Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Somnium Scipionis 1.9’daki Güneş kutsaması mı?

Somnium Scipionis “Scipio’nun düşü” anlamında olup Cicero’nun De Re Publica adlı eserinin altıncı kitabının son bölümünü başlığıdır. Yazımın başlığından da anlaşıldığı üzere, bu metnin 1.9. kısmında bir Güneş kutsaması var, niçin diğer tanrılar değil de Güneş? Bundan bahsetmek istiyorum.

On ikinci yüzyıldan bir Somnium Scipionis metniMetnin devamında düşünü anlatacak olan Romalı komutan Scipio Aemilianus 3. Kartaca Savaşı’nın başlamasıyla (İ.Ö.149) tribunus militaris yani askerî tribunus göreviyle ve dördüncü lejyonun komutanı sıfatıyla Africa’ya gider. Orada -günümüzde Cezayir’in bir bölümü olan- Numidia (Bkz. harita) kabilelerinden birinin (Massyli) kralının yani kral Masinissa’nın sarayında ağırlanır. Roma’nın cumhuriyet dönemindeki egemen siyaseti yardıma muhtaç durumdaki küçük kabile ve toplumlara yardım etmenin ilahî bir görev olduğu bilincini taşıyordu. Masinissa’nın kabilesi de Roma’dan destek görmüş ve o da karşılığında Kartaca’nın müttefiği olan Syphax’a karşı Roma’ya yardım etmiştir.

Cicero’nun Scipio’nun dilinden anlatıcılığında ilerleyen metinde Masinissa’nın Scipio’yu büyük bir dostlukla karşıladığını görüyoruz. Aileler arasındaki yakınlık yanında, yukarıda kısaca bahsettiğim siyasî ittifakın bir gereği olarak yorumlanabilir bu tavır. Ancak Masinissa’nın tepkisinin aşırı olduğunu da düşünebiliriz, zira kral Scipio’yu ilk gördüğünde kucaklamakla (complexus) kalmaz, gözyaşlarına boğulur (conlacrimavit) ve başını göğe kaldırarak (suspexit ad coelum) ölmeden önce Scipio’yu tekrar gördüğü için şükreder. Bu şükredişin odağına ve adresine/hedefine bakalım:

grates tibi ago, summe Sol, vobisque, reliqui caelites

sana şükranlarımı sunuyorum, yüce Güneş ve siz diğer göksel varlıklar…

Africa krallarından birinin yani Masinissa’nın şükran sunumu sırasında Güneş’i odak olarak belirlemesi o dönemde ve o yörede Güneş tapımının bir işaretidir. İ.Ö. 14. yüzyıla kadar uzanan Fenike kenti Tyros’un Kartaca kıyılarında koloni kurduğunu hatırlayalım. Böyle olunca aklımıza hemen Tyros tanrısı Melqart ve kendisine çocuk kurban edilen Ba’al Hammon ile kimliklendirilmiş olan Molokh (מלך, m-l-k) geliyor. Molokh’un Semitik kökende manası “kral”dır ve bilhassa on dokuzuncu yüzyıldan itibaren “tek-tanrı olarak” Baal ile ilişkilendirilmiştir, Baal’ın da Güneş tanrısı olarak olduğu varsayılırsa, bu durumda kral Masinissa’nın Güneş kutsaması açıklanmış olur. Bu Scipio nezdinde tüm Romalılara tuhaf gelen bir odaklanma olmalıydı, zira geleneksel Roma dininde Güneş’in diğer tanrılar arasından ayrı tutulup odağa yerleştirilmesi söz konusu değildi.

Diğer göksel varlıkların da (reliqui caelites) şükranın hedefi olmasını ve metnin devamında anlatılan düşün astronomik bir evren tahayyülü sunan bölümlerini (tek tek gezegenlerin konumları ve rotalarıyla ilgili bilgiler içerir) göz önünde tutarsak, anlatımdaki göksel unsurlara yapılan atfı Platoncu “bedenden sıyrılan ruhun göksel cisimler arasına karışması” olgusuyla açıklayabiliriz, keza metindeki Pythagorasçı uyum fikri de yine aynı kapıya çıkıyor. O halde Güneş’e teşekkür edilmesi metnin devamındaki felsefî ve astronomik unsurlar barındıran düşsel sunuma bir giriş niteliği taşıyor olabilir.

Bir şey daha var, excursus olarak yorumlayabilirsiniz.

Sonraki dönemde yaşamış olan Hıristiyan Lactantius bir eserinde “ne kadar da şaşırtıcı” diyor, “barbarlar ve cahil insanlar yanılıyor, tamam da, Stoacı filozoflar bile hareket ettirilen tüm göksel cisimlerin tanrılar arasında sayılması gerektiğini düşünüyor.” Burada “hareket ettirilen tüm göksel cisimler”in (omnia caelestia quae moventur) tanrı sayılmasına duyulan öfkede iki kritik nokta var: 1. Bu cisimlere Güneş de dahildir, zira Lactantius’un devrinde Güneş sabitken dünyanın döndüğü değil, dünya sabitken Güneş’in döndüğü fikri egemendi ve Güneş’in de diğer göksel cisimlerle birlikte tanrı kabul edilmesi, İsa’nın tanrı’sına hakaret anlamı taşıyordu. 2. İlgili cisimler, Lactantius’a göre, quae moventur‘du yani “hareket ettirilenler”, demeye getiriyor ki, “onalr kendi başlarına hareket etmiyorlar, tanrı tarafından hareket ettiriliyorlar, siz ise kendi başına hareket bile edemeyen cisimlere tanrı diyerek yanılıyorsunuz.” Haksız mı? Bu perspektiften belki. Peki, ya bir şeyin kendinde “hareket edebilirlik” potansiyelini barındırabiliyor oluşu az mı önemli? Tartışmaya açık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: