C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Kozmik Yumurta

Kozmik yumurta inanışı aslında çoğul-kökenden ziyade tekil-köken fikrini destekler.(1) Zira insanlık tek bir kaynaktan çıkıp, farklı kültürlerde benzer bir inanç sistemine sahip olduysa, ondaki bu kökensel niteliğin teklikten başka açıklaması olamaz.

Kozmik yumurta düşüncesine Mısır’da, Çin’de, ilk dönem Japonya’sında, Pelasglarda yani Yunanlarda, Afrika’da vs. birçok yerde rastlıyoruz. Yoksa İslamcıların bir dönem mottosu olan “hakikat tekti, cahiller onu çoğalttı” sözü gerçeği mi yansıtıyor? Yeri gelmişken söylemeden olmaz, felsefe cahilce çoğaltma işidir, bu İslamcı söz nazarında.(2)

Örneğin Mısırlılar evrende her şeyden önce, Nun adıyla tanrılaşmış/kişileştirilmiş engin bir okyanus bulunduğuna inanıyordu, evren yani bu engin okyanus bir yumurtanın içindeydi (bu yüzden ona kozmik yumurta diyoruz). Nasıl ki, Nil Nehri, sulayıp verimli kıldığı Mısır topraklarından çekildiğinde geriye -doğal olarak- salt toprağı bırakıyorsa, Mısır inanışına göre, bu engin okyanus da bir şekilde çekildi ve geride bir uçurum bıraktı. Mısır’da güneş tanrısı yani hanedan-öncesi dönemdeki (predynasty) adıyla Atun, daha sonraki adıyla Ra bu uçurumdan/derinlikten doğdu.(3) Havanın ve rüzgârın tanrısı olan oğlu Shu‘yu ve yaşam-veren şebnemi yani kızı Tefnut‘u yarattı/doğurdu.(4)

Bu iki kardeşin ensest ilişkisinden ikizler yani yer-tanrısı Geb ve gök-tanrıçası Nut doğdu. Mısırlılara göre, gök de yerdeki kutsal Nil Nehri gibiydi, bu yüzden Ra‘nın yelkenli gemisi her gün gökte doğudan batıya doğuya yüzerdi [keza onlara göre, Güneş tutulması da büyük bir yılanın bu yelkenli gemiye saldırmasıydı]. Aşağıda ise yer-tanrısı Geb, daire şeklindeki okyanusa yüzükoyun uzanmıştı ve Nil Nehri Mısır topraklarını beslemediği dönemlerde fazlasını yer-altına alırdı, inanışa göre, Güneş tanrısı Ra da gece gemisiyle ölümün sığındığı bu yer-altına geçerdi.

Görüldüğü gibi, sonsuz boşluktan/kaostan sonraki evrenin yaratılışı fikri Mısır’da tümüyle suyla ilişkilendirilmiştir. Bunu Mezopotamya’daki esaslı bir tema olarak düşünmek mümkün, zira Sümer/Babil kültüründeki Enuma Elish hikâyesi de bize evrenin en eski aşamasını sulu kaos (watery chaos) olarak anlatır. Bu kaos Irak kıyısında betimlenir ve bu betimlemeye göre, buradaki tatlı sular, Basra Körfezinin tuzlu suyuyla birleşir.

Burada Apsu yani suyu tatlı olan okyanus ve karısı Tiamat yani suyu tuzlu olan okyanus belirir. bu çiftin birleşmesinden oğulları Mummu yani bulut dizisi ve sis doğar. Yine bu kaostan pantheonun diğer tanrısal güçleri doğar, örneğin yeryüzü ve gökyüzü. bunlardan biri de Ea. Apsu ve Mummu, aynı zamanda Marduk’un babası olan Ea‘yı bertaraf edince, marduk buna kızar ve Apsu‘nun karısı Tiamat‘ın kalbini okla vurup kafatasını gürzle parçalayarak, tanrıçanın bedeninin yarısını göğe fırlatırken, yarısını da yer altına gömer.(5)

Böylece Marduk evrene bir ayar/şekil verip takvimi düzenlemiş olur. Takvimin düzenlenişinde haliyle gündüz/gece değişimi de unutulmaz, gece ve gündüz düzenli olarak birbirinin yerini alır, başka deyişle ışık ve karanlık (ışıksızlık) Marduk‘un elinden hayat bulur, yaşam belki de erillik/dişilikten sonra görüp görebileceği en büyük zıtlığı edinir, ya da şöyle sormalı, erillik ve dişillik de ışık ile karanlık gibi birbirini var etmez mi?

Bu noktada J.-L. Tassoul ile M. Tassoul (karı-koca olabilirler) Eski Ahit ile Kuran’daki yer/gök yaratımına ilişkin aktarımları yukarıda kısaca sunduğum Mısır ve Sümer inanışlarına eklemler,(6) hatırlayalım:

Eski Ahit, Yaratılış 1: “1. Başlangıçta Tanrı göğü ve yeri yarattı. 2. Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı’nın ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. 3. Tanrı, ‘ışık olsun’ diye buyurdu ve ışık oldu. 4. Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve onu karanlıktan ayırdı. 5. Işığa ‘gündüz’, karanlığa ‘gece’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ilk gün oluştu. 6. Tanrı, ‘suların ortasında bir kubbe olsun, suları birbirinden ayırsın’ diye buyurdu. 7. Ve öyle oldu. Tanrı gökkubbeyi yarattı. Kubbenin altındaki suları üstündeki sulardan ayırdı. 8. Kubbeye ‘gök’ adını verdi. Akşam oldu, sabah oldu ve ikinci gün oluştu…”

Kuran, Enbiya Suresi: “30. O küfre sapanlar görmediler mi ki gökler ve yer bitişik idi, biz onları ayırdık. Her canlı şeyi sudan oluşturduk. Hâlâ iman etmeyecekler mi? 31. Yerküreye, onları çalkalamasın diye bir takım dağlar diktik. Ve orada geniş geniş yollar açtık ki, doğru gidebilsinler. 32. Göğü, korunmuş bir tavan yaptık. Ama onlar göğün ayetlerinden hâlâ yüz çeviriyorlar. 33. O odur ki, geceyi, gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yarattı. Her biri bir yörüngede yüzmektedir.”

Görüldüğü gibi önce su var, sonra suyun üzerinde inşa. D. A. Leeming’in eserinden (7) özetlersek, bu, Eski Hint düşüncesinde de böyledir, kutsal Satapatha Brahmana‘da da ilkin sular yaratıma katılıyor. Su uzun bir süreçle/ritüellerle birlikte öylesine ısınıyor ki, sonunda altın bir yumurta çıkarıyor. Bu yumurtadan da daha sonraki her şeyin yaratıcısı olan tanrı Prajapati çıkıyor.

En eski Çin yaratım mitinde ise, her şeyden önce büyük bir “kozmik yumurta” vardır, bu yumurta içinde her şeyin atası olan Pangu‘yu barındırır. Yumurta çatlar ve kaostan birçok zıtlığı yani yin ile yang‘ı meydana getirecek olan Pangu bir dev şeklinde doğar.

Bu Çin mitinin Japon versiyonunda ise yer ile gök ilkin birdir, in (yin) ile yo (yang) henüz ayrılmamıştır, yaratımın nüvesini oluşturan yumurta şeklindeki kaosta bulunur.

Yunanistan’daki Pelasgların inanışında ise kozmik yumurta miti şu şekilde gelişir: Yer tanrıçası Gaia‘nın farklı bir görünümü olan tanrıça Eurynome bir evren yumurtası hazırlar ve Ophion‘a, evrendeki her farklı şeyi barındıran bu yumurtaya, çatlayana dek göz kulak olmasını (kuluçkaya yatmak?) buyurur. Daha sonraki Yunan orfik kültü ise bu kozmik yumurta fikrini geliştirir, buna göre her şeyden önce gümüş renkli kozmik bir yumurta vardır. Bu yumurtayı yaratan zamandır (peki, yumurtadan önce zaman varsa, “her şeyden önce olan” zaman olmuyor mu? Hayır, olmuyor), Phanes-Dionysos yumurtadan ilk doğumu gerçekleştirir (protogonos), yani yaratımın nüvesi olan yaratıcı androgynous‘u.(8) Çift-cinsiyetli bu nüve, evrendeki eril ve dişil güçlerin tohumudur, başka deyişle onu yin ile yang olarak da okumak mümkündür.

Her şeyden önce kozmik yumurtanın olduğuna inanılan yerlerden biri de Afrika’dır, dahası buradaki birçok eski kabilenin birçok kozmik yumurta miti vardır. Bunlardan birine yani Dogon mitine göre, her şeyden önce bulunan kozmik yumurta yedi gürlemeyle sarsılır ve iki keseye ayrılır. Her bir kesede yaratıcı tanrı Amma‘nın doğurduğu ikizler bulunur. Bazılarına göreyse Amma kozmik yumurtanın kendisidir ve kendi kendini döllemiştir. Neticede her bir plasentada bir eril, bir de dişil kardeş bulunur, ancak her ikisi de bünyesinde eril ve dişil nüveyi barındırır. Bu ikizler Nummo olarak da bilinir Dogon inanışında.(9)

Birçok Polinezya kabilesinin de kozmik yumurta miti bulunur. Mesela Tahitililer büyük tanrı Taaroa‘nın bir yumurtadan doğduğunu ve doğmazdan evvel uzunca bir süre o yumurtanın içinde yaşamış olduğunu anlatır. Bu mite göre bu büyük tanrı yumurtanın bir kısmından göğü yaratırken, kendisini de yeryüzü kılmıştır.(10)

Tibet’teki Bon dini mensupları da iki ölümsüz kudretin birleşimini kutladıkları ilahide üç yumurtadan bahsederler. Altın yumurta altından eril ve turkuaz tüylü bir yaşam oku, turkuaz yumurta altın tüylü turkuaz yaşam oku ve beyaz yumurta ise altından bir eğirmen doğurur. Ve her şeyden önce var olan gökyüzünden ve okyanus sisinden Bon doğar.(11)

Peki, bütün bunların açıklaması nedir, neden insanlar farklı coğrafyalarda ve farklı zaman dilimlerinde hep yaratımı yumurtayla ilişkilendirmiştir? İnsan ilk düşündüğünde, “ne var ki yani, yumurta insan zihninde her daim meydana gelmeyi çağrıştıran bir imgedir, civcivin yumurtadan çıkışı çok bildik bir hikâyedir” diyebiliyor ancak bu yüzeysel düşünceyle sınırlı kalmayanlar da var. Yazar D. A. Leeming, psikolog Marie Louise von Franz’ın açıklamasına sığınıyor:

“Bu yumurta mitindeki bilinç öncesine ait bütünlük motifini (motif of preconscious totality) kolayca görebiliriz. Egoya ait bilinçliliğin ya da herhangi bir türdeki belirleyici bilinçliliğin meydana gelmesinden önceki psişik bütünlüktür bu.” Yukarıda alıntıladığım eserinde D. A. Leeming, Franz’ın uykulu kafayla hiç çekilmeyecek olan bu açıklamasını açımlamaya çalışır, ona göre yumurta “farksızlığın sembolüdür” (symbol of nondifferentiation).

Başka deyişle, (bu da benim açımlamam olsun) yaratımdan önce (“insanın doğumundan önce” insandaki bilinç-öncesini düşünün, “henüz” bilinçlenmediğiniz anda sizde ne vardır? Bunu düşünmenizi istiyorum) henüz şeyler öylesine bütünlük içindedir ki, ne yin vardır ne yang; ne in vardır, ne yo; ne gece vardır, ne gündüz; ne dişil vardır, ne eril. Her şey “ancak” bir yumurtada olabileceği ölçüde birlik içindedir. Bu kendinde (in se) kusursuz bir entropidir. Yaşamın gizilliği gizli veya değil, bir şekilde yumurtada barınır, başka deyişle, yaratıcı güç onda saklıdır. O yaratıcı değildir (“o insanın bilinçlenmiş hali değildir” diyebilir miyiz? Siz henüz bilinçlenmeden önce, siz değilsinizdir, ama ne olduğunuz da tam belli değildir, başka deyişle “henüz sizin yaratıldığınız söylenemez bu durumda”), o yaratıcıyı besleyen ve doğuracak olandır, keza yukarıda özet geçtiğim mitlere bakarsanız, yaratıcıların genelde ondan doğduğunu görebilirsiniz.

“Tanrı” düşüncesiyle sarsılan ilk insanların zihnini düşünün, onların zihni de adeta bir yumurta gibiydi belki de, gizil tanrısallığı besleyip büyütmüşler ve kafayı kırarak (yumurtanın çatlaması) Tanrı’yı düşünceye doğurmuşlardı. Tanrı düşüncesini doğurmak, o insanlar için “doğmak” gibiydi. Bu analojiyi küçümsemeyin, kastım sadece “insanın tanrı düşüncesiyle kendisini doğmuş hissettiğini” değil, kozmik yumurta mitinin insanın insan oluşunu muştulayan geçmişe dönük/flashback bir kurgu olduğu düşüncesini vurgulamak. Önemli olan kozmik yumurtanın ontolojik ya da tarihsel varlığına inanmak değil, önemli olan bu mitin kurgulanma gereğidir, farklı coğrafyalarda farklı kültürler farklı zaman dilimlerinde bu inanışa neden sığındı? Kendi sığıntılıklarımızı göz önünde bulundurursak, tam ya da kutsal bir cevap bulamasak da, en azından sığıntı öncesine dönüp kendimize “neden terapisi”ni uygulayabiliriz.

Neden vapurlar İstanbul’da hâlâ kalın halatlarla traktör tekerleklerine yanaşıyor mesela, neden insanlık bu ilkel yöntemi aşamadı? Bazen cevap çooook basittir ama onu önemsememeniz [o sanki yokmuş, onunla hiç karşılaşmamışsınız ya da tümüyle unutmuşsunuz gibi düşünmeniz] gerekir, aksi halde simit olur martılara yem edilir ürkek bilinciniz. Öyle de kırılgan bir kapanışa sığınırım sabaha karşı.

Notlardan yumurta!

2. Şu “İslamcı” lafına kıl olanlar buyrunuz: http://www.jimithekewl.com/2010/10/
3. G. Massey, Ancient Egypt – The Light of the World: A Work of Reclamation and Restitution in Twelve Books, NuVision Publications, LLC, 2008, s.470.
4. M. Gadalla, Egyptian Divinities: The All Who Are the One, Tehuti Research Foundation, 2001, s.53.
5. Bkz. G. W. Bromiley, The International Standard Bible Encyclopedia: Q-Z, Wm. B. Eerdmans Publishing, 1995, s.93.
6. J.-L. Tassoul – M. Tassoul, A Concise History of Solar and Stellar Physics, Princeton University Press, 2004, s.4.
7. D. A. Leeming, Creation Myths of the World: An Encyclopedia, vol.1, Abc-Clio, 2009, s.313-314
8. D. A. Leeming, A.e.
9. P. A. Lynch – J. Roberts, African Mythology A to Z. second edition, Infobase Publishing, 2010, s.28.
10. A. P. Torney, The Guide to the All-Embracing Realm of the Ultimate, Austin Patrick Torney, 2009, s.129.
11. D. A. Leeming, A.g.e.
C. Cengiz Çevik

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: