Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

(3) Patriyarşi öldü mü? (Liberal feminizm açmazı)

Feminizmin farklı türleri vardır: Marksist-sosyalist feminizm, radikal feminizm, postmodern feminizm ve liberal feminizm.

Eğer ilk yazıda olduğu gibi, patriyarşiyi eğer eril egemenlik olarak yorumlarsak, bu feminizm türlerinden bir tanesi diğerlerine göre büyük bir oksimoron örneği olarak görülebilir, başlıktan da anlaşılabileceği gibi, bu, liberal feminizmdir. Diğer tür feminist hareketler batı literatüründe sistem karşıtlığı ile birlikte yürür, Gezi’deki kimisi hayvanlara, kimisi çevreye, kimisi insanlara, kimisi kadınlara, kimisi belli siyasî akımlara, kimisi farklı inanç ve ırk temsillerine haksızlık yapıldığı kanaatinde olan, başka deyişle farklı hassasiyet noktaları olan muhalif grupların bir araya gelmesi gibi bir durumdur bu. İkinci yazıda bahsettiğim Black Power hareketinin Black Feminism’in önünü açması da böyledir. Ancak Liberal feminizm, diğer feminist akımların üyelerinden tam da bu noktada ağır bir eleştiri alır, buna göre böyle bir feminist hareket doğası gereği ezen sistemin işleyen çarkları arasında yer alır ve baskılayıcı sistemi reddetmez. Başka deyişle, eleştirinin özünde liberal feminizmin “beyaz batılı kadın”ların işleyen kapitalist sistemle kavga etmeden, tek tek bireysel haklarının derdine düştüğü varsayımı yer alır. Bu varsayım, anlaşılacağı üzere, patriyarşi ile kapitalizmi eş-değer görür. Böyle bir sistemde erkeklerle eşit hak ve tercih özgürlüğü istemek gerçekten kadının özgürleşmesi bakımından bir değer taşımaz eleştirenlere göre.

Bazı liberal feminist grupların UN Decade for Women gibi kadın haklarını destekleyici projeleri tetiklediği, the World Bank (Dünya Bankası), the UN (Birleşmiş Milletler) ve USAID (Birleşmiş Devletler Uluslarası Gelişim Birimi) gibi kurumları harekete geçirdiği biliniyor, üçüncü dünya ülkelerinde ezilen kadınların hakları için mücadele verdikleri de görülüyor. Ancak bütün bu girişimler, bilhassa Marksist-sosyalist feministlerin gözünde Hollywood ünlülerinin Afrika’daki çocukları evlat edinmesi gibi bir etki bırakıyor, zira onlara göre örneğin the World Bank kendi başına büyük bir sömürü aracıyken, onun belirsiz sayıdaki kadını ezerek oluşturduğu fonla düzenlediği bir yardım başka kadınlara göstermelik bir yardım imkanı sunmaktadır.

Bu minvalde eleştiri getiren Eisenstein liberal feminizmin gerçekliği örttüğünü, zira kapitalist sistemde (Eisenstein buna “kapitalist patriyarşi” diyor) kadın ve erkek için hiçbir zaman eşit haklar olamayacağını savunmuştu, ona göre mevcut kapitalizmdeki eşitsizlik temelde ırk, sınıf ve elbette cinsiyet ayrımcılığına dayanmaktadır. Marksist-sosyalist feministler daha da vurgulu bir tonla, cinsiyet istismarını kapitalizmin gerekleri arasında sayar, dolayısıyla “beyaz batılı kadın”ın modern toplumda aradığı eşit haklar aslında, ezilen kadınların yaşadığı sıkıntıları gidermeye yetmez, aksine bu tür liberal feministlerin sorun olarak gördüğü her durumu bir bug olarak değerlendirirsek, o bug‘ların giderilmesine dikkat çektikleri ve son kertede ezici kapitalizme hizmet edip onu kadınların aldatıcı bir huzur ortamına kavuştuğu, daha iyi “ezer” bir konuma getirdikleri söylenebilir. Nitekim Mies kadınların kapitalizmde üretim ve yeniden üretim aracı olduğunu söylerken kast ettiği cinsiyetçiliğin (cinsiyet ayrımcılığının) yobazlığın ya da patriyarşik tarihin bir ürünü olmadığıdır, dolayısıyla liberal feministlerin bu sistem içinde sergilediği reformist tavrın hiçbir önemi yoktur, zira sistem reformize edilemeyecek kadar kusurludur, kusuru da kadın-erkek demeden ezmeye dayanıyor olmasıdır.

Liberal feministlerin bu durumu bana Türkiye’nin doğusundaki kadınların sorunlarını temelde baba-kocanın yani etraflarındaki “yönetici” kimlikli erkeklerle olan gündelik sorunlarına indirgeyen batılı feministlerin durumunu hatırlatıyor. Oysa sadece doğuda değil, tüm Türkiye sathında kadını erkeğe ezdiren yapı salt kadının gündelik yaşamda erkeklerle eşit haklara sahip olmaması değil, bütün olarak sistemin kendisindeki ezicilik karakteridir. Devletteki hiyerarşi, altındakini koşulsuz ve istisnasız ezmek anlamını taşıyor, keza işyerinde ya da üniversitelerde olan da budur. Doğu örneği üzerinden yürürsek, orada kadını ezen erkek de sistem tarafından kültürel kimliği bahane edilerek eziliyor, sosyo-ekonomik haksızlıkları yaratan sistemin kadın-erkek dinlemediğini ve son kertede salt kadının erkek karşısında yaşadığı gündelik  haksızlıkları sıfırlayarak mevcut sorunların hepsini gidermenin imkansız olduğunu söylemek dahi yetmiyor. Daha da ileri giderek, bu sistem içinde kadınlara pozitif ayrımcılık “iyiliği” yapılsa bile, bu iyiliğin ikinci yazıda bahsettiğim “lütfeden yüce makam”dan gelmiş olduğu için bir gün negatif ayrımcılığa dönüştürülebileceği ve sistemin kendi “ezici” yapısını korumak adına bu tür önlemler alabileceği söylenmelidir. Örnek üzerinden söylersek, Kürt sorunu ve bu sorunu yaratan temel sorunlar çözülmeden, Kürt kadınının sorunu çözülmez.

Liberal feministlerin reformist retoriği (maaşallah: reformatica rhetorica liberalium femininium) bu açmazı, mevcut kapitalist durumu oluşturan koşulların kapitalizme içkin olmadığını varsayarak -belki- aşabilir (“gerçek kapitalizm bu değil!”), ancak henüz bunun da garantisi yok, çünkü alternatiflerini de kendisine benzeterek var eden (Çin kapitalizmi, Tokyo kapitalizmi, Dubai kapitalizmi, vb.) bir sistemden bahsediyoruz ve alternatiflerinde değişen pek bir şey yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 05/10/2013 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: