C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>S1m0ne üzerine

>

Sextus Empiricus‘un Pyrrhoncu felsefeye ilişkin aktarımında da geçtiği gibi, ilk Kuşkucuların dogmatiklerden temel farkı, şeylerin özünün asla kavranamayacağını düşünmeleridir, zira Pyrrhon’a göre, hiçbir şeyi bir aracı olmaksızın idrak edemeyiz, yani her şey özünü “eşyanın tabiatına uygun olarak” gizlemektedir, bu yüzden bilindiği düşünülen her şey aslında aracının bize yansıttığı kadarıyla “öyle” olmaya mahkumdur.
Günümüzde ise gavurların Coordinated Management of Meaning, Türkçesiyle Anlamın düzenli/koordineli yönetimi dediği anlayışa göre, idrakimiz, neyin gerçek olduğuna inanacağımızı belirler. O halde idrak nesnesi (object of perception) nasıl şekillenirse anlam da ona göre şekillenir, başka deyişle, şeyin nasıl gösterildiği önemlidir, onun özünde nasıl olduğu değil. Simone boyunca verilen mesaj da esasında klasik çağ kuşkuculuğunun ve modern Coordinated Management of Meaning anlayışının kabaca bahsettiğimiz bu niteliklerine uygun olarak şekilleniyor. Simone’un simülatif ve dijital kimliği, bizim onu idrak edişimize uygun olarak hakikîleşiyor, böylece idrak oltamızın aracı kimliği, Simone’un dijital varlığına hakikî bir anlam yüklememize neden oluyor. 
Filmde öne çıkan mesajlardan biri de, Hollywood’un ve görsel medyanın etrafında şekillenen markalaşmaya güdümlü aldatıcı aura’nın insanları ne denli kolay etkileyebildiğidir. Keza Simone’a ilişkin tensel / fizikî hiçbir yaşam belirtisi olmamasına rağmen, doğumu, yaşayışı ve ölümü, onun markalaşmış ismi etrafında oluşmuş aura’nın ne kadar ikna edici bir kimliğe sahip olduğunu gösteriyor. Olmayan biri doğmuş oluyor ve geçmişine ilişkin hiçbir bilgi olmamasına rağmen Echo dergisinde bebeklik fotoğrafları yayınlanıyor ve geçmişi anlatılıyor. Derginin adı Echo, yani doğadaki yansıma ve yansıtma gücünün kutsallaşmış hali, var olanın yansıması/yansıtılması, peki, filmde var olan ne? Simülatif ve dijital bir karakter. Böyle bir karakterin yansıması ne olabilir? Filmde gösterildiğine göre, yansıtılan şey, insanların inanmak istedikleri şey, yani bizzat toplumun toplu ve koordineli bir şekilde oluşturduğu inanç dünyası. 
Peki bu aura / inanç dünyası tümüyle delinmez midir? Filmde gösterildiğine göre, Taransky’nin kızı, Simone’u babasının öldürmemiş olacağına inanırken bu aura‘yı delmeye çalışıyor ama hareket noktası bir aydınlanış ya da bilinç kazanımı değil, başka deyişle toplumu esir alan aldatıcı (bozuk ayna diyebiliriz) simülatif yapının farkına vardığı için böyle bir kanaat ediniyor değil, salt babasının böyle bir şey yapmayacağına inanıyor ve var olanın kanıtını fiziken gösteremeyenlere karşı var olmayanın kanıtının fiziken göstermeye çalışmanın salakça olacağını düşünüyor, bu kadar basit. Aslına bakılırsa, bu da yeterli bir uyanış görmek isteyene.
E. Bumpus ile T. Moranville’in Cease Fire. The War is Over. Strategies for Biblical Integration in Film başlıklı eserinde (Xulon Press, 2005, s.110) Eski Ahit’in Yaratılış bölümünde anlatılan “yasak meyvenin yenmesiyle Adem ile Havva’nın gözlerinin hakikate açılması” hikayesinde olduğu gibi, Hollywood’un da, bazen kendi kavranışı, bazen de doğruluk (truth) için, insanların gözlerini önceden belirlenmiş/kurgulanmış bir hakikate (predetermined reality) açtığı söylenir. Yazarlar haklı görünüyor ancak Kutsal Kitap’la ilişkilendirme hastalığının başka bir örneği demeden de duramıyorum, keza Simone’un abartılı gözyaşlarının toplum nazarında ne denli ikna edici olduğunu düşünebilmek için, bazen doğruya bazen de aldatıcı doğruya gözleri açılmış olmanın derin şeyini, yani hüznünü (bu noktada şalımı arkaya doğru savurup beyaz şarabımdan bir yudum alıyor ve moleskineme tutunuyorum, beeh) duyumsamak yeterli, neticede girdiğimiz odada görmek istemediğimiz birini gördüğümüzde nasıl hayal-kırıklığına uğruyor ve uzun süreli beklentimizin aniden boşa çıkmış olmasıyla beri yandan kendimizi rahatlamış hissediyorsak, aynı şekilde, bazen ayarı bozuk ayna tarafından kolayca aldatılabileceğimizi öğrenmek de bizi rahatlatabilir, bütün bunlar için (üçüncü gözün açılması ya da maymun gözünü açtı falan hep) Kutsal Kitap referansına gerek yok. Yanılmak gibi, gözün doğru ya da aldatıcı doğru olsun fark etmez, neticede açılmış olması kendinde hoş bir deneyimdir, çünkü tümüyle insana özgüdür. Ciddiyim.
Al Pacino’nun oyunculuğu ise Vittoria Coffee (“I know coffee”) reklamlarındaki oyunculuğu gibi, övmek için de gerekçe edinebiliriz, sövmek için de, aynanızın ayarının ne kadar bozuk olduğuna göre değişir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 19/12/2010 by in Başka birtakım hassasiyetler and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: