C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Cicero ezilesi zambaklardandı sanki

Son birkaç haftadır internette (-takip etmediğim kadarıyla- belki daha uzun süredir) üzerinde sık durulan ya da geyik malzemesi kılınan “şu tarihte, şu saatte önemli olaylar baş gösterecek” minvalinde mesajlar yayan -bilinçli ya da bilinçsiz, trol  amaçlı ya da değil- Illuminati zırvaları, ayaklar altına alınıp ezilesi zambakları düşündürdü bana. Hangi zambakları? Zambaklar neden ezilesi ki?

Zamanında Fransız monarşisini yıkma adına evrensel komploya katılan tapınakçıların (aklıma bir zaytung haberi geldi, hani devletlerin hepsi Türkiye’ye zarar vermek için uğraşıyordu hep) sembolizmine yerleşmiş olan zambaklar bunlar. Bu ara okuduğum Eco’nun Prag Mezarlığı‘nda “Tapınakçılar”, “talih” ve “komplo” bağlamında bahsedildiğinden, dahası yine bir süredir üzerinde çalıştığım Cicero’nun De Officiis‘inin “bu ara” irdelediğim bir yerinde talih meselesine kısaca değinildiğinden, bu üçlü örtüşmeyi hasbelkader taçlandırayım dedim.

Zamanında (!) Tapınakçıların Ajanı ve dolayısıyla mason olan Cagliostro yani  Joseph Balsamo (kendisi hakkında derin! bilgiye W. R. Trowbridge’ın “Cagliostro: Maligned Freemason and Rosicrucian” başlıklı eski eserinden ulaşabilirsiniz) Londra’daki bütün masonlara bir mektup yazdı. Mektupta Sonsuzluk Tapınağı‘nın yeniden inşa sürecinin başlaması gerektiğini söylüyor ve Masonluğa, özünde tanrıça Isis’e tapınmayı içeren yeni bir Mısır riti ekliyordu. Üç sembolik harfi diğer masonlara tanıtıyordu: L.:., P.:. ve D.:. Bu harfler Latince “Lilia pedibus destrue” cümlesindeki üç kelimenin baş harfleriydi. Bu cümlenin Türkçesi şöyledir: “zambakları ayaklarının altına al!”

Masonluğun en geniş ve en bilgilendirici kitabını (Morals and Dogma: Of the Ancient and Accepted Scottish Rite of Freemasonry) yazan Albert Pike, üç aşağı beş yukarı böyle anlatıyor.

Eco’nun aktarımına göreyse (Türkçe çevirisinde 97-100 arasındaki sayfalar) -Alexandre Dumas’ın Joseph Balsamo adlı eserinden hareketle- masonik toplaşmanın apaçık bir siyasî komplo amacı vardır. Stockholm, Londra, New York, Zürih, Madrid, Varşova ve farklı Asya ülkelerinin mason localarının üyelerini bir araya toplayan Balsamo / Cagliostro, bu mason ordusuyla “saf olmayanı yeryüzünden kovmayı, daha doğrusu insanlığın iki büyük düşmanı olan taht ve sunak masasını zayıflatmayı istiyordu.” Cagliostro “ölüler dünyasından haber getiren bütün kahinler gibi, binlerce kuşaktan, Musa’dan ve belki Asurbanipal’den beri yaşadığını ve ayaklanma zamanının geldiğini bildirmek için Doğu’ya geldiğini söylüyordu.” Ona göre “halklar ışığa doğru aralıksız yürüyen bir alay oluşturuyorlardı ve Fransa bu alayın öncüsü olmalıydı. Fransa’nın eline yürüyüşün gerçek meşalesi verilmeli, bu meşale dünyayı yeni bir ışıkla tutuşturmalıydı. Fransız monarşisi yirmi yıl içinde yeryüzünden silinmeliydi. Bu yüzden bütün masonlar lilia pedibus destrue sloganını benimsemişti.” Elbette ki, ayaklar altına alınası, yani ezilesi olan zambaklar, Fransız zambaklarıydı.

Peki, yerel bir monarşinin yıkılması için neden evrensel bir komplo düzenleniyor? Yerel nitelikli bir olayın, tarihin seyrinde önemli bir yer edineceği ya da salt semptom hüviyetinden çıkıp “meşale”leşerek daha sonraki olayları etkileyeceği ve dolayısıyla yerele dönük evrensel müdahalenin aslında evrensele dönük evrensel bir müdahale olduğu ne zaman anlaşılır? Durum ne zaman bu şekilde tespit edilir ya da meselenin adı ne zaman bu şekilde konur? Metafiziğe gömülmeyeceksek, olay anında ya da öncesinde olmadığı muhakkak, zira monarşinin zayıflamasının ve yıkılmasının yol açacağı “sonraki” olaylar silsilesinin önceden bilinmesi kehanetsel birtakım olgulara dayandırılabilir ancak ya da söz konusu silsilenin “belli amaçlar çerçevesinde” düzenlendiğine inanılması ise, en azından burada irdelediğimiz Fransız ayaklanması bağlamında, olayları nedenleriyle birlikte etkileyebilme gücüne sahip yetkin bir erke yani masonik bir yapılanmaya dayandırılmak durumunda kalır (hele ki, söz konusu dönemde “her şeyin arkasında Amerika’nın ya da İsrail’in olduğunu söyleyebilme alternatifi gerçekten lüksken.”).

Günümüzde de benzer ya da “aynı” erkin Arap Baharı’nı ve batıdaki ekonomik, Avrupa’daki (Avrupa Birliği’ndeki) ise hem ekonomik, hem de siyasî sarsıntıyı fitillediğini söylemek mümkün. Hatta bir ara şu katliamcı Norveçli katilin ve Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’ın beyaz-sarı kafalarına bakarak, onları, -Sitchin’den hareketleniyorum elbette- belirsiz aralıklarla insanoğlunun yeryüzündeki evrimine müdahale eden uzaylılarla ilişkilendirme gafletine düşmüştüm, kabul ediyorum denyoca bir girişimdi ama içinizi ferahlatacak olan bilgi, bunu çok kısa sürdürdüğüm olsun.

Eco’nun eserdeki anlatıcısı Dumas’ın ilgili eserindeki aktarımında yer alan “evrensel komplo” temasını anlatırken önemli bir noktaya değiniyor, diyor ki “… yazarın tek bir komployu anlatırken aslında olası bütün komploların Evrensel Biçimini anlattığını fark etmiş midir diye düşünüyordum.” (s.99) Kast ettiği şeyi devamında açıklıyor: “Ellerini bütün ülkelere uzatmış olan bu cemiyetin dünyanın dört bir yanından gelen entrikacılarını düşünelim, bunları açık bir alana, bir mağaraya, bir şatoya, bir mezarlığa, kilise bodrumuna ama yeterince karanlık bir ortama toplayalım ve her birinden dünyayı fethetme arzusunu ve izlerini açığa çıkaran bir konuşma yapmasını isteyelim… Tanıdığım herkes hep gizli bir düşmanın komplosundan korkardı: bu düşman dedem için Yahudiler, Cizvitler için masonlar, Garibaldi yanlısı babam için Cizvitler, Avrupa krallarının yarısı için Carbonari örgütü, arkadaşlarım için rahiplerin kışkırttığı kral, dünyanın polislerinin yarısı için Bavyera Illuminatoları idi ve eminim dünyanın her yanında böyle bir komplo korkusuyla yaşayan çok insan vardı. Buyurun size keyfinizce dolduracak bir form: Herkes kendi komplosunu yazabilir.” (s.99)

İlginç olan (daha doğrusu “bana ilginç gelen”) Eco’nun, yukarıdaki aktarımın devamında kişinin (kişilerin) en çok bildiği şey ile yetinerek “başkalarından şüphelenme” motivasyonunu elde etmesi ve bunu “talihsizliğine” yormasına bağlamasıdır. Eco şöyle diyor: “Herkes ben neden talihsizim (ya da arzuladığım kadar talihli değilim) ya da benden daha az layık olanlar daha fazla lütuf sahibi olurken bu benden neden esirgeniyor, diye sorar. Hiç kimse talihsizliğinin kendisindeki bir noksanlığa bağlı olduğunu düşünmediği için [“herkes” (bunu ben ekliyorum)] bir suçlu bulmaya çalışır… Bir komployu ifşa etmek istersem, alıcıya orijinal bir malzeme vermeme gerek yoktu, çünkü sadece ve özellikle ya öğrenmiş olduğunu ya da başka yollardan kolayca öğrenebileceği bilgileri vermem onu memnun edecekti. İnsanlar sadece zaten bildiklerine inanırlar ve Komplonun Evrensel Formu’nun güzelliği de işte buydu.” (s.100)

Cicero De Officiis 2.19’da “…olan biten talihin eseridir, ancak insanların desteği ve çabası olmasa, hiçbir taraf olan bitenden etkilenmez” derken, -Eco’nun yukarıda bahsettiği türden- uzun süren edilgenlik, zayıflık veya yoksulluk durumunun sebep olduğu bir şahsî eziklik duygusunun, kişide (kişilerde, ekollerde) başkalarında etkenlik rolünü görmeye sebep olduğunu düşünüyor olabilir, zira Cicero aynı yerde “insanların desteğini elde etme ve tutma” gereğini yükümlülükten sayarak, belki de kendi sürgününü anımsar ve halkın hıncı ve dolayısıyla günün siyasî konjonktürü yüzünden Roma’yı terk etmek zorunda kalışını -kendi durumundan hiç bahsetmeden- dile getirir: “… genelde saygıdeğer vatandaşların sürgününe, bozgununa ya da kaçmasına sebep olan kitlelerin hıncını düşün.”

Sanıyorum ki, Cicero kendisini “talihsiz” görmüyor ya da “neden siyasî rakiplerim bu kadar talihli!” veyahut “bunlar hep başkalarının komplosu” diyerek hayıflanmıyordu. Felsefedeki eklektik yapısına uygun olarak Stoacılığın “talihin / Fortuna’nın gücünü kabullenip onu küçümseme / reddetme” eğilimindeydi, dolayısıyla rasyonel ve nesnel bir karakter çizip, hem kendisinin, hem de “komplo düzenledikleri düşünülebilir olan” siyasî rakiplerinin gücünün ve argümanlarının farkındaydı, bu yüzden Eco’nun “… senin mahvını tasarlayan Tuono Dağı’nda toplanan birileriydi” çıkarımının muadili bir şeyler söylememiş, Octavianus’un -iktidar hırsıyla- kendisine attığı kazığı (ya da “hazırladığı komployu”) unutabilmek ve belki de umursamamak adına, kendisini, tıpkı kızı Tullia’nın ölümünden sonra yaptığı gibi, felsefe çalışmalarına adamıştı.

Cicero, masonik komplo bağlamında, ezilesi zambaklardandı sanki.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: