Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

(8) Bir Latinceden çevirememe örneği (Dionysius “Deniz” mi?)

Bir Latinceden çevirememe örneği” serimizin en ilginç ve en doğal örneklerinden biriyle karşı karşıyayız. Öyküyü biliyorsunuz, özetliyorum:

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte, “tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi” olarak ümmetçi değil ulusal kimlikli yeni bir Türkiye’nin inşasına girişilmiş oldu, haliyle devlet her alanda ümmetçi politikanın yerine ulusalcı politikayı uyguladı. Ulusalcılığı ona öğretebilecek olan esaslı öğretmen de elbette ulusalcılığı icat eden batıydı. (Bu minvaldeki detaylı aktarım için Klasik Filoloji ve Humanitas başlıklı yazıma bakabilirsiniz.) Yeni anlayış harf devrimi (Latin alfabesine geçiş) yanında batının (ya da batı nezdinde “ulaşılmış, en üst medeniyetin”) kültür temellerini de bilmek istedi, bu yüzden klasik Yunan-Roma aleminin en seçkin yazın örneklerinden bazılarını Türkçeleştirdi.

Bu arada tuhaf bir şey oldu: Batının temel unsurları ya da en seçkin örnekleri Türk temeliyle ilişkilendirilerek yeni bir Türk genesis‘i yaratımına girişildi. Batıyı, onu “olduğu gibi” değil de, dönüştürüp esasından çıkararak öğrenmeye çalışmaktı tuhaf olan (ki sonra bu öğrenmeye arzusu da söndü). Örneğin Yunan mitolojisinin kimi unsurlarının Türk kökenli olduğu iddia edildi, Apollon oldu Alp Oğlan. Doğunun kadim medeniyerlerinden Sümerler de Türk oldu. Anlaşıldı ki, kayıp kıta Mu da, kayıp olmasına rağmen Türklüğü kesinleşen bir medeniyete ev sahipliği yapıyordu. Falan fişmekan. Avrupa’da 1800’lerin yarısından, 1900’lerin ilk çeyreğine kadar süren “tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi” olarak ulusal kimliği öne çıkarma adeti bu topraklarda da yerini bulmuş oldu.

Şimdi gelelim örneğimize.

Batıyı tanıma faaliyetlerinden biri olarak Latin edebiyatının güneşi olan Vergilius’un (“noster Vergilius” der çoğu Latin yazar, “Vergilius’umuz”) Aeneis’i de çevrilmek istenmiş 1930’larda. Bu meşakatli görev için elbette Latince bilmek şarttır diye düşünebilirsiniz, öyle ya Vergilius Latince yazmıştı. Ancak taze cumhuriyetin -en azından ikinci dünya savaşı sonrasına kadar- henüz Latince bilen, yetkin bir kadrosu yoktu. (Cumhuriyet Avrupa’da savaştan ya da faşizmden kaçan kimi alimlere kucak açınca, üniversitelerimizdeki bölümler de, -tüm kara parçalarında, klasik filoloji dahil- belki de daha sonra hiç olmadığı kadar evrensel ölçüde tanınan isimlerle dolmuş oldu. Onlardan sonraki üniversitelerimizin hali ise, ilgililerin takdiridir herhalde.) Ahmed Reşit beyefendi, birçok çağdaşının yaptığı gibi ikinci bir dil üzerinden bir klasik metni Türkçeleştirebileceğini düşünmüş olmalı ki, Aeneis’i çevirme işini üstlenmiş. Çeviri 1935’de Vakit Gazete Matbaa Kütüphane (yayınevi) tarafından basılmış:

Çevirinin başında üç paragraftan oluşan “Mütercimin İfadesi” başlıklı bir önsöz var, son paragrafı şöyle:

“Türk kütüphanesinin böyle bir eserden mahrumiyetine nihayet vermek emelinden münbais olan cüretimin müsamahaya mazhariyetini ümid ederim. Tercemeye, bence mümkün olabileceği kadar, itina edilmek tabiîdir; ancak Tevfik Allahdandır.”

Ne ince, ne zarif bir dil değil mi?

Ancak eserdeki özel isimlerin ve teknik terimlerin Türkçeleştirilme yöntemi baştan sorunludur, zira çevirmen bu isim ve terimlerin Latince orjinalleri yerine Fransızcadaki karşılıklarını kullanmış, dolayısıyla ortaya suyunun suyu bir çeviri çıkmış. Aşağıda bu çeviride ve çeviri başındaki Fransızca çevirinin sahibi olan Maurice Rat’nın yazısında geçen bazı özel isimlerin nasıl aktarıldığını bir liste halinde sunacağım. Ama bir örnek var ki, beni hepten benden aldı:

Önsözün bir yerinde Halicarnassuslu Dionysius olarak bildiğimiz tarihçi, “Deniz dalikarnas” oluvermiş. Niçin? Çünkü Fransızlar Denys d’Halicarnasse diyor, yani Fransızcadaki kişinin nereli olduğunu gösteren “d'” eki birden tarihçinin ismine yapışmış, dahası Dionysius’a karşılık Fransızcada kullanılan Denys de bildiğimiz “Deniz” oluvermiş. Beni hepten benden alan ise metnin devamındaki şu cümle oldu: ” ‘Virjil’ de tıpkı ‘Deniz’ gibi, sözü mevsuk olanlardandır.” (Dikkatinizi çektiyse Vergilius’un “Virjil” olmasına ya da eser boyunca Virjil, kitabın künyesinde ise Virgile diye geçmesine takılmadım bile!) Yani Dionysius’un Deniz olmasına öyle alıştırıyor ki çevirmen, bu cümleyle birlikte biz okuyucular Dionysius’u -sanki bir Türkmüş gibi, bizden biriymiş gibi- “Deniz” olarak düşünmeden edemiyor, “allah allah Deniz nereden çıktı ki?” diye sormuyoruz. (Aklıma transformasyonunu tamamladıktan sonra Deniz adını alan travestiler gelmedi değil.) Bundan daha iyi, daha kanıksatıcı bir çeviri olur mu? Gerçi aynı kanıksamayı çevirinin “L’Eneide” şeklindeki adından alamıyor ve Fransız kalıyoruz.

Şöyle bir eleştiri getirilebilir bana: “Tamam da, sen bugünün dili ve kafasıyla 1930’lardaki samimi bir Türkçeleştirme / çeviri gayretini eleştiriyorsun!” Bunu söyleyecek olan haklıdır elbette ama cevap vermek de benim hakkımdır:

1) Burada bu çevirmenin, içinde bulunduğu kültür ortamının ya da bu kültür ortamını besleyen mevcut siyasî idarenin samimiyetini tartışmaya açmıyorum. Bu samimi girişimlerin kültür yaşantımızı ve dilimizi nasıl etkilediğine dair görüşlerimin yeri farklı, en azından bu yazı değil.

2) Burada bir örneğini gördüğümüz türden çeviriler, söz konusu dönemde de eleştiri alıyordu. Daha önce blogda bahsetmiş olmalıyım, bahsetmemişsem de, ayıbımı düzeltmek için bahsedeyim: Türkiye’nin ilk klasik filologlarından olup genç yaşta yaşamını yitiren Suat Yakup Baydur’un bu dönemde Yunanca / Latince isim ya da terimlerin -örneğimizdeki gibi- Türkçeleştirilmesiyle ilgili eleştirileri olmuştur. Baydur’un bu minvaldeki yorum ve düşüncelerini içeren Dil ve Kültür adlı eseri sahaflarda bulursanız, alıp okuyun derim. Bu eserdeki, ilkin 24.8.1949’da Ulus gazetesinde yayınlanmış olan “Hellence Lâtince Sözler ve Adlar” başlıklı yazıdan örnekler vereyim, böylece konuyu güzelce bağlamış olacağız (yukarıda da dediğim gibi, Virgile’in L’Eneide’inin çevirisindeki bazı özel isim ve terimlerin listesini aşağıda sunacağım):

“Ankara radyosunda her gün işitilen ‘182 kilosikl pe a kü’ sözlerini söyleyen kişinin yerinde olmak ister miydiniz bilmem. Bir Türk için söylenilmesi ne güç bir sözdür bu Fransızca Cycle!… Radyomuz böyle Fransızca paralıya dursun, geçenlerde İstanbul Fen Fakültesi’ne uğradığımda bir öğrenci ağzında radyomuzun sikl sözünün saykl olduğunu duydum. Aynı kelimenin bu İngilizce söylenişi birkaç gün önce bir gazete makalesinde karşıma çıktı: ‘Son atom araştırmaları ve dev sayklotronlar.” Tanrım dilimizi Rusça, Çince, Japonca bilenlerin bilgiçliğinden korusun!… Bu sayklotron makalesinin çıktığı günlerde aynı gazetede İstanbul radyosu için ‘yayınlar orta dalga 246, 1 metre ve 704 kilosikl üzerinden yapılacak’ deniyordu. Buna ‘Türkçede karnaval’ mı demeli, bilmem ki! Bu karnavalın sona ermesi için böyle konuşan ve yazanlara Fransızca Cycle (sikl) ile İngilizce Cycle‘ın (saykl) aslının Hellence kyklos (küklos yahut kiklos) olduğunu, Hellen yazısındaki k harfinin Latin alfabesindeki karşılığı c olduğu için Fransızca ve İngilizcede o şekilde yazıldığını öğretmek gerek.

Geçen yıl istanbul Şehir Tiyatrosu Kral İdipus’u oynayacağını bildirdi durdu; bu bahtsız adamın adı Millî Eğitim Bakanlığının klâsiklerinde Oidipus‘tur. birincisi, bugün Yunancada söylenilişinin Türkçe olarak yazılışı -Rumca bilen birinin bilgiçliği olacak-, ikincisi bugünkü Yunanca ile eski Yunancadaki yazılışı ve eski Yunan söyleyişini göz önünde tutuyor. Bir de bu adı Fransızlar gibi söyleyip Türkçe Ödip diye yazanlar var.

Geçen yaz Açık Hava Tiyatrosu’nda bir koro dinlemiştim: sahnede ö sesi “dört elif miktarı” uzatılarak “Öridise dirilecek” diye başladığı için Öğretmen sözünden tiksinip muallim diyen -muallim’deki mu’dan korkmadıkları için cesur kişiler olmalı bunlar- zayıf midelileri güç duruma düşürecek olan bu ismi Hellence aslına uygun olarak Evridike şeklinde okusalar olmaz mıydı? Olurdu ama o koroyu Türkçeye çeviren kişi Fransızların Eurydice diye yazdıkları adın Hellencede Eurydike diye yazıldığını ne bilsin.

Aynı Hellence kelime bize kaç şekilde geçebilir derseniz işte size bir örnek: “toprak” demek olan gea bizde coğrafya’da co (ceo), jeoloji’de je, geometri’de ge olmuştur. Hellen asıllı bir kelime vardır ki, Fransızlar hygiene, Almanlar Hygiene, İngilizler hygiene diye yazar, dillerinin döndüğü gibi okurlar; biz hıfzıssıhha’yı atıp yerine bir kelime arayınca bu kelimenin Avrupa dillerinden birindeki okunuşunu kendi yazışımızla almaktan başka bir şey yapamadık; ijiyen dedik çıktık. Fransız, g harfini / önünde söyleyemediğij diye okuduğu halde aslına bağlanıp g yazıyor, biz g sesini her yerde çıkarabildiğimiz halde Türkçede olmayan bir harfle yani y ile yazıyor ve söylüyoruz.

Son zamanlarda ortalığı bir ansiklopedi salgını kapladı; nelerin ansiklopedisi var nelerin. Bu ansiklopedi sözünü Türkçeye nasıl alacağız diye soran olmadı (Muallimler Birliği’nin akademisinden belki böyle sorular çıkar). Zira bizde iki esas var: 1- Söylediğimiz gibi yazmak; 2- Başkaları nasıl söylerse öyle söylemek. Hellence yazılışı enkyklopaideia, basit olarak Türkçe enkiklopedia şeklinde gösterilebilecek olan bu kelimeyi Fransızlar encyclopedie, Almanlar Enzyklopödie, İngilizler encyclopaedia kılığında yazıyorlar: biz Türkçede e harfi n önünde a gibi okunurmuş, kiklo diyemez imişiz gibi ansiklopedi deyip çıkıyoruz: bugün böyle diyoruz, yarın başka modaya uyarız. Hellence psykhologia (psikhologia, yahut psükhologia) Fransızcada psychologie, Almancada Psychologie, İngilizcede psychology olarak yazılıyor: Bugün Fransızcaya dili yatanlarımız bu kelimeyi psikoloji, yatmayanlar piskoloji şeklinde kullanıyor: Amerikan kolejlerinde okuyanlarımıza sorarsanız İngilizcede olduğu gibi okuyarak saykoloci demeliyiz.

Bu çarpık kelimeler arasında Türkçeye doğru olarak geçen Hellence Lâtince sözler, pek az da olsa, var: geometri, general, doçent gibi. Fakat çarpıkların içinde etkisiz kalıyorlar, örnek olamıyorlar. Doçent kelimesi gibi doğru olarak Türkçeye yerleşseler, asistan dediğimize asistent, ajan‘a agent derdik, zira docent Lâtince “öğreten”, asistent “yardım eden”, agent“eyleyen, yapan”, demektir ve okunuşları Türkçenin aynıdır. Millî Eğitim Bakanlığı’nın yayımladığı klâsikler Hellen, Lâtin adlarında bilim yolunu tutarak yazılışta ve söylenişte asla uymuşlardır. Klâsikler için Hellence ve Lâtince bilen kimselerin hazırladığı bu esasların birtakım aydınlarımızca göz önünde tutulmadığını esefle görüyoruz. Bu savsaklığı İbrahim Alâeddin Gövsa’nın Resimli Yeni Lügat ve Ansiklopedisi gibi pek faydalı olabilecek, büyük bir ihtiyacı karşılayacak bir sözlükte de görmek ne kadar üzücü.

Önsözünün dördüncü maddesinde “aslı Arapça ve Farsça olan kelimeler madde başı oldukları zaman yalnız bir defaya münhasır kalmak üzere onların yanlarına asıl imlâlarını ilâve ettim. Avrupa ansiklopedilerinin bir kısmı Yunanca ve Lâtinceden alınmış kelimelerin başlarına o dillerdeki imlâlarını koydukları gibi bizim Arapça ve Farsça için bu usulü kabul etmemiz hem dil hem pratik bakımlardan faydalıdır” diyen ve “çalışma kabiliyetinin sonsuzluğuna güvenen” Sayın Gövsa örnek olarak gösterdiği bu ilmîliği Yunan, Lâtin adlarında gösterememiş. Belki asıllarını arayacak zamanı olmamıştır. Madde başı olarak bazen adın Fransızcadaki şeklinin Türkçe yazılışını, çok kere de, Fransızca-Türkçe bir lügat yazıyormuş gibi, aslı yerine Fransızcadaki şeklini almış: Anaksimenes diye yazması gerekirken madde başı olarak Anaksimen ve onun yanı başında Anaximene görülüyor. Aslına uygun olarak Anaksimandros demek varken nedense Anaksimandr gibi yabancı dildeki söylenişi madde başı yapıyor, yanına da Fransız imlâsını koyuyor: Anaximandre, Andromede, Persee, Neptune gibi Fransızca şekiller Türkçe sözlükte madde başı yapılmış, Türkçesi yok: Türkler bu isimleri Fransızlar gibi yazıp Fransızlar gibi mi okuyacak? Sayın muharrir metin içinde de “Auguste’in”, “Octave’in” gibi Fransız diline ve imlâsına has şekiller kullanıyor. Herkes böyle mi yapacak? Türkçede Arkhilokhos, Arkhimedes, Aristarkhos şeklinde yazılacak olan Hellen adlarını Archiloaue, Archieede, Aristarque de Samos diye, yani Fransızların değiştirip kendi dillerine uydukları şekilde yazmak Avrupalılarda görülen bir “ilmîlik” olmasa gerek.

Böyle bir tavır bir Arap adını Arapların yazdığı gibi değil de meselâ İngilizlerin söylediği gibi yazmaya benzer. Eski Yunanca bilenlerin Türkçede adını Homeros diye yazdıkları şairi Sayın Gövsa bir Fransız şairi mi sanıyor ki lûgatına onu Homere diye geçirmiş, Aristo bir Fransız filosofu mudur ki İskender maddesinde “Aristote tarafından yetiştirilmiştir” deniyor ve “Aristote’un” diye yazılıyor? Bu kadarı bu “ansiklopedik sözlük”teki Yunan Lâtin adları çorbasını göstermeye yeter.

Avrupa’da olduğu gibi, okullarımızda Hellence (yani eski Yunanca) ve Lâtince öğretilmediği için aydınlarımızın bu dillerden gelme kelimeleri, bildikleri Avrupa dilinin -başta da Fransızcanın- malı sanmalarından ve Türkçemizdeki “söylenildiği gibi yazılma” esasına uymalarından doğan bu karışıklığın önüne geçmek için okullarımızda Hellence değilse bile hiç olmazsa Lâtince öğretmekten başka yol yoktur. İçine girdiğiniz Avrupa kültürünün etkisi altında dilimize durmadan batı dillerinden kelimeler girdiği, bu dillerde ise Avrupa kültürünün temeli olan eski Hellen ve Lâtin kültürünün mirası olan kelimelerin sayısının pek büyük olduğu, Avrupa dillerinin “ölmüş diller” denen Hellence ile Lâtinceyi yeni kelimeler kurarken, üretirken kullandıkları -ölen kelimeler diriltilemez diyen âlimlerimizin kulakları çınlasın- göz önünde tutulursa bu işin önemi anlaşılır. Doğu-lslâm kültürü içindeyken okullarımızda Arapça, Farsça okutuyorduk. Batı kültürü içine yerleşmemiz için bütün Avrupalılar gibi okullarımızda Hellence ve Lâtince öğretmek zorundayız. Gençlerimizin ana dillerini iyice öğrenmemiş olarak üniversiteye geldiklerini yana yakıla anlatırken bu bilgisizlikte ve düşüncelerini açık olarak yazabilme eksikliğinde Arapça ile Farsçanın yerlerini boş bırakmış olmamızın büyük bir payı olduğunu unutmamalıyız.”

Şimdi gelelim incelediğimiz çevirideki bazı özel isim ve terim örneklerine:

Türkçe Latince Fransızca (verilmişse)
Agamemnon Agamemnon
Alb Alba
Antikite Antiquitates (erum humanarum et divinarum) Antiquités
Apolonyüs Apollonius Apollonius
Argonotlar – Argonotikler Argınautae Les Argonautes
Atritler Atreus’lar
Atyus Attius Attius
Çiftçi şiirleri – jeorjikler Georgica Les géorgiques
Çoban şiirleri – bukolikler Bucolica Les bucoliques
Ene Aeneas
Eneid Aeneis
Eniyus Ennius
Eziyot Hesiodos / Hesiodus
Farsal Pharsalia Pharsale
Fisagores Pythagoras
Forum Forum
Füryüs Bibakülüs Furius Bibaculus Furius Bibaculus
Ger Pünik Punica Guerre Punique
İlyad Ilias Iliade
İskenderiye Alexandria
İtalya Italia
İyül Iulus
Jul Julius
Katon Cato Caton
Latinüs Latinus
Lezenead Enneades Les éneades
Lüken Lucanus Lucain
Mantu Mantua Mantoue
Marçyüs Marcius
Menelas Menelaus
Mesen Maecenas Mécene
Nevius Naevius
Odise Odysseia Odysse
Omer Homeros / Homerus Homère
Ogüst Augustus
Orijinler Origines Les origines
Ozoni Ausonia
Öripit Euripides Euripide
Polifem Polyphemus
Polliyon Pollion
Revakiler Stoici
Rodos(lu) Rhodes
Roma(lılar) Roma
Rum – Yunan Graecus
Sekaneler Sequani Séquanais
Servius Servius
Sezar Caesar
Siliyüs İtaliküs Silius Italicus
Siragoza Syracusae
Stas Statius Stace
Tarant Tarentum
Tebait Thebais Les Thébaides
Teokrit Theocritus Théocrite
Truva(lı) Troia
Truvalı aileler De familiis troianis Les Familles troyennes
Ulis Ulysses Ulysse
Valeryüs Flaküs Valerius Flaccus
Varon Varro Varron
Venüs Venus
Virjil Vergilius

2 comments on “(8) Bir Latinceden çevirememe örneği (Dionysius “Deniz” mi?)

  1. Geri bildirim: Quos ego…! (ἀποσιώπησις) « jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

  2. Anonim
    12/10/2014

    Deniz

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: