C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Soros’tan Catullus’a (quare id faciam…)

Idea‘nın logos‘la imtihanı ideolojinin doğuşuna sebep oldu, bu aşikar. Daha Türkî bir söylem oluşturalım, görüş dizgeleştikçe kesinleşti, böylece ilkin bir buluş olan görüş, zamanla yeni buluşların önünü tıkayan, yani başka görüşlere ket vuran bir yapıya dönüştü. İşte Karl Popper, benim sözlükte homo insipiens dediğim ideolojisi tarafından güdüldükçe papağanlaşmış ve düşün yetisini kaybetmiş zincirli tiplerin “Açık Toplum” düşüncesi önünde en büyük engeli oluşturduğunu düşünmektedir. Soros, Popper’ın bu düşüncesini, “açık toplum” düşüncesinin kavram babası olan Bergson’dan hareketlenerek ve yeni durumu da gözeterek ele alıyor:
Açık toplum terimi, 1932’de yayınlanan Dinin ve Ahlakın İki Kaynağı kitabında Henri Bergson tarafından ilk defa kullanılmıştır. Bergson’a göre, ahlakın bir kaynağı yerel kabileye aitken, diğeri evrenseldir. Bu kaynaklardan ilki toplumu kapalı kılarken, diğeri açık kılar. Bu düşünce Karl Popper tarafından geliştirilmiştir. Açık toplum ve düşmanları kitabında, açık toplumun, mutlak/son gerçeğe sahip olduğunu iddia eden evrensel ideolojiler tarafından tehdit edildiğini savunmuştur. Açık toplum düşüncesine epistemolojik bir dayanak vermiştir, başka deyişle, bizim doğuştan güdük olan (karş. Güdük asi) anlayışımızı kaynak göstermiştir. Son gerçeğe sahip çıkan ideolojiler açık toplum için tehdit oluşturmaktadır, zira böyle ideolojilerin iddiaları ancak zor yoluyla empoze edilebilir.


Bergson’un çözümlemesi, Yugoslavya’daki gibi etnik çatışmaları anlamakta, Popper’ın çözümlemesi ise Nazi Almanya’sı ve Sovyetler Birliği gibi totaliter rejimler tarafından yöneltilen tehditleri açıklamakta faydalıdır. 2. Dünya savaşı süresince ve sonrasında, açık toplum anlayışı, faşizm ve komünizm gibi totaliter ideolojilere dayanan kapalı toplumlarla karşılaştırılarak daha iyi anlaşılmıştır. Sovyet İmparatorluğu’nun 1989’da çöküşüne kadar bu doğru kalmıştır.
Daha sonra ise durum değişmiştir. Komünizmin yıkılması, otomatik olarak açık toplumun oluşmasını sağlamadı. Açık ve kapalı toplumlar arasındaki basit ikili ayrım artık uygulanabilir olmaktan çıkmıştır. Açık toplum artık, evvelce beklenmeyen bir tehdit altında, o da gem vurulamaz olan ‘bireyin kendi çıkarının peşinde koşması’dır.“[1]
Burada aslında öne çıkan husus, yine de dizgeleşmiş idea‘nın yani ideolojik yapının türlü tahakkümünün ortadan kalktığı ya da kalkmadığı değil, sadece insanların hangi bilinç durumuna geçerse geçsin, sosyal ve politik durumunu hep “mutlak bilgi”ye erişmiş gibi düşünerek değerlendirdikleri ve buna bağlı olarak mevcut insanlığın kayda-değer bir “açık toplum” oluşturmasının önündeki en büyük tehlikenin bireyin şahsî menfaatine inmiş doymak-bilmez kösnüdür. Aynı Soros, “hayatımın eseri” dediği aynı kitabında, yine çok etkilendiği Popper’dan hareketle insanoğlunun “kusurlu doğası”na dikkat çeker ve dünyayı asla “en yetkin şekilde” kavrayamayacağımızı dile getirir. Soros bu düşüncesini şöyle açımlar:
Gerçekliğin doğasını veya son doğruluğu tartışmak yerine, yaşadığımız dünyayı anlayışımızın doğuştan kusurlu olduğunu başlangıç noktası olarak kabul ediyorum.”[2]
Daha sonra Soros, bununla da yetinmeyerek tarihi yazan kişilerin aynı zamanda, yukarıda bahsettiğimiz türden “doğası gereği güdük kavrayışlı” iştirakçiler olmalarından ötürü yazılan insanlık tarihinin, tıpkı ideolojilerin son kertede mutlak bilginin aynası (ve buna bağlı olarak farklı düşünenleri de kavrayacak ölçüde özgürlüğün savunucusu) olamayacağı gibi, mutlak bir özgürlük ideali savunamayacağını düşünür. Bu karamsar görünümden hislenen Soros, kendi deyişiyle “kanun çerçevesinde birbirlerinin haklarına saygı duyan özgür bireylerin birliği” anlamındaki açık toplum fikrini geliştirir. Bu fikir, özündeki “özgürlük ideali”nden ötürü, artık itibarını yitirmiş olduğundan mizaha malzeme olmaktan kurtulamayan komünizm ve sosyalizm gibi düşün yapılarının içerdiğinden çok daha büyük bir tehlikeyi içeren “market fundamentalizmi”ni kendisine “asıl düşman” olarak belirler. Böylece Soros spekülatör/ekonomist kimliğine de felsefî bir arka-plan edinmiş olduğunu düşünerek kafasını yastığa gönül-rahatlığıyla koyar. Çünkü düşünür ki, “komünizm market mekanizmasını ortadan kaldırmaya ve bütün ekonomik faaliyetler üzerinde müşterek kontrolü empoze ederken, market fundamentalizmi müşterek karar almayı ortadan kaldırmaya ve market üstünlüğünü bütün siyasî ve sosyal değerlere empoze etmeye çalışır.” Soros iki yaklaşımı da yanlış bulur, çünkü “kusursuzluğun insan erişimine kapalı olduğunu” vurgulayarak “kendisini ilerlemeye açık tutan ancak güdük olduğunu da kabullenen bir toplum” hedefini dile getirir.
Peki, Soros açık toplum idealini öne sürerken, insan doğasına özgü “güdük”lüğün, ne derece etkisi altında olduğunun bilincinde midir? Ya da açık toplum idealinin oluşması, öne sürülmesi ve başkalarına (karşıt düşüncedekilere) karşı savunulması belli bir teori ve pratik sürecinden / eleğinden sonra, bu düşüncenin de, evvelce mücadele ettikleri gibi, doğrudan ya da dolaylı yoldan, kapalı bir toplumu hedefler bir duruma gelmeyeceğinin garantisi verilebilir mi? Başka türlü sorayım: Soros, her şeyden evvel, doğa-bilimlerinde kabul edilen yöntemlerin sosyal-bilimlerde uygulanmaması gerektiğini dile getirir, çünkü “insan güdüktür”, dahası insanın güdüklüğü yine güdük insanların oluşturduğu / sebep olduğu sosyal olayların değerlendirilmesinde güdük sonuçlar doğuracaktır. Soros bunu şöyle anlatıyor:
Düşünen iştirakçilere sahip oldukları için, sosyal olaylar farklıdır. Burada düşünce ve gerçek arasındaki ilişki daha karmaşıktır. (Ben bir feysbuk statüsünde Catullus’un “odi et amo”sunun da benzer bir karmaşıklığa dikkat çektiğini söylemiştim, adam lavaboda yüzünü yıkarken “odi et amo allah belasını versin” diyor yüreğinden kopan feryatla, gözüne gözüne vuruyor soğuk suyu) Düşüncelerimiz faaliyetlerimizde rehberlik eder ve faaliyetlerimizin olanlar üzerinde etkileri vardır. Birçok farklı insan söz konusu olduğunda, aynı durumla karşılaşan herkesin aynı şekilde düşünmesi beklenemez. Sonuç, bir gerçektir, ancak iştirakçilerin düşüncelerinin doğruluğunun ve geçerliliğinin yargılandığı [olaydan bağımsız] bir ölçüt mümkün değildir, çünkü sonuç, iştirakçilerin ne düşündükleriyle ne yaptıklarına bağlıdır. Bağımsız bir ölçütün yokluğunda, iştirakçilerin düşünceleri bilgi olarak nitelendirilemez.“[3]
O halde, yine insanî durumları yani insanı konu edinen sorosçu açık toplum düşüncesinin geçerliliğine ve doğruluğuna kanî olmamızı sağlayacak, her şeyden bağımsız bir ölçüt var mıdır ki, herkes birer açık toplum gönüllüsü olabilsin?
Bu nasıl bir teşekkül?
Açık söylemem gerekirse ben, Soros’un hiçbir eserinde burada dile getirdiğim açığı kapayabildiğini ve öne sürdüğü düşüncenin geçerliliği için bahsettiğim türden bir “bağımsız ölçüt” belirleyebildiğini düşünmüyorum. “İnsan” ve “özgür(lük)” kelimeleri yan-yana geldiğinde afilli duruyor, ancak Soros’un düşün dünyasındaki, yukarıda özetlediğim temellendirme insanın toplumda “niçin” özgür olması gerektiğini açıklayamıyor. Soros’a göre, “hem düşünceyi, hem de gerçekliği değiştiren bir süreç, tarihî” ise, sözgelimi wikileaks‘in gösterdiklerinin (yani tarihî bir aksiyonun) niçin beni de harekete geçirmesi gerektiğini, “güdük” zihnimle tartamıyorum, Soros’un düşüncesini ciddiye alırsam, tek emin olduğum şey Soros ve açık toplum fikri ile wikileaks ideallerinin aynı “güdük” doğanın birer esiri olduğu olur (ne zor bir cümleydi bu), ben bu sonuca varmak istediğim için bu böyle değildir, aksine Soros ilgili temellendirmeyi böyle yaptığı için bu böyledir. Neticede, Lost’u izlerken “içeriden duyum aldım, bütün bunlar Hurley’in rüyasıymış” diyen birine inanabiliriz, ancak bu, Lost’un geri kalan kısımlarını izlemeyeceğimiz anlamına gelmez, yine de izler, dizinin finalini getiririz. Bunun gibi bir şey Soros’un “açık toplum” ideali de, katılabiliriz, gönüllüsü olabiliriz ancak asla varsayılan (hipotez halindeki) güdüklüğü göz önünde tutarak, mevcut güdüklüğün tespitindeki güdüklük ihtimalini görmezden gelemeyiz, çünkü Soros’un da hatırlattığı gibi Giritli Epimenides’in “Bütün Giritliler yalan söyler” önermesindeki paradoks bizi aksi şekilde davranmaktan alıkoyar.
Ya da Wittgenstein’ın Tractatus’un sonunda vardığı gibi, “Argümanımı anlayanlar, bu kitapta anlattığım her şeyin anlamsız olduğunu anlamak zorundadır“, evet Soros da belki de aynı belirlenemezliğin/indeterminizmin ve agnostik uyuşukluğun tadına varacak sonunda, tam bilemiyorum. Ancak bildiğim şu ki, odi et amo‘daki çapraşıklık, lavaboda gözlere ve yüze su serpme eğilimi falan, bunlar hep kişinin aslında kendi yaptıklarını tartışmaya açtığını gösteriyor. İnsan kendisini sadece düşündüklerinden değil, eylediklerinden ötürü de yargılayabilen hayvandır. Ben bunu Soros’tan ziyade Catullus’un dizelerinde görüyorum. Şair “odi et amo, quare id faciam, fortasse requiris” diyor yani “nefret ediyorum ve seviyorum, bunu nasıl becerdiğimi merak edersin belki“, buradaki “quare id faciam” kısmını, kötü Latinistler edilgen bir duyuşla “başıma gelen…” şeklinde çeviriyor oysa “faciam“dan açıkça anlaşılıyor ki, o şeyi (id yani hem nefret etmeyi, hem sevmeyi [aynı anda]) yapan birinci tekil kişi yani şairin kendisi, yani “güdük” zihin kendisine dönüp “ben bu haltı nasıl yiyebiliyorum?” diye soruyor aslında, başa gelen bir şey yok, [özne tarafından] başa getirilen bir şey var. Sorosçu algıyı analiz ederken de benzer bir kabule ihtiyacım var sanırım, her şeyden önce güdüklüğün bir yerde son bulduğunu ya da “hiç” olmadığını kabullenmek durumundayım, yani ideolojikleşeceksem, anti-ideolojikleşerek bunu gerçekleştirmeliyim, durak yeri Sorosçu anti-ideolojik açık toplum özgürlüğü ise, bunu olduğu gibi, paket halinde kabullenmeli ve kağıt havlu çıkaran makinenin sensörü önünden elimi geçirmeliyim. Bu benim lavabo özgürlüğüm.
Notlar
1. G. Soros, Open Society. Reforming Global Capitalism, PublicAffairs, New York, 2000, s.xx-xxi.
2. A.e., s.xxii.
3. A.e., s.6-7.

Share |

Reklamlar

5 comments on “Soros’tan Catullus’a (quare id faciam…)

  1. Anonymous
    25/12/2010

    >huc est mens deducta tua,mea Lesbia,culpaatque ita se officio perdidit ipsa suo,ut iam nec bene velle queat tibi,si optuma fias,nec desistere amare,omnia si facias!

  2. exhorder
    01/01/2011

    >h.bergson'un felsefesi pragmatizmdir. dilin, dinin, hukuğun, zekanın vb. tamamen iş yapmaya yönelik gerçeklendiğine inanır. iş kuramı, <> üzerine kurulu olup, marx'ta üstyapı olarak görülen tüm öğeler pragmatik biçimde işe odaklanır. bu bağlamda, insan evrimininde iş odaklı olduğunu ve insanlığın geçmişinin buna dayanarak bir tarihsel bölümlenmesini verir.bana kalırsa, bu adam felsefe tarihinin en ipe sapa gelmez filozofudur. platon bile bundan daha rasyonel ve tutarlı bir felsefeye sahip, üstelik idealist ve antik çağda yaşamış olmasına rağmen.

  3. exhorder
    01/01/2011

    >h.bergson'un felsefesi pragmatizmdir. dilin, dinin, hukuğun, zekanın vb. tamamen iş yapmaya yönelik gerçeklendiğine inanır. iş kuramı, fayda üzerine kurulu olup, marx'ta üstyapı olarak görülen tüm öğeler pragmatik biçimde işe odaklanır. bu bağlamda, insan evrimininde iş odaklı olduğunu ve insanlığın geçmişinin buna dayanarak bir tarihsel bölümlenmesini verir.bana kalırsa, bu adam felsefe tarihinin en ipe sapa gelmez filozofudur. platon bile bundan daha rasyonel ve tutarlı bir felsefeye sahip, üstelik idealist ve antik çağda yaşamış olmasına rağmen.

    • exhorder
      30/09/2011

      güzel yazı.

  4. Geri bildirim: Gezi direnişinin ardında Soros uzantıları mı var? | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: