.org/?t=tanr%C4%B1n%C4%B1n+evrene+m%C3%BCdahale+etmesinin+mant%C4%B1ks%C4%B1zl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%2F%40jimi+the+kewl

  5. jimi the kewl
    20/08/2009

    >II.Lucretius'un De Rerum Natura'sını okumak zorundasın felsefe bölümü öğrencisysen. Niçin? Çünkü İlkçağ Felsefesindeki Atomcu geleneğin bir yönüyle takipçisi ve geliştiricisi olan ve sonradan disiplini geniş ölçüde rağbet gören Epicurus'un felsefesini en kapsamlı aktaran kaynaklardan biridir. Maalesef Epicurus gibi çok eser kaleme almış bir filozoftan geriye neredeyse hiçbir şey kalmamıştır Diogenes Laertius'un aktardıkları ve birkaç elyazmada aforizmalar halinde bulunan metinler dışında. Peki, Türkçesi var mı? Evet var. Zamanında Cumhuriyet Gazetesi'nin verdiği küçük kitapçıklar vardı, hiç gördün mü bilmiyorum. İşte oradan çıktı bu eser, piyasada, büyük kitapçılarda vs. bulamazsın. Bizim okulun oradaki sahaflar çarşısında yani Edeb. Fak. Beyazıt girişinin karşı sokağında, dericilerin oradaki sahaflarda istemediğin kadar bulursun. O Cumhuriyet kitaplarına bak, fiyatı da pahalı değil zaten. İki cilt halinde yayınlandı, unutma.Son olarak benim dediklerimden de etkilenerek İst. Üniv. Felsefe Bölümü'nü yazdığın için mutlu olmakla birlikte ilkin bir sorumluluk da üstlenmiş olduğumu anladım. Ya her şey istediğin gibi gitmezse? Sonra yine düşündüm ve dedim ki içimden, her şey onun istediği gibi gitmezse bu zaten onun yüzündendir benim değil. Çünkü o zaman sana ne yazdığımı hatırlamıyorsam da, şunu söylemiş olmalıyım: Çok çalışmak zorundasın sürüden ayrılabilmek için, çünkü sürü her daim vasat ya da ortalama bir hedefe yönelir; sen sürüden ayrılmazsan, sürünün yüzyıllarca değişmemiş olan kaderinin bir parçası olmakla hayatını tüketirsin. Sürünün sırasından taşmalısın. Sıra-dışı olabilmek için de eşekler gibi çalışmalısın; özellikle ilk iki sene çok çalışmalısın. Çünkü temelsiz bir yapı olmaz, sürekli okumak ve sahafları arşınlamak zorundasın bu temeli sağlam kılabilmek için. Ayrıca nedense felsefe sınıfı öğrencilerine zulüm olarak geliyor Yunanca ve Latince dersleri de almak. Ancak felsefe Yunanca ya da Latince aşinalığı olmadan okunamaz; bütün hayatını adayabileceğin felsefe çalışmalarının başat karakterleri sürekli Latinceye, Yunancaya sığınacak kitaplarında, sen ise onları okurken bu dilleri bilmeyeceksin, olur mu bu? Batının kültür damarlarında dolaşır bu diller ve temsil ettikleri kültürler; bilmek zorundasın.Ha bilmek zorunda değilsin, sürünün bir parçası olmak da isteyebilirsin. Zorunluluk lafını geri alıyorum. Sözün özü, her şey senin elinde."Mavi bir giysi" ile koridordan geçtiğimi hatırlayamadım. Genelde mavi bir giysiyle oradan geçmemeye çalışırım. :)Görüşmek üzere, Kolay gelsin.Cengiz

  6. Kevin
    25/08/2009

    >Merhaba jimithekewl,Yanıtlarınızı okudum, sağolun, işler-güçler derken yazamadım. Felsefe isterken, gönlünüzü rahat tuttun, siz dediğiniz için felsefe istemedim, zaten aklımda vardı, etrafımdaki insanlardan (ki biri felsefe okumuştu Boğaziçinde) duyduklarım oldu, işte felsefede iş bulamazsın, "ne ki lan felsefe", "sonra ne yapacan" gibi genelde sonuna yönelik tehditler diyelim, bazıları ise, yardımcı olmaya çalıştı, işte Boğaziçi kötü yazma falan diye, o arada sizin Istanbul Üniversitesinde okuduğunuzu hatırlayıp da, yazdım, genelde bölümü tanıma amaçlı değilde, girdiğimde üstleneceğim koşulları bilme amacıyla, ki bunu zaten çok açık ve yalın bir diller söylediniz; "eşek gibi çalışacaksın".Zaten, sizin yazdıklarınızdan da baya okuduğunuzu görmekteydim, ve artık girdim, çalışacağım elbette.Üniversite açılınca anında bulacağım Lucretius'u, Cicero okudum, Aurelius okudum, Platon, çok az Aristoteles, Heraklitos, Diogenes Laertius, Seneca gibi bazı başları okudum. Dışında Yeni Ahit'in ilk 4 kitabı okudum, nedense bilemiyorum Yunanlıları sevmedim, felsefe açısında, tabi Heraklitos gibi Anadolu/İon tarafı değilde, öteki Yunan, Sokrates, Platon nedense en nefret ettiğim kişiler oldular, ben pek çözemedim, ama okuduğum Romalıların hepsini (Boethius'u bitiremedim) sevdim, acaba İncildeki düşüncelere yakın olduğundan mı, bilemiyorum, Idealizm fikrini kabullenemedim, ideaları falan…Bunun dışında, aslında Sofokles, Aristofanes ve bilimum tragedya ve komedya yazarlarını falan okumak da faydalıdır sanırım, zira Homeros Yunan metinlerinde çok geçiyor, sizce nasıl bir yol izlemeliyim burada, yoksa bunları üniversitede bize okuyun derler mi?Bi de Latince öğrenme isteğim ve çok az düzeyde Yunanca öğrenme isteğim var, yabancı olmamak açısından, ama şuan Almanca öğrenmeye de başlayacağım, zira Almanca kaynaklar sanırım çok daha fazla, ayrıca değişime katılmak istiyorum, İstanbul Uni. Almanya ile yapıyormuş.Ama ben yine de üniversitede dersim yokken Yunanca veya Latince derslerine girsem, hiç olmazsa bu ilk 2 sene az ders varken başlasam, yapabilir miyim, yoksa çok mu zor olur? Bi de üniversite bana izin verir mi, öğrenebilir miyim, derse girdiğimde?Mavi giysi dediğim, böyle eski Barça forması renginde açık mavi bir tişörttü. "Giysi" niye dediysem… =)Sağolun yeniden, iyi günler size…

  7. jimi the kewl
    27/08/2009

    >Kardeşim Felsefe yolculuğun hayırlı olsun.Öncelikle şunu söylemeliyim ki, önüne çıkan her şeyi okuman gerekiyor istisnasız. Batıyı batı, doğuyu doğu kılan her şeyi okumalısın. Zaman içinde felsefe okumanın, üzerinde durmanın ne denli katkılarının olduğunu öğreneceksin. Ancak senin de söylediğin gibi, bu okuma yalapşalap bir kumsal okuması değil. Hayatının her safhasında karşına çıkacak olan, hem içinde bulunduğun hem de senin dışındaki kültürlerin problemlerini çözümleyebilmenin yolu buradan geçer. Zaman içinde kendi yaşamına da aksettirebileceğin bilgiler edinebilirsin, ya da öyle olduğunu varsayabilirsin; önemli olan ilkin onları ciddiyetle incelemek ve öğrenmek, bunun için sıkı bir çalışm temposu içine girmen gerekiyor. Felsefe ciddi bir meseledir.Yunan ve Latin kaynaklarına aşina olmalısın, çünkü felsefenin ilkin bir Yunan uğraşıdır. Onun filizlendiği ortamı, kendi dinamikleriyle bilmezsen, felsefe uğraşın şu anda Türkiye'de felsefeyle uğraşan çoğu kişi gibi güdük kalır. Başka bölümden gelip ders almanın sakıncası yok; sana tavsiyem özellikle de 1. sınıf Latince derslerine konuk öğrenci olarak girmendir. Konuk öğrenci olmanın da bir koşulu yok, kafana göre ders nerede yapılıyorsa girip dinleyebilirsin, kimse sana neden geldin diyemez, demez. Bana kalsa, bizim Klasik Filoloji'deki senin ders programlarına uygun olduğu müddetçe her kültür dersini de alman gerekir. Çünkü dili gramer olarak bilmek bile yetmez; dilin kullanım dünyasını, kültür çevresini de bilmelisin. Ben Latincenin askeri olduğum için bilhassa Latince derslere sevk ediyorum seni, ama Yunanca derslere de girersen, sene sonunda senin gibi yapmayan muadillerinle aranda ne kadar büyük farklar oluştuğunu görmeye başlayacaksın. Yılmaman gerekiyor, bu senin artık sırtındaki bohça. Taşıyabildiğin yere kadar taşıyacaksın, yolun sonunda içi altın dolu çuval var, doya doya harcarsın. :)"Okudum" dediğin isimlerin hiçbiri okumamış sayılırsın. Çünkü o isimleri okumak bütün felsefe serüvenine yayılan bir iş, üç günde okunmaz. Okumaya devam, her defasında daha fazla; yedikçe acıkırcasına!

  8. redfox
    20/05/2010

    >selamlar Cengiz Bey sizi latince konusunda inanılmaz kıskanıyorum zira felsefi kaynakları birinci dilden okumak derinlemesine dalmak çok müthiş. Bu yüzden latince öğrenmek istiyorum lakin yaş vardı 30'a, işim (iç mimarlık) gereği de tekrar üniversite ortamına girecek vaktim yok maalesef. Sorum şu acaba latinceyi kendi kendime öğrenebilirmiyim? Bu konuda tavsiye edeceğiniz bir yöntem varmı? Çok Teşekkürler.

  9. megaelanvital
    17/09/2014

    Makaleleri de okuabilseydik çok güzel olmaz mıydı . 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/04/2009 by in Akademik Yayınlarım, Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: