C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Krugman’ın Çin’i

>

Paul Krugman Çin’le ilgili iki noktaya temas etmiş, birincisi Çin “…en ufak tahrikte silah kullanmaya hazır görünüyor”, ikincisi “… ekonomik anlamda bir süper gücün sorumluluklarını almış görünmüyor.” Nytimes

Krugman’ın hareket noktası bir Çin balıkçı teknesinin Japon karasularında Japon sahil gemisiyle çarpışmasından sonra, Japonya’nın tekne kaptanını tutuklaması ve Çin’in buna karşılık Japonya’ya hayatî önemdeki ham-madde sevkiyatını kesmesi. Japonya da el-mahkum, dünyadaki nadir element üretiminin yüzde 97’sini karşılayan Çin’i daha fazla kızdırmamak adına kaptanı serbest bırakmış. 

Dikkatimi çeken ise Krugman’ın bu olaydan hareketle Çin’in bu kadar önemli (“nadir” diyoruz boru mu) maddeler konusunda tekelleşmesinden ziyade, bu tekelleşmeye izin veren Amerikan yöneticilerinin basiretsizliğinden şikayet etmesi oldu. Diyor ki yazar “…olay bir yönüyle güvenilmez bir rejimin hayatî önem taşıyan malzemeler üzerinde mutlak egemenlik kurmasına karşı hiçbir şey yapmayan ABD’li karar alıcıların beceriksizliğini gösteriyor.” Yani yazara göre, ABD 80’lere kadar dünyanın lideri olduğu bu ham-maddeler konusunda geri plana düşmemeli ve kendisini geçmekte olan Çin’i “bir şekilde” engellemeliydi. 

Tamam da, yazarın da bildirdiği gibi “hybrid motorlardan fiber optiklere kadar birçok uygulamada hayatî öneme sahip olan ham-maddeler” konusunda 80’lere kadar tekel olmuş ABD hangi saikle Çin’e engel olacaktı veya hangi vasıfla? “Dünyanın koruyucusu”, “dünyanın herhangi bir konuda tekelleşebilirliği bulunan tek ehliyetli ekonomisi” ve “süper güç kimliğini sergileyebilme yetisini haiz” vasfıyla mı? Washington bu misyonu nasıl edindi? “O nadir elementlerde biz tekelleşmiştik, bu harikulade durumu nasıl bozarsınız?” demesi mi gerekirdi?

Yazar, dünyanın Çin’den başka nadir element kaynakları bulması gerektiğinden bahsediyor, bunu ABD, Çin veya başka bir ülkede yaşayan herhangi biri olarak anlayabiliyorum, zira böylesine nadir elementlerin tek bir siyasî gücün elinde çok büyük bir tehlikeye dönüşebileceğini akledebiliyorum ve hatta Krugman’ın “uluslarası sistemde önemli çıkarları olduğunu gören büyük ekonomik güçler, genelde ekonomik savaşa girişme konusunda, ağır tahrik durumunda bile çok dikkatli davranır” tespitini doğru buluyorum ancak yine de satır-arasına gömülmeden, henüz girişte yeni büyük ekonomik gücün böyle serpilmesini ve nadir bulunan elementler konusunda tekelleşmesini ABD’nin karar alıcılarının basiretsizliğiyle ilişkilendirmesi, dahası ABD’de kimsenin bu konuyla ilgili olarak “ulusal güvenlik nedeniyle tehlike uyarısı yapmamasını” rahatsız edici bulması Krugman’ın zihninde tepişen büyük fillerin ezdiği çimlere dönüştürüyor diğer milletleri ve kaderlerini.

Tamam, süper güç dengesinin sağlanmasından, süper güçlerin de sorumlu olduğu düşünülebilir, ancak hegemonik bir ham-madde tekelleşmesinden dem vururken, başka bir hegemonik yapının ona müdahalesini “gerekli” görmek sağlıklı değilmiş gibi geliyor bana. Çin’inki “güvenilmez” de, ABD’ninki “güvenilir” mi?

Share |

Reklamlar

2 comments on “>Krugman’ın Çin’i

  1. >iyi işte paul krugman'ın her iki tespitindeki Çin ne kadar da Türkiye'ye benziyor?

  2. gasilhane
    30/10/2010

    >İti yeni bir tasmaya bağlarsan yadırgar derler, demezler ama deseler bu adamın fikrine uyacakmış.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 30/10/2010 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: