Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Latince terimlere öz Türkçe karşılık mı?

Ensonhaber isimli internet gazetesinde “TDK tıp terimlerini sadeleştirecek” başlıklı haber dikkatimi çekti. Haber için şu resmi paylaşmışlar:

Ensonhaber saçmalığı

Çalışma kapsamında “by-pass” yerine “köprüleme”, “check-up” yerine “tambakı”, “dedektör” yerine “ararbulur”, “dezenfeksiyon” yerine “bulaş savma”, “efervesan” (suda eriyentablet) yerine “fışırdayan”, “endoskop” yerine “içgöreç” önerildi.

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve çalışma grubu başkanı Prof. Dr. Cengiz Yakıncı, tıp terimlerinin daha anlaşılabilir olması amacıyla Türkçe karşılıklar bulmayı ve dil birliği sağlamayı amaçladıklarını bildirdi.

TAMBAKI-ARARBULUR-FIŞIRDAYAN

Çalışma grubunun bazı tıp terimleri için bulduğu Türkçe karşılıklar şöyle: -Bazofil: Moryuvar -X-bain: Çarpı bacak -Eozinofil: Gülyuvar -Anksiyete: Kaygı -Aerosol: Püskürtü -Algoritma: Akış basamakları -Anabolizan madde: Özümleten madde -Anevrizma: Baloncuk -Antienflamatuar: Yangıgiderir -Atrofi: Körelme -By-pass: Köprüleme -Check-up: Tambakı -Dedektör: Ararbulur -Dejeneratif: Yozlaştırıcı Depresyon: Çökkünlük -Dezenfeksiyon: Bulaş savma -Diyafram: Böleç -Efervesan: Fışırdayan Ekartör: Ayırgaç -EKG: Yürek çizgesi -Endoskop: İçgöreç -Endoskopi: İçbakı -Fenomen: Görüngü -Fertil: Döllergen -Fistül: Akarca -Megaloluk:Büyüklenmecilik -Motivasyon: Güdülenim -Nüks: Depreşim Refleks: Tepke -Sadizm: Elezerlik -Sendrom: Belirge -Spazm: Ani kasılım -Halusinasyon: Varsanı -Hemofiltrasyon: Kansüzdürüm -Hipermetrop: Yakıngörmez -İmmünizasyon: Bağışıklama -Akut: İvegen -Kronik: Süregen -Benign: İyicil -Malign: Kötücül -Hermafroidizm: Erdişilik -Pürülan: İrinli -Radyoaktif: Işınyayan

Sorun şu ki, resimde ve haber içeriğinde geçen tıp terimleri Latince değil, olsa olsa bir kısmı “uzak akrabaları Latince olan terimler”dir ama sadece bir kısmı, mesela algoritma Latince değil Yunanca kökenlidir (ἀριθµός).

Latinceyle uzaktan akraba olan terimlere bile Latince denmesi tam bir saçmalıkken Latinceyle hiçbir alakası olmayan modern terimlere de Latince damgası vurulmuş olmasına ne demeli? Örneğin ortalama bir İngilizcesi olan herkesin anlayabileceği üzere check-up da Latince değildir, şaşırmadık değil mi? Bu cehalet ama bilmişin cehaleti ve ne yazık ki salt Ensonhaber sitesiyle de kalmıyor, ilgili öz Türkçe kelimeleri bulanların yaratıcılığı da tartışılmalı, örneğin hipermetrop için yakıngörmez hadi neyse de (ben bile karıştırıyorum bazen), depresyon için nasıl çökkünlük dersiniz, depresyon yeterince Türkçeleşmemiş mi?

Hoşgeldin Cumhuriyet’in ilk yılları! Demek ki neymiş, güç sınırsızlaşınca/ölçüsüzleşince mutlaka dile de el atma gereği hissediliyormuş. Yıllarca o yılları boşuna mı eleştirmişsiniz yoksa? Hangi kesime sorduğumu biliyorsunuz, iktidar saplantısı süregen olan birilerine.

6 comments on “Latince terimlere öz Türkçe karşılık mı?

  1. varyemez
    17/10/2013

    depresyon için çökkünlük, mani için taşkınlık; obsesyon için takıntı, kompulsiyon için zorlantı, delüzyon için sanrı, halüsinasyon için varsanı vb. gibi psikiyatri/psikoloji terimleri için 20 seneyi aşkın süredir ilgili meslek odalarının geliştirdiği karşılıklar akademik camiada kullanılmaktadır.

    (bu durum ivegen, süregen vb tıp terimleri için de geçerli)

    zannettiğinizin aksine yaygınlaşmakta olan yabancı kavramlara türkçe karşılık (t)üretme otoritenin dayatmasından ziyade akademik uğraşının doğal bir yönü olarak uzun zamandır yürütülmektedir.

    kanımca çeviri ile uğraşan bir akademisyen olarak dilimizin imkanları içinde uygun karşılıklar bulmak için gösterilecek mesleki dayanışmalara katılmanız/destek vermeniz “otorite (yetke) eleştirisini” öncelemelidir;

    ne de olsa yetkeyi bilimsel olarak eleştirmek ve yol göstermek için önce öğretim görevlilerinin düzenli ve verimli bir yapılanma inşa etmesi gerekir.

    • jimi the kewl
      17/10/2013

      Merhaba

      Bahsettiğiniz terimlerin Akademi camiasındaki kullanım sıklığı tartışmalıdır, bununla kast ettiğim açık ama yine de vurgulamak istiyorum: Tıp alanında gerek teorik, gerekse pratik çalışmalarını sürdüren kişilerin tamamı ilgili terimler yerine sonradan üretilmiş “Öz Türkçe” terimleri kullanıyor değil, dolayısıyla değil 20 sene 120 sene boyunca birilerinin bu terimleri tercih ediyor olması bir değer taşımıyor, evrensel tıbbın bir gereği olarak evrensel terimlerin kullanımının bir gereklilik olduğunu düşünüyorum. Bunu da sadece “çeviri”yle değil, bizzat İtalik-Romans dil geleneğinin en önemli klasik durakları üzerinde çalışan biri olarak söylüyorum. Böyle bir çalışma disiplini içinde edindiğim tecrübe iki temel ilkeyi önemli kılıyor:

      (1) Terminoloji oluşturulmaz, doğal seyri içinde oluşur.
      (2) Bir dilden başka bir dile geçmiş bir terimin, ikinci dile aitliğini kullanım sıklığı belirler.

      Bu iki ilke çerçevesinde, örneğin “depresyon” teriminin Türkçe olmadığını söyleyip, onun yerine yeni bir öz Türkçe terim önermek gereksizdir.

      Ayrıca kendi çalışmalarımda “karşılık bulma” çabası içinde olduğumu da belirtirim, “dilimizin imkanları”nı kendimce zorladığımı söz konusu çalışmalarıma bakarak görebilirsiniz. Tabi ki, önce dilin aslî imkanlarını “iyi” bilip, onu yetersiz görme kompleksinden arınmak ve dilin daha eski tarihlerde başka dillerden edindiği terimleri ona ait görmeme telaşından vazgeçmek gerekir. Son kararınız yine de sizin elbette.

  2. varyemez
    18/10/2013

    yazdıklarınıza kısmen (dilin aslî imkanlarını “iyi” bilmek, onu yetersiz görme kompleksinden arınmak vb) katılsam da önermenizdeki temel çelişkileri vurgulamak isterim :

    Terminoloji oluşturulmaz, doğal seyri içinde oluşur.

    Bu noktada “doğal seyir”den ne anladığımız açıklığa kavuşturulmalı.

    Zira ben de ilk yorumumda bunu anlatmaya çalışmıştım;

    Yani yukarıdan aşağıya yetke denetiminde bir dil inşası tarihi tecrübelerin de gösterdiği gibi ancak kısmen başarılı olabilir;

    Bu yüzden dilin, kullanım imkanları içinde karşılıklar türetilerek zenginleştirilmesi tabana yayılarak ve aşamalı sınamalarla gerçekleştirilmeli.

    Bu bağlamda analizinizde önemli bir basamağı atlıyorsunuz :

    dilsel farkındalık ve dille ilgili bilgi birikiminin oluşması

    Bu basamak sadece halkın/meslek erbabının günlük kullanım pratiklerine ve önkabullerine terkedilemeyecek kadar hacimli ve merkezi bir konu !!

    Bu yüzden de kaçınılmaz olarak bir yetkenin bu birikimi örgütleme insiyatifini ele alması gerekir.

    Cumhuriyetin ilk yıllarında savaşlardan, göçlerden ve yoksulluktan bitkin düşmüş, okuma-yazma oranı son derece düşük bir toplumun kendiliğinden yerine getiremeyeceği bu işlevin devlet merkezli bir irade ile yürütülmesi kaçınılmazdı.

    Devlet odaklı, yukarıdan aşağı bir işleyişin, toplumun farklı tabakalarının doğal seçim denetimi olmadığında ne türden aşırılıklar yaratabildiği bir vakıa zaten.

    Oysa zaman içinde meslek/uzman örgütlerinin, yani kavram ve terimlerle doğrudan/ilk elden muhatap olan kişilerin bu işlevi üstlenmesi ve kendi alanlarında sınamaya tabi tutarak farklı öneriler geliştirmesi mümkün oldu;

    Dahası genelağ üzerinden çok daha katılımcı ve aşamalı bir türetim süreci kurgulanabilir.

    Benim “doğal seyir”den anladığım özetle :

    * dilin imkanları hakkında farkındalık oluşturulması

    * yabancı kökenli kavram kümelerini uzmanlık düzeyinde kullananların örgütlü çabası

    * farklı seçeneklerin toplumsal sınamaya/seçilime tabi tutulması

    Bir dilden başka bir dile geçmiş bir terimin, ikinci dile aitliğini kullanım sıklığı belirler.

    Bu önermenizdeki çelişki yöntemsel olarak ilk önermenizdeki ile doğrudan ilişkili.

    Zira başlangıç aşamasında başka bir dilden alınmış olan terimler, topluma/akademiye birinci elden üretilecek farklı karşılıkları ile yarışma içinde sunulmalı ki, kullanım sıklığı ve kabülü açısından hangisinin baskın çıktığını gözlemleyebilelim.

    Takdir edersiniz ki bu süreç (gevşek, kademeli ve etkileşimli) örgütlenme gerektirir.

    Aksi takdirde “doğal süreç” çoğu zaman edilgen bir kabullenme haline dönüşür.

  3. Sevgi Kurtuluş
    13/05/2014

    Geçen yaz bir yakınım için biraz hastanelerde doktorlarla konuşmam gerekti. Söyledikleri sözcüklerin en az %40’ının ne anlama geldiğini sormam gerekti. Onlar aslında benim sağlıkçı olmadığımı bilerek konuşuyorlardı. Ama sen kalkar “Kaygı” yerine “Anksiyete” dersen ben anlamam. Onu “Ankesör” ile karıştırırım (o da neyse).

    “Terminoloji oluşmaz” demeyin. Doğru değil. Ya da siz bilmiyorsunuz. Almanlar oluşturmuşlar. 19. YY’da dillerindeki Fransızca teknik terimleri Almanca’ya çevirmişler.

    Siz akademik koltuğunuzda, istediğinizi düşünün, istediğiniz fetvayı verin, ortada bir tek gerçek var. Eğer doktor ya da başkası aşağıdaki yabancı sözcüklerin Türkçelerini bana söylemiş olsaydı, anlardım. Anlamasam bile anlamama yardımcı olacak çağrışım yapardı bende:

    Anksiyete: Kaygı -Aerosol: Püskürtü -Algoritma: Akış basamakları -Anabolizan madde: Özümleten madde -Anevrizma: Baloncuk

    Selamlar.

  4. Taylan Yıldız
    08/01/2015

    Ülkemizde bilgisayara ilişkin terimler dizgesi, görüşlerinize karşı güzel bir örnek oluşturuyor. Pek çok dile rem, prosesör, maus, meinbord okunuşunda giren donanım adları ile işletim sistemi bileşenleri dilimize Türkçeleştirilerek girmiş ve genel kabul görmüştür. İşlemci, bellek, yazıcı, tarayıcı, fare, ana kart, tümleşik kart, imleç, betik, geri dönüşüm kutusu gibi sayısız terim örnek olarak gösterilebilir.

    Diğer yandan TDK öncülüğünde yürütülen bu türden çabalar, kavramların içselleştirilmesine katkı sağlamaktadır. Terimlerin kaynak dillerdeki kullanımlarının anlamsal izdüşümlerinin alıcı ülkelerde doğru şekilde oluşabildiğinin en iyi göstergesi, bu kavramları bütüncül olarak yansıtabilen yazılışı ve okunuşu kolay terimlerin varlığıdır. Dil, bilim insanları için olmazsa olmazdır. Mantık kurgusunun temelidir. Kendi dilinde bilim yapan insanların bilim dillerini oluşturmalarına kapı açmak kötülenecek değil, önemsenecek bir tutumdur. Ayrıca bu çalışmanın dayatmacı bir yönü de bulunmamaktadır. Verdiğiniz tepki, çoğunluğun ilk tepkisine bir ses vermek olmuş. Saygılarımla.

  5. Anonim
    04/12/2020

    Algoritma sözcüğü Yunanca değil El harezmi sözcüğünün Avrupada kalıplaşmış söyleniş biçimidir, Türkçe köklü sözcüklerden her türetimin tutacağına dair dayatma olmadığı gibi yanlış bilgilerinizi düşünmeden dayatma hakkına kendinizi sahip hissetmemelisiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Bilgi

This entry was posted on 19/09/2013 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: