C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

(2) Bir Latinceden çevirememe örneği… “Carmina panem dant”

Bu ara onca işim arasında vakit buldukça Umberto Eco’nun son kitabı Prag Mezarlığı‘nı Türkçe çevirisinden (Çev. Eren Yücesan Cendey, Doğan Kitap, 2011) okuyorum. Genelde teorik çalışma-dışı salt keyif için roman okumayı -elbette ki kendi adıma- vakit kaybı olarak değerlendiriyorum, ancak Eco’nun romanları tekrar tekrar okunmayı ve incelenmeyi hak eden birer bilgi hazinesi, Eco romanı okumak sadece “roman okumak” demek değil, aynı zamanda belli bir olay örgüsü üzerinden besleyici bilgilerle doyurulmak demek (kendi adıma söylemem gerekirse, en çarpıcı örneği Foucault Sarkacı), bu yüzden onun Prag Mezarlığı‘na ayırdığım vakitte “aktif dinlenme” yaptığımı düşünüyorum.

Prag Mezarlığı‘nda, bu aktif dinlenmeyi katmerleyen unsurlardan biri de evvelce bildiğim ya da bilmediğim Latince alıntıları irdelemem oldu.

Bilmeyenler için kısaca söyleyeyim, Türk yayınevlerinde “yazılı olmayan” kurallardan biri şudur: Latince dışındaki bir dilden çevrilen bir metinde Latince ifadelerle (genelde terim ya da deyim anlamı taşıyan küçük ifadelerdir bunlar) karşılaşıldığında çeviren veya metnin editörü (a) Latince bilen birine danışır, (b) ilgili metnin farklı çevirilerinde ya da asıl metinde söz konusu Latince alıntının metnin asıl diline nasıl çevrildiğini gösteren dipnota bakar, (c) Google’da (veyahut kendi somut kaynaklarında) arar. Düşünülürse bunlardan gayrı bir yol tutturmak mümkün değildir. Kimileyin bana da danışıldığından (kendimden biliyorum?) ilk durumun daha makul olduğunu çeşitli kereler deneyimleme şansına eriştim.

Çağdaş dillerde yazılmış metinlerin Türkçe çevirilerinde Latince ya da Yunanca ifadelerin Türkçeye aktarımının ne kadar önemli olduğuna dair çok şey söylemeye gerek yok, “iyi çevirinin” doğasında zaten bu var; öyle ya, iyi çeviri “bir metni başka bir dile maksimum doğrulukla aktarma” demek. Özensizce ya da bilgisizce yapılan çeviri denemeleri “iyi çeviri” amacına ulaşmaz.

Burada işlemeyi düşündüğüm konu gereği, özet geçeceğim. Yazın çevirisi bağlamında Kloepfer’in çeviride serbestliğe imkan tanıyan (“çeviri, yaratarak yazmaktır” ya da “şiir çevirmeni, şairin şairidir” ifadeleriyle kendini gösteren) yaklaşımını benimsemekte güçlük çekiyorum, daha çok, Prag Dilbilim ekolünün bir temsilcisi olan Levy’nin “metni önce detaylı bir şekilde kavra ve sonra çevir” şeklinde özetleyebileceğimiz kılı kırk yaran yaklaşımını doğru buluyorum (Cato’nun “önce konuyu kavra, sözcükler ardından gelecektir” öğüdünü hatırlayın), zira “iyi kavranmış” her metnin başka bir dile “iyi bir şekilde” aktarılabileceğini / çevirilebileceğini düşünüyorum. Burada asıl metnin çevirisinden ziyade, asıl metinde yer alan küçük Latince ifadelerin çevirisinden bahsetme niyetinde olduğumdan, ilgili ifadelerin çevirilerinde ancak dile hakim olan (ya da “olmaya çalışan”) bir kişinin bu ifadelerin çevirisini yapması gerektiğini düşündüğümü belirtmek isterim. Başka bir yazıda farklı örneklerin ışığında bu konuyu inceleyebilirim / detaylandırabilirim, ancak şimdi Eco’nun eserindeki bir Latince ifadenin dipnotta nasıl Türkçeleştirildiğinden bahsederek “Bir Latinceden çevirememe örneği…” başlıklı tespitlerime bir yenisini eklemek istiyorum izninizle.

Eserin bir yerinde (3. bölüm, s.43) Latince “Carmina dant panem” ifadesi geçiyor.

Çevirmen (“ç.n.” notuyla verilen) dipnotta şöyle açıklamış bu ifadeyi:

“* Carmina dant panem: (Latince) ‘Edebiyat ve felsefe karın doyurur.’ Burada Latince bir deyiş tersine söyleniyor. Aslında ‘Carmina non dant panem’ denir ve ‘Edebiyat ve felsefe karın doyurmaz’ anlamında kullanılır (ç.n.).”

Oysa “Carmina dant panem” ifadesinin tam Türkçesi şudur: “Şiirler ekmek verir.”

Burada biri morfolojik, diğeri semantik yada semiyolojik olmak üzere iki problem olduğunu düşünüyorum:

a) İlgili ifade “Edebiyat” ve “Felsefe” sözcüklerini içermez.

b) İlgili ifadedeki “carmina / şiirler” sözcüğünün edebiyatı temsil ettiği söylenebilirse de, felsefeyle “doğrudan” bir ilgisini bulmak imkansızdır (bu tespiti yaparken “felsefe-şiir” zıtlığına ya da antinomisine hiç değinmiyorum).

Yukarıda da söylediğim gibi, Kloepfer’in çeviride serbestlik düşüncesine -bu noktada- karşı çıkarak, “ekmek vermek” eylemi / deyimi, içinde “karın doyurmak” eylemini / anlamını barındırmasına rağmen “ekmek vermek” eyleminin / deyiminin kendi başına da saklı manayı verebildiğini düşünüyorum; bunu belirtmemin nedenini anlamışsınızdır, zira bana şu iddia edilebilir(di): “Tamam da, sözcüğü sözcüğüne çevirmek bazen kast edilen mananın çevrilen dilde anlaşılmamasına neden olabilir.” Böyle olsa dahi, burada üzerinde durduğum örnek için bu durum söz konusu değildir, zira yukarıda da dediğim gibi, “Şiirler ekmek verir” dendiğinde anlaşılan, zaten şiirlerin karın doyuracağıdır.

Ayrıca dipnottaki açıklamayı tutarsız bulmak da mümkündür, zira ilkin çevirmen Latince ifadenin eşiti olarak “Edebiyat ve felsefe karın doyurur” diyor, daha sonra Eco’nun ters-göndermesini açıklamak için asıl deyişin “hangi anlamda” kullanıldığını söylüyor: “Aslında ‘Carmina non dant panem’ denir ve ‘Edebiyat ve felsefe karın doyurmaz’ anlamında kullanılır.”

Kaldı ki, çevirmenin Kloepferci bir duyuşla “sözcüğü sözcüğüne çeviri yapmama” arzusunda olduğunu da düşünmüyorum, sadece Latince bilmediği için ya Eco’nun asıl metinde düştüğü “açıklayıcı” dipnottan yararlanmıştır (asıl metne bakmadığım için, onda böyle bir not olup olmadığını bilmiyorum) ya da yukarıda bahsettiğim türden bir araştırmayla ifadenin “bire bir” çevirisinden ziyade kast ettiği “anlamı” doğrudan yazmak istemiştir. Oysa yukarıda bahsettiğim iki yönlü problem, anlam genişletmesini çevirmenin mi, yoksa okuyucunun mu yapması gerektiği konusunda bir fikir sunabilir, öyle ya, çevirmen Türk okurunun Prag Mezarlığı adlı eserini Türkçede  “Eco’nun yazdığına en yakın şekilde” okuma arzusunu doyurmakla mükellefse, ya “carmina dant panem” alıntısını doğru bir şekilde “bire bir” vermeli ya da hiç Türkçeleştirmeye çalışmadan onu olduğu gibi bırakmalıdır. Böylece Latince bilmeyen çevirmen “ve Felsefe” sıkıştırmasını ve dolayısıyla (az ya da çok, hiç fark etmez) dipnotla bile okuyucunun anlam dünyasına, -metnin yazarı yani Eco olmadığı için- subjektif bir ekleme yapmamış olurdu.

Ha, felsefe de ekmek vermiyor olabilir ama o başka!

addendum:

 Şadan Karadeniz’in yine Eco’nun Il pendolo di Foucault‘sunun çevirisinde (notlar ve sözlük bakımından) gösterdiği özeni, E. Y. Cendey’in bu çevirisinde göremiyoruz, zira çeviride Fransızca alıntılar da olduğu gibi bırakılmış.

Reklamlar

One comment on “(2) Bir Latinceden çevirememe örneği… “Carmina panem dant”

  1. Melike
    29/11/2011

    Umberto Eco’yu çevirebilecek çevirmen ya yok ya da bu işe soyunmamış. Zira senin de bildiğin gibi Can Yayınlarından basılan “Yorum ve Aşırı Yorum” kitabinin çevirisinde de hatta basımında da özensizlik vardı ki bu konuda da birşeyler karalamıştık (Can Yayınları, Umberto Eco, “Yorum ve Aşırı Yorum”, çev. Kemal Atakay).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: