C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Zaman

Cicero “ipsum quidem generaliter definire difficile est” diyor, yani “onu genel hatlarıyla tanımlayabilmek güç.”[1] 

Zamanın “genel” (generaliter: “genel olarak”) tanımı, güçlüğü nispetinde bir niteliğin betimleyicisi olması bakımından kolaylık sağlıyor. Ancak ona uygun bulunan tek bir “genel” tanım yok, aksine farklı zihinlerden çıkma genel tanım (“generaliter definire“) denemeleri var. İçlerinde bir tanesi, yani Lacan’ınki, intersubjectivity kapsamında bizi ilgilendiriyor.
fotoğraf çekmenin de sanatçılıktan sayıldığı bir dünya!
Galileo’nun matematikleştirme tutkusuna yem edilen genel zaman tanımı, J. Lacan’ın Huygen’in saatini mucufça sorgularken dillendirdiği üzere yan yana getirilmiş olan sonlu sayıdaki anla birlikte eşit zaman belirlenimine güdümlü bir mesafe ölçüsüdür.[2] Zamanı, sapmaksızın, ok gibi ilerleyen bir süreç (ama asla “çizgisel” değil) olarak gören Lacan, şimdiyi geçmişle gelecek arasına koymuş ancak bununla yetinmeyip geçmişin şimdisi, şimdinin şimdisi ve geleceğin şimdisinden bahsederek her şimdi‘nin bir önceki şimdi ile bir sonraki şimdi’nin arasında “in se” (kendinde) bir şimdi olduğuna hükmetmiştir. Her şimdi, -Lacan’dan hareketle diyebiliriz ki-, başka bir şimdi’yi iterek kendisini evrensel ve “özgün” kılar. Tespih taneleri gibi dizili olan “şimdi” taneleri, toptan bir zamanı işaret etmekle kalmaz, bunun yanında -Lacan’a göre- mantıksal zaman olarak adlandırılan “nedenli şimdi’ler dizisi” toplumsal açıdan her evrensel şimdide sadece bir şimdi’nin yaşanacağı kabulünü tetikler. Daha anlaşılır bir dille söylersem, Lacancı mantıksal zaman algısına göre, farklı insanlar aynı şimdi’ye ulaştığında aynı eylemler gerçekleşir. Bu durumun felsefe, psikoloji ve sosyoloji terminolojisindeki karşılığı intersubjectivity‘dir, Türkçesiyle özneler-arasılık.
Lacan bu özneler-arasılık kavramını genişletebilmek için ilkin mantıksal zaman kavramını genişletiyor, diyor ki, mantıksal zaman üç parçalıdır: (a) Görme zamanı, (b) İdrak etme zamanı (temps pour comprendire), (c) Neticeye varma anı (moment de conclure). Bu üç zamanın belirlenişi ise, “duraksama” ve “acele etme” gibi, insanî reflekslere bağlıdır.[3] Bu nitelik, Lacan’a göre, zamanı özneler-arasında bir geçiş kılar. Daha sonradan Deleuze, Bergson’dan apartma duyuşuyla zamanı bir durée yani “başlı başına” bir süre olarak görür. Böylece Lacan’ın çoğul özneyle nesneler alemi arasına sıkışmış olan zaman kavramı, Deleuze’de “hareketi, [insanoğlunun] bilinçli ilgi[sin]deki değişimleri temsil eden… bir şimdi’ler kolajını yansıtır.”[4]
Yine şimdi’ler, yine şimdi’ler! “zaman ne çabuk geçti” derken biz, meğerse, “geçmişin şimdi’si ne çabuk geçti, ben şimdinin şimdi’sini istemiyorum” diyormuşuz, keza Paul de Man da zamanı tanımlarken “representation du present” diyerek, onu “şimdinin temsili” kılar.[5] Zaman derken, öznelerin üzerinde uzlaştığı bu yüzden öznelerin arasında (inter-) kalan bir kendinde temsili kast ediyor olmamız gerekir. Peki, bu temsilin formunu (biçimini kast ediyorum) sağlayan ne? Büyük üstat Husserl, bu sağlayıcı etkenin zamanın evrenselliği değil, “zamanın bizzat deneyimlenişindeki anomaliler” olduğunu söyler.[6] Yani Husserl’e göre deneyimdeki anomali zamanın niteliğini belirlerken, Lacan zamanın öznelerin “aynı”ya vardığı yer olarak görür, de Man onu “şimdinin temsili” kılar, jimi the kewl da bütün bunların üzerine “her şeyden önce adam olun adam” der ve ekler:
Fenomenal alemin özne parçaları gibi nesne parçaları da gören, kavrayan ve neticeye varan zihinlerden bağımsız olarak zamanın parçası olamaz mı?
bu gibi artistik çabalara gerek yok oysa
Hatırlatır ki, animist / pagan toplumlarda kafası çalışan kimi adamlar zihnin kavrayıcı ve neticelendirici niteliğini göz ardı edip, fenomenleri öne çıkararak onlardan zaman tanımına varabilmişti. Örneğin Cicero “siderum errores“e yani “yıldızların [sağlı sollu, bir oraya bir buraya] hareketleri“ne[7] Varro ise “intervallum mundi motus“a yani “dünyanın hareket süresi“ne[8] zaman dendiğini aktarıyordu. Oysa animist toplumların ve fenomenal determinizme güdümlü çözümlemelerin ne kadar sıkıcı olduğunu düşünerek şu pespaye yaklaşımları irdeleyiniz:
Zaman, ah zaman, benden neleri çaldın!” “Ah yüzümdeki kırışıklıklar, ah nasırlaşan eklemlerim, zamana yenik düştüğümün resmisiniz…” “Zaman… Red Hot Chili Peppers’lı günleri bile özlettin bana, zaman… Gözlerimi oydun, görmez oldum önümü, düşlerimin efendisisin ama hep geçmişe dönük düşlerimin… Zaman hasretliksin, zaman namertsin, zaman beni benden ettin, zaman… Katilsin!
Benim öncelikli olarak merakımı gıdıklayan ise zaman(e) çocuklarının varlığıdır bu noktada!
Her biri, şimdi‘nin babası belirsiz çocuklarıymışçasına horlanıyorlar. Zaman(e) çocuğu bilenmiş de gelmiş, dışarıdan bakmış, “ben de meşhur olmak istiyorum, zaman beni de kayda geçirsin” demiş, bunu matah bir şey sanmış, soyut bir zaman imgesi üzerinden bilenmişliğini anlamlı kılmak istemiş. “Ben” demiş ve eklemiş “zaman(e) çocuğuyum, Lacancı teoriye göre, gördüğüm, kavradığım ve neticeye vardığım farklı anlarda şimdinin şimdi’sini hazza boğarken kafasızlığımı örten kocaman bir kayayı kafa niyetine taşıyorum, fenomenal alemin yazgısı, kayaları bile çürüten acımasız bir zaman oyununa dönmüş durumda, ben çürümeye, kafasızlığıma rağmen direniyorum, çürümemeyi başka bir zamansal belirlenim olan ‘geçici’nin hükmündeki sanal şöhretle sağlamak istiyorum.”
iphone kablosunda kırılma
Sonrası malum, ancak zamana direnenlerde görülen türden bir budalalık gösterisi. Gelsin makyajlar, gitsin yamalar. İnsana, zaman karşısında modifiye edilesi şahin muamelesi yapılması hoş değil. Ama yapan, modifiye edilmiş bir kafasızlığı taşıyan öznenin kendisi olunca, kimse sorumluluk üstlenip “ama bu kafasızcaydı” diyemiyor, dememeli de zaten, çünkü bir kere zamana direnmeyi marifet bellemiş ve gardını “zamana direnmeyenlere saldırarak” almaya çabalayan bir kişi için yıldızların error‘ları (Latincedeki “error” ismi için şimdi aklıma gelen alternatif bir çeviri: “yalpalama”) bile zaman’ı “geçkin” bir şey kılmaz. Zaman sanki dursa (hareket ettiğini onu illa ki “motus“la tanımlayanlardan öğreniyoruz!) her şey düzelecekmiş gibi düşünüyor. Oysa bu, yani tutkuyla [tutkunun güdümünde] zamana direnmek tam anlamıyla bir zihin rahatsızlığı, yani “perturbatio animi“dir. Cicero da bunu bildiğinden midir nedir, “quae (perturbatio animi) plerumque brevis est et ad tempus” diyor, yani “zihin rahatsızlıkları [tutkular] çoğu kere kısadır ve geçicidir [belli bir zamanla sınırlıdır]” diyor.[9]
Zamana direnmenin, onu tutkularla alt etmenin kendisini de zamanla sınırlayan bir zihin Cicero, bu yüzden onu seviyorum.

Notlar:

1. Cicero, de Inventione 1.26.39.
2. J. Lacan, Ecrits, Norton Pub., New York, 1977, s.75; 98.
3. D. Evans, An Introductory Dictionary of Lacanian Psychoanalysis, Routledge, 1996, s.208.
4. John W. Murphy, Postmodern Toplumsal Analiz ve Postmodern Eleştiri, Çev. H. Arslan, Eti Kitapları, 1995, s.189.
5. Paul de Man, “Literary History and Literary Modernity”, In Search of Literary Theory, ed. by Morton W. Bloomfield, Cornell University Press, 1972, s.239-267.
6. E. Husserl, The Phenomenology of Internal Time Consciousness, Indiana University Press, 1964, s.28.
7. Cicero, Univ. 9.: “Hos siderum errores id ipsum esse, quod rite dicitur tempus.
8. Varro, de Lingua Latina 6.2: “tempus esse dicunt intervallum mundi motus.
9. Cicero, de Officiis 1.8.27.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 21/02/2011 by in Felsefe - bilim and tagged , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: