Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Orpheus ya da felsefe: Bir Bacon okuması

Francis Bacon’ın De Sapientia Veterum adlı eserinden evvelce bahsetmiş olmalıyım. Geçen gün kıyıda köşede kalmış dosyalarımı karıştırırken gördüm: 2007 senesinde eseri çevirmeye başlamışım ama yarım kalmış. Ara sıra dönüp baktığımı ama zaman bulamadığımdan bakmakla yetindiğimi hatırlıyorum. Eser Bacon’ın mitolojik öykü ve unsurları anlatıp siyasî ve felsefe-bilimsel perspektifte yorumladığı önemli bir metinden oluşuyor. Metnin Latincesine tekrar bakınca, bir bölüm dikkatimi çekti: “Orpheus sive Philosophia” yani “Orpheus ya da Felsefe”. Metni çevirmemişsem de, okumuş olmalıyım ki, içeriğini hatırlar gibi oldum. “O halde niçin çevirmiyorum?” diyerek oturdum bir çırpıda çevirdim. Daha sonra “Madem çevirdim, niçin yayınlamıyorum?” dedim ve metni bir dergi için hazırlamaya koyuldum ama sonra vazgeçtim, belki eserin geri kalan kısmını da tamamlayıp bir yayınevine veririm. Aslında eseri ilkin Kabalcı’dan çıkacak diye çevirmeye başlamıştım, hatta yayınevi “önümüzdeki program” bağlamında eserin reklamını da yapmıştı. Maalesef, öyle kaldı. Neyse artık, önümüzdeki programlara bakacağız.

OrpheusBacon’ın Orpheus’la ilgili aktarımına bakınca hatırladığımı gördüğüm ilk husus daha önce başka bir yazarda görmediğim doğa felsefesiyle yapılan ilişkilendirmeydi. Sonra şunu da hatırladım: Bacon’ın yaptığı gerçekten de orjinal bir iş<ti>, zira mitolojik aktarımları günün siyasî problemlerini çözebilmek için kullanıyor<du>, dahası bunu da felsefe üzerinden yapıyor<du>. Bu aynı zamanda pratik ve yararcı genel İngiliz felsefesinin seçkin ya da kimilerine göre kaba bir örneğidir. Bu konuya değinmeyip sadece Orpheus / doğa felsefesi bağlamının Bacon tarafından nasıl kurulduğundan bahsedeceğim, belki bu sayede eserin tümünün çevrilip yorumlanması heyecanını yeniden körükleyebilirim, şaka gibi ama üzerinden altı yıl geçmiş!

Bacon eserinde yöntem olarak, önce öyküyü özetliyor, sonra yorumluyor. Orpheus örneğinde de önce geleneğin en genel aktarımını (fabulavulgata: <kabaca, genel olarak> aktarılan öykü) kabul ederek anlatıma başlıyor: Bacon’a göre, Orpheus öyküsü Philosophia universa yani evrensel Felsefe’nin (evet, büyük harfle!) bir imago‘su yani tasviri/resmidir. Diğer öykülerin yorumlanışında da aynı kabulü görüyoruz, başka deyişle Bacon mitolojik öykülerin bilinçli mesajlar taşıdığını ve bilinçli tasarımlar olduğunu kabul etmektedir. Şiddetle tartışılması gereken bir konu, ancak burası yeri değil. Tek söylediğim şu olsun: Mitolojik aktarımlar “şiir dini” deneyiminin aslî unsurlarıdır, dolayısıyla birer özgür tasarım örnekleri olup bağlamda alttaki ve üstteki başka mesajlara eklemlenerek, bir bütün oluştururlar. Dahası bu bütünlük her daim yeni tasarımların önünü açar, zira açık zihinli bir düşün ürünü olduğunun farkındadır, aksi olsaydı Yunan tragedyasındaki mitolojik genişletmeler olmazdı. Tekrar Orpheus’a dönüyorum: Bacon Orpheus’un persona‘sının kutsallığını vurgulayıp onu harmoniae peritus yani bir “uyum üstadı” olarak tanımlar, buna göre Orpheus “her şeyi yumuşak bir ölçüyle yakalayan ve beraberinde taşıyan” (modis suavibus cuncta vincen<ti>s et trahen<ti>s) bir figürdür, bu da onu Felsefe’nin tasvirine (ad Philosophiae descriptionem) kolayca uydurulabilmesini sağlar.

Tanımın ardından öykünün içeriğine geçilir: Bacon’ın ilk vurguladığı husus Orpheus’un emeklerinin, asalet ve güç bakımından Hercules’in emeklerinden daha üstün olduğudur (labores enim Orphei labores Herculis… dignitate et potentia superant). Bacon iki mitolojik figürü kıyaslarken Orpheus’u sapientia yani bilgelik, Hercules’i ise fortitudo yani fiziksel güç ile betimler. Öykünün akışı malumunuz: karısının vakitsiz ölümü (mors immatura) Orpheus’u derinden yaralar ve karısının peşinden Hades’e gider, bu yaşarken ölümü istemenin yani yaşamaktan vazgeçmenin bir örneğidir. Bacon Orpheus’un sadece “lirine güvenerek” (fretus lyra) Hades’e gittiğini vurgular. Bacon bahsetmese de, bu onun yerleşik kurallara dayanan sistem karşısındaki isyan enstrümanıdır, zira ölünün dirilebileceği düşüncesi Yunan dininde ve mitolojisinde talep edilmesi bile günah kabul edilirken, Orpheus karısının dirilmesi için ölüler aleminin efendilerini (Manes) ikna etmeye gider. Başarır da. Lirinden yükselen müziğin tatlılığı ve modülasyonları yani notalar arasındaki geçişler, tınılar efendileri mutlu eder ve karısıyla birlikte yeryüzüne çıkmasına izin verirler.

Gerisi de malumunuz, Bacon geleneğin aktarımını olduğu gibi kabul ediyor: Orpheus’a  bir kural olarak yeryüzüne çıkana kadar karısına dönüp bakmaması, aksi halde Hades’e geri döneceği söylenmişse de, Orpheus eşiğe gelmeden önce döner bakar acaba karısı da arkadan geliyor mu diye ve kuralı ihlal eder.

Karısı olmadan yeryüzüne çıkan Orpheus artık kadınlardan nefret ederek (osor mulierum) tenhalara çekilir (in solitudines profectus est). Buralarda şarkılarının ve lirinin tatlı ezgileriyle (cantus et lyrae dulcedine) her türden vahşi hayvanı kendine çeker (feras omnigenas ad se traxit). Burada vurgulanan husus her hayvanın kendi doğasını terk ederek (naturam suam exuentes) öfkesini ve vahşiliğini artık hatırlamayan bir canlı (nec irarum aut ferocitatis memores) olmasıdır. Lirin ve şarkıların gücü sadece hayvanları değil, ağaçları/koruları ve kayaları da Orpheus’un etrafına toplar. Ta ki, “Bacchus’un uyarıcılarıyla kendinden geçmiş olan Trakyalı kadınlar” (Thraciae mulieres, stimulis Bacchi percitae) ellerindeki boruyla rahatsız edici bir gürültü çıkararak Orpheus’un yanına gelene dek. Bacon bu noktada, Orpheus’un etkileyici müziğinin artık duyulamaz hale geldiğini ve dolayısıyla cahşi hayvanlar ile ağaçlar ve kayaların tekrar eski doğalarına geri döndüğünü söyler. Başka deyişle, “düzenin ve birliğin bağı olan yetenek bozulmuş” (soluta virtute quae ordinis et societatis istius erat vinculum) ve vahşi hayvanlar eskisi gibi birbirlerini avlama derdine düşmüştür. Burada apaçık bir şekilde görünen, harmoniae peritus olduğu söylenen Orpheus’un ritmik ve tınısal egemenliğinin sağladığı ordo ve societas‘ın, Bacchus’un esrik uyarıcıları eliyle bozulmasıdır. Bacon bu bozulmanın bizzat Orpheus’a da etki ettiğini düşünür, ki bu da Orpheus’la ilgili geleneksel aktarımın bir parçasıdır. Buna göre, aynı esrik kadınlar Orpheus’u da paramparça edip toprağa saçmıştır. Bu vahşi cinayet Musa’ların kutsal nehri olan (fluvius Musis sacer) Helicon’u derinden yaralar, sularını toprağın altına çeker ve farklı noktalardan fışkırmasını sağlar.

Mitolojik öykünün anlatımı burada bitiyor. Bacon metnin devamında yorumuna geçiyor: Buna göre, Orpheus’un müziğinin iki işlevi vardır: Biri ölülerin efendilerini dindirmek, diğeri vahşi hayvanları ve ağaçlar ile kayaları yanına çekmektir. Bacon’ın buluşuna göre, bu işlevlerden ilki doğa felsefesinin, ikincisi ise ahlak ve insan felsefesinin mitolojik bir tasviridir. Bacon doğa felsefesinin uzak ara en soylu iş (opus… naturalis philosophiae longe nobilissimum) olduğunu söyler, bununla birlikte onun “bozulabilir nesnelerin düzeltimi ve yenilenmesi” (restitutio et instauratio rerum corruptibilium) ile “cisimlerin kendi konumlarında tutulması, çözülme ile bozulmanın geciktirilmesi” (corporum in statu suo conservatio et dissolutionis et putredinis retardatio) görevlerinin ziyadesiyle güç olduğunu da ekler.

Bacon bu noktada beliren doğal epistemik kötümserliği Orpheus’un karısı olmadan yeryüzüne döndüğünde deneyimlediği kedere benzetir. Bu zekice bir buluştur, zira Bacon Novum Organum başta olmak üzere felsefe-bilim eserlerinde Aristotelesçi-Skolastik bilim anlayışını kıyasıya eleştirirken, temel çıkış noktası eski dedüktif yani tümdengelim yönteminin ilkece yanlış olduğudur. Dolayısıyla yerleşik bilim anlayışıyla doğa araştırması yapılamayacağını düşünüyordu, ona bilim ütopyası olan Atlantis’i yazdıran da buydu. (Bu konuyla ilgili olarak blogdaki “Bir Bilim Ütopyası olarak Yeni Atlantis” başlıklı yazıma bakabilirsiniz.) Peki bu epistemik karamsarlığın Orpheus öyküsünün devamındaki yeri nedir? Bacon kendi dönemindeki doğa araştırmasına dönük çalışmaların başarısızlığının entelektüelleri ziyadesiyle ahlak felsefesine yönlendirdiği gerçeğini de öyküye bağlayarak karamsarlığın sonucunu ortaya koymuş olur. Ona göre doğa araştırması gibi büyük bir işin altından kalkamayan felsefe kaçınılmaz olarak kederlenip insan meselelerine yönelir, tavsiye ve belagatiyle erdem, adalet ve barış sevgisini insanların zihnine akıtarak halkın bir araya gelmesini ve birlik olmasını sağlar; insanlar ilkeleri ve disiplinleri görüp onlara riayet ettikçe, felsefe onların yasaların boyunduruğuna girmesini, otoriteye boyun eğmesini ve dizginlenmemiş tutkularını unutmasını sağlar.

Görüldüğü gibi Orpheus’un karısını ölümden yaşama tekrar getirememiş olmasını, doğa araştırmasının güçlüğüne, daha sonra da vahşi hayvanları etrafında toplayıp onlara vahşi doğalarını unutturmuş olmasını da ahlak felsefesinin sığınak oluşuna benzetir. Bacon’ın “ölüyü diriltme” şeklinde kendini gösteren bilimsel gelişim hedefinin şaşırtmaması gerekir, zira onun yaşadığı dönemin İngiltere’sinde, tıp alanında, Harvey’in kan dolaşımı teorisi gibi birçok gelişme ve devrim yaşanmıştı. Her ne kadar Bacon, Copernicus’un Güneş-merkezli evren teorisine olduğu gibi, Harvey’in buluşuna da kuşkuyla yaklaşmışsa da, en nihayetinde hedefinin, yukarıda da bahsettiğimiz gibi, “bozulabilir nesnelerin düzeltimi ve yenilenmesi” ile “cisimlerin kendi konumlarında tutulması, çözülme ile bozulmanın geciktirilmesi” olduğu unutulmamalıdır. Bu hastalıkların ve siyasî/ekonomik çekişmelerin her yana yayıldığı bir yüzyılda, her entelektüel gibi kendisini de karamsarlığa iten problemlerin giderilmesi için çözüm arayan Bacon’ın doğal bir talebi olarak görülebilir. Dahası, ahlak ve insan felsefesi de, ona göre bir boş konuşma, gevezelik değilse de (ki bu minvalde yazılmış birçok metni vardır, başta Essaies‘i), öncelikli bir mesele değildir. Hatta Bacon Orpheus metninin devamında ahlak ve insan felsefesinin kazanımlarından da bahseder, ona göre binalar kurulur, kentler gelişir ve bahçeler derli toplu hale gelir. (Bahçe düzenlemesi Bacon’ın tutkularından biridir, Essais‘indeki bir deneme  bu konuya ayrılmıştır.) Ancak bu Orpheus’un vahşi hayvanları, ağaçları ve kayaları etrafında toplaması kadar aldatıcı ve geçicidir. Asıl iş ölüyü diriltmekken, bu işte başarısızlığa uğramış olmanın verdiği kederi bastırmak için -tıpkı Orpheus gibi- girişilmiş avutucu bir eylemdir ve hiçbir değeri yoktur. Nitekim Bacon bu noktada bir ölümlünün “gerçekten” dirilmesi ve sonsuza kadar yaşaması ile salt isminin şöhretinin sonsuza kadar yaşamasını kıyaslar, ikincisini birincisinin eksikliği avutulsun diye uydurulmuş bir yalan olarak görür, işte ahlak ve insan felsefesi bu yalanın sorumlusudur.

Peki, Orpheus’un kadınlardan uzaklaşıp tenhalara çekilmesini nasıl yorumluyor? Metni Orpheusokurken en şaşırmadığım yer burası oldu. Zira Bacon diğer eserlerinde de “büyük adamlar”ın evlenip de çoluk çocuğa karışmasını, devlete hizmetlerinin niteliği zarar göreceği için, eleştirir. Dolayısıyla Orpheus’un kadınlardan uzak kalmasını, onun bilgece kararına bağlar. Bacon’a göre evli bir adam artık çocuklarıyla ölümsüzlüğü aramak zorunda olan basit biridir, bu yüzden Bacon’ın buradaki eleştirisini ve mit okumasını yukarıdaki diğer değerlendirmesiyle birlikte yorumlamamız gerekir, yani bedensel ölümsüzlüğü sağlayamayan birinin, çocukları yoluyla ölümsüzlüğü araması anlamsızdır. Ancak son kertede, devlete büyük hizmeti dokunmuş “büyük adamlar”ın da ölüp gittiğini de düşünmek durumundayız, belli ki bu küçük detay Bacon’ın gözünden kaçmış.

Metnin devamında Orpheus’un Bacchus uyarıcılarıyla kendinden gçemiş olan Trakyalı kadınlar tarafından parçalanışı siyasî bir bakış açısıyla değerlendirilir. Bacon’a göre “krallıklar ve cumhuriyetler bir süre serpildikten sonra, bir an gelir, bozulmalar, isyanlar ve savaşlar doğar.” Elbette, öykünün evvelki kısmı düşünülürse, rejimi ne olursa olsun, bir devletin serpilmesi öyküdeki Orpheus’un canlı/cansız varlıkları etrafında toplamasına benzetilebilir. Bozulma ise söz konusu Trakyalı kadınların gelip çıkardığı gürültülü sestir. Devamında yaşananlarsa bu bozulmayı takiben deneyimlenen isyanlar ve savaşlardır. Bacon ilkin “yasalar susar” (leges conticescunt) diyor, sonra “insanlar sapkın doğalarına geri döner” (homines ad naturae suae depravationes). Bacon edebiyat ve felsefenin de bu aşamada zarar göreceğini söyler, benzetmesi ise yine yaratıcıdır: Felsefeden kalan parçalar (fragmenta), “gemi enkazındaki tahtalar” (naufragii tabulae) gibi görünür, en nihayetinde “barbarlık dönemleri egemen olur” (barbara tempora ingruant).

Peki, Helicon? Bacon’a göre Helicon sularını toprağın altına çeker çekmesine de, buradaki suların neyi temsil ettiği belirsizdir. Belki hemen yukarıda bahsettiği felsefeyi, belki de bütün olarak, savaş yoluyla harap olan medeniyetin kendisini kast etmiştir, ne yazık ki metinden bunu anlamıyoruz. En sonda söylediği ise Helicon’un sularını doğduğu yerde değil, “farklı uluslarda yeniden fışkırtarak ortaya çıkardığıdır” (apud alias nationes erumpant et emanent). Belki de kast ettiği, doğa araştırmacısının kederine kederlenen başka bir doğa araştırmacısı yani kendisidir, olabilir mi? Bacon kendisini Orpheus’la mı, yoksa Helicon’la mı özdeşleştirirdi? Cevabını kestiremiyorum, bir ipucu yakalarsam dönüp sizinle de paylaşırım.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: