C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Bir zamanlar buralarda tercümenin hali – Ahmet Haşim

Ahmet Haşim’in, Nasuhi Esat Bey’in (Baydar) Thais tercümesi ile ilgili kaleme aldığı kısa yazıda, 1920’lerde Türkiye’deki tercüme faaliyetlerinin durumuna ve ideal tercümeye ilişkin bazı tespitler yer alıyor, paylaşmak istedim. Kaynak: Ahmet Haşim, Bütün Eserleri III. Gurabahâne-i laklakan. Diğer Yazıları, Haz. İ. Enginün – Z. Kerman, Dergâh Yayınları, ikinci baskı 2004, s.212-213.

Birçok şairlere, nâsirlere ve gûnâgûn müelliflere eserlerinin bahşedemediği nâm ve marufiyeti, birkaç güzel tercümesiyle kolayca elde ediveren bir ismi, şimdiden memleketin başlıca muharrirleri arasında sayılmağa başlayan Nasuhi Esat Beyin Thais tercümesi genç edip için olduğu kadar Türkçe için bir muvaffakiyettir.

Şimdiye kadar “tercüme” bizde lisan mübtedileriyle genç edebiyat heveslilerinin ve bilhassa mütekait gazete muharrirlerinin eğlencesi, meşgalesiydi. Mütercimin başlıca malzemesi basit bir lisan vukufuyla, adi bir kamustan ibaretti. Her şeyde olduğu gibi, tercümede de bu kolaylık hissini ve teşebbüs cüretini veren cehalettir. Tercümeyi kolay iş zannetmek ancak bir eser-i sanatın “üslûp” nâmı altında taşıdığı servetin cins ve mahiyetinden bî-haber olmağa tevakkuf eder. Tercüme edilecek eser “şaheser” olmadıkça nakli için ihtiyar edilen zahmet beyhude bir emektir. Hâlbuki şaheser nedir? Karanlıkta uğuldayan bir ummandır. Rüzgârları, sesleri ve fırtınalarıyla koca bir ummanı yatağından ufak bir idrakin kepçe-siyle diğer bir yatağa nakle kalkışmak için, insan ya bir safdil veyahut yapacağı işin mahiyetini takdirden âciz bir kör ve sağır olmalı. Büyük bir tehzibin verdiği hassasiyeti edinememiş olanlar, şahesere ne kari, ne de mütercim sıfatıyla yaklaşmağa haklı değildirler.

İtalyancada meşhur bir darb-ı mesel (Tradutore traditore) mütercimin bir lisandan diğer bir lisana naklettiği fikri bizzazure tahrif eden bir hain olduğunu söyler. Filhakika mütercim, müellife muadil ise eseri tahrif, ondan dûn ise tezlil eder. Tercüme, bazen renkli bir menşurdur ki, şuaı tevkif etmeksizin onu yabancı renklere bulayıp zevkini tağyir eder.

Recaizade Ekrem Beyin, ihtimal gençliğinde La Fontaine’den ve Musset’den yaptığı bazı manzum tercümeler bu nevidendir. Aslın zevkini kaybetmiş olmakla beraber, nâkilin ruhundan yeni bir güzellik unsuru alan bu gibi tercümeleri “eser” addetmek daha doğru olur. Bazen de tercüme bir bataklıktır ki, içine akseden semayı hile iğrenç bir paçavraya döndürür: Doktor Abdullah Cevdet Beyin tercümeleri işte bu nevidendir. İmlâsı acayip, ifadesi arızalı, lisanı yabancı olan bu tercümelerle Carlyle’ın Hint mülküne değişmeğe razı olmadığı Shakespeare’in neden nâkil nevinden dûn bir muharrir değil de, ismi asırdan asra intikal eden bir dâhi olduğu mümkün değil anlaşılamaz. Mütercim, nur-ı ilâhînin bu ulvî kaynağı önünde karanlık bir hâil gibi durur.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: