C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Copernicus ve Yeni-Platonculuk

Copernicus’un Güneş’i evrenin merkezine yerleştirirken Yeni-Platonculuğun etkisinde olduğu yolundaki iddia pek sık dile getirilmiştir. makul bulamadığım bu iddiayla ilgili olarak yakında bir iki çalışmamı yayınlamayı düşünüyorum, şimdilik burada özet geçeyim.

De Revolutionibus Orbium Caelestium 1.10’da gezegenlerin dizilimini anlatan Copernicus, bu büyük eseri muştulayan öğrencisi Rheticus’un Narratio Prima’da geçmişten hareketle Güneş’e atfettiği yönetici nitelikten bahseder, Copernicus’un betimlemesi/açımlaması şöyle:
 “Zaten bu güzeller güzeli tapınaktaki ışığı (Güneş’i), her yeri aynı anda böylesine aydınlatabilen buradan (evrenin merkezinden) başka ve daha iyi bir yere kim yerleştirebilir ki? Gerçekten de evrenin bu aydınlatıcısına kimisinin akıl, kimisinin de kılavuz demesi boşa değildir. Trismegistus onu görünen Tanrı, Sophocles’in Electra’sı ise her şeyi gözetleyen olarak betimlemiştir. Güneş sanki kral tahtında oturuyormuş gibi etrafında dönen yıldızlar ailesini yönetir.”

Yukarıda da dediğim gibi, Copernicus’un burada doruk noktasına ulaşan Güneş-merkezli evren anlayışının Yeni-Platonculuğun yine Güneş-merkezli metafiziğine kozmolojik bir benzerlik (köken) teşkil ettiği de söylenmiştir (1). Peki, bu benzerliğin ölçüsü nedir? Bunu öğrenebilmek için ilkin, Yeni-Platoncu düşüncenin temeline yani bizzat büyük filozof Platon’a bakarız. R. DeWitt’in de anımsattığı gibi, Platon Güneş’i her daim “İyi”nin metaforik karşılığı olarak kullanır. Filozofa göre, Güneş nasıl tüm yaşamın kaynağıysa, iyi de kendi başına tüm hakikatin ve bilginin kaynağıdır, bunu mağara alegorisinde de görürüz, nitekim karanlık mağaraya yani cehalete kaçmış olan insan sonunda Güneş ışığına kavuşur, bu kurgusal adam özünde entelektüel yolculuğunu tamamlamış olan yani karanlıktan çıkmış olan bilgi sevdalısı (philos-sophus) kişiyi resmeder (2).

Platon’dan yaklaşık yedi yüzyıl sonra, yine onun adıyla anılmış olan Yeni-Platoncular Güneş’i Tanrı’nın simgesi olarak kullanmıştır (3). Zira Yeni-Platoncular için Güneş, Tanrı’nın kavranabilir görüntüsüdür ve var olan her şeyin merkezidir. D. Knox’a göre, Copernicus’un Güneş’i evrenin merkezine koymasında bu Yeni-Platoncu yaklaşımın da etkisinin olduğu düşünülebilir, ancak aynı yazar, Copernicus’un Güneş’le ilgili çıkarımlarının illa ki Platoncu ya da Yeni-Platoncu kaynaklardan beslenmesinin gerekmediğini dile getirir (4). bana kalırsa haklıdır da. Her ne kadar R. DeWitt’in de bildirdiği gibi (5), Yeni-Platonculuk Copernicus’un dönemindeki yaygın felsefe ekollerinden biriyse de ve kimi yazarlarca Copernicus’un öğrencilik yıllarında bu ekolün görüşlerini benimsediği söylenmişse de, yine de Copernicus’un Güneş-merkezli evren düşüncesini savunurken, gökbilimsel ya da matematiksel değil, felsefî anlamda, bu ekolden ne kadar etkilendiğini belirleyebilmek güçtür. Zira “evrenin zihni” de dâhil olmak üzere, Güneş’e ilişkin Copernicusçu duyuşta karşımıza çıkan tüm betimlemeler sadece Orta Platoncularda ve Yeni-Platoncularda karşımıza çıkmaz, eski birçok klâsik çağ yazarı Güneş’i benzer bir şekilde duyumsamıştır, bu, Güneş’in insanın yaşadığı her gün yeniden deneyimleyip, her defasında yeniden karşılaştığı, Heraclitus’un deyişiyle “her gün yeni olan / yenilenen” bir doğa hakikati olmasından kaynaklanır, Güneş, insanın, görmezden gelemeyeceği apaçık yoldaşıdır, onunla aydınlanır ve hayat bulur. Bu yüzden Cicero “Güneş’ten daha yüce ne olabilir ki?” diye sorar (6), Livius ise “daha doğacak Güneş’ler var” diyerek (7) insanlığın ve evrenin göreceği yeni günlerin ancak Güneş’le betimlenebileceğini gösteriyor gibidir. Kimi yüce zihinlerin, karanlıkla tasvirî bir bağı bulunan cehalete karşı, aydınlanmayla benzer bir bağı bulunan bilgiyi / bilgilenmeyi,  evrendeki en büyük aydınlık sembolü olan Güneş’i yücelterek övmesi şaşırtıcı olmamalıdır.
Örneğin Copernicus Güneş’i bir lamba (lampas) olarak görür ve bu zaten Klâsik Çağ Latincesinde de karşımıza çıkan bir tavırdır, bu açıdan bakarsak (örneğin) gerek Copernicus’un gerekse öğrencisi Rheticus’un Güneş’le ilgili söyleminin, anakronizme düşmemek adına “Yeni-Platoncu” olduğunu iddia edemeyeceğimiz Cicero’nun Somnium Scipionis cap. IV’teki söylemini anımsattığını bile söyleyebiliriz: “Orta bölgeye yerleşmiştir Güneş, geri kalan ışıkların komutanı, lideri ve yöneticisidir, evrenin zihni ve düzenleyicisidir, kendi ışığıyla her şeyi aydınlatıp doyurabilecek kadar yücedir.”(8)  Dahası bizzat Copernicus’un elimize ulaşan eserlerinden yani Commentariolus‘tan ve  De Revolutionibus Orbium Caelestium‘dan açıkça anladığımız gibi, Copernicus’un Güneş’i evrenin merkezine yerleştirmesi, Güneş’i sembolik de olsa Tanrı’laştıran bir felsefî düşünceden değil, tümüyle matematiksel uygunluğu sağlama arzusundan kaynaklanır. Bunu bilhassa Copernicus’un De Revolutionibus’un başına eklediği önsözdeki (Papa’ya yazdığı mektup) şu ifadelerinden anlayabiliriz:

“Aslında onlara ait yargıları çılgınlık olarak görüp küçümseyeceğim için, tümüyle matematik cahili olmasına rağmen yargısını sunmaya yeltenecek mataiologoi çıkar da Kutsal Söz’ün bir yerini kendi amaçlarına göre çirkince bozup çalışmama saldırmaya ve beni paylamaya kalkışır diye pek de endişeleniyor değilim. Öyle ki, başka özelliğiyle tanınmış bir yazarsa da, kısmen matematikçi olan Lactantius’un, yeryüzünün küre şeklinde olduğunu söyleyenlerle çocukça alay etmesi bilinmeyen bir şey değildir. Yani demem o ki, benimle bu şekilde alay edecek birileri çıkarsa âlimler hiç şaşırmasın. Matematik, matematikçiler için yazılır.”

Başka deyişle, Copernicus için göksel cisimlerin diziliminde matematiksel uygunluk, felsefî ve dinî uygunluktan daha önemlidir, hatta diyebiliriz ki, Copernicus elimizdeki hiçbir metninde bunun aksini kanıtlayacak nitelikte bir ifade kullanmamıştır. Thomas S. Kuhn’dan, A. Koyre’ye kadar birçok bilim tarihçisi, yine de Copernicus’ta Yeni-Platoncu ezgileri duymaya çalışır. Bu aslında kapının ardındaki sesleri anlamlandırma çabasından kaynaklanıyor, oysa Copernicus’u, ona söylemediğini söylettirmeye çalışmadan, anlamaya çalışmamız gerekiyor. “Copernicus’un Güneş’e taptığına inanmamak için hiçbir neden yok” diyen A. Koyre’yle Starbucks’ta oturup kaave içebilme, sohbet edebilme ya da Thomas S. Kuhn ile Boğaz’a bakıp dertleşebilme imkanım olaydı, konu elbette döner-dolaşır buraya da gelirdi, öyle sanıyorum.
Notlar
1. D. Knox, “Ficino and Copernicus”, Marsilio Ficino: His Theology, His Philosophy, His Legacy, Ed. by M. J. B. Allen – V. Rees, BRILL, 2002, s.408.
2. R. DeWitt, Worldviews: An Introduction to the History and Philosophy of Science, John Wiley and Sons, 2010, s.130.
3. R. DeWitt, A.e.
4. D. Knox, a.g.e., s.408.
5. R. DeWitt, a.g.e., s.131.
6. Cicero, Academica 2.26.82.
7. Livius, Ab Urbe Condita 39.26.9.
8. “Mediam fere regionem Sol obtinet, dux et princeps, et moderator luminum reliquorum, mens mundi, et temperatio, tanta magnitudine, ut cuncta sua luce illustret et compleat.” Ayrıca Bkz. F. A. Yates, Giordano Bruno and the Hermetic Tradition, Taylor & Francis, 1999, s.154.
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: