Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Alacakaranlık Kuşağı tadında felsefe…

Evvelce filozof Iamblichus’la (İ.S.245-325) ilgili beş yazı yazmışım: “Hermetik Aydınlanmanın İzinde Thoth, Hermes ya da Mercurius”Bir akıntı-karşıtı figür: Iamblichusçu AbamonEski Mısır sembolizminde üç Abamonik öğeThotholoji mi? ve Interpres Hermes’e Ermişlik (Hermeneutik?) Okuması ve incelemesi keyifli bir muhterem kendisi, en azından gizem öğretilerine ve ritüellerine meraklılar için.

aptatuYukarıda başlıklarını verdiğim yazılarımda Iamblichus’un önemini ortaya koymuş olmalıyım, kısaca hatırlatırsam: Hıristiyanlığın Roma’da etkisini bir hayli göstermeye başladığı bir dönemde yaşadı kendisi; pagan dünyasındaki Hermesçi kültürü bilhassa Mısır dininin görünen kısmı yanında yeraltı inanışlarından ve Pythagorasçı öğretiden yararlanarak anlatmaya çalıştı. Hıristiyanlardan rahatsız olduğu yönünde aktarımlar da bulunuyor, onları hiç takmadığı yönünde de. Bir şekilde, dinî meselelerle (özetle: tek tanrı mı haktır, çok tanrı mı?) içten içe kaynayan bir Roma dünyasının ferdiydi.

Üstad seviyesine yükselmiş Iamblichus ve yığınla öğrencisi olmuş. Kendisinden bir iki kuşak sonra yaşamış olan biyografi yazarı Eunapius’un “Filozofların Yaşamları” konulu bir eserinde Iamblichus’tan biraz bahsediliyor. Üzerinde çalışırken denk geldim, üstadımız Iamblichus öğrencileriyle çok vakit geçirmezmiş (buna rağmen çok öğrencisi olması da ilginç), daha çok kendi başına kalır ve tanrıya dualar edermiş. Hermetik kültürü kaleme almış biri olduğu için tanrıya mı dua ediyor, Tanrı’ya mı, yoksa tanrılara mı, bilemiyoruz. Eunapius “Kutsal Varlık’a” diyor, demek ki, Osiris falan da olabilir, Allah da. Geçmişte, farklı dönemlerde ve farklı kültürlerde öne çıkan kimi şahsiyetlere “Bu Kuran’da bahsedilen ama ismi söylenmeyen peygamberlerden biridir” diyenler gördüğüm için, Iamblichus peygamber bile olabilir. Zira kendi başına kalınca uslu durmuyor, birtakım heyecanlı (Saralı?) dua seansları düzenliyormuş. Öyle ki bir gün, kendileriyle sık birlikte olmadığı için hocalarına içerleyen bazı öğrencileri gelmişler ve şöyle demişler (Eunapius’tan alıyorum):

“Ey en esinlenmiş hocamız, niçin kendinizi yalnızlığa salıyorsunuz da, kusursuz bilgeliğinizi bizimle paylaşmıyorsunuz? Kölelerinizden bize bir söylenti ulaştı,  siz tanrılara dua ederken, yerde görünen her şeyden yarım metre kadar havaya yükseliyormuşsunuz; öyle ki bedeniniz ve giysileriniz güzel, altın rengine bürünüyormuş, sonra, duanız bitince, bedeniniz yine duadan önceki yerine iniyor ve siz yerde bizimle tekrar iletişim kuruyormuşsunuz.”

“Nasıl peygamber bu? Kölesi var!” dediğinizi duyar gibi oluyorum, bilmiyoruz, hizmetçi falan da olabilir. Neticede yazan Eunapius. Her neyse, çok da önemli değil kölei olup olmaması. Burada dikkat çeken, Brahmanlarda olduğu gibi, Iamblichus’un da yalnız başına dua okurken havaya yükselmesi ve altın rengine bürünmesi. İlginç değil mi? Ancak başlıktaki “Alacakaranlık Kuşağı tadı”nı  bu noktada almıyorsunuz (yoksa alıyor musunuz?) Devamı da var ama önce iç ferahlatıyor Eunapius şöyle diyor, bire bir çeviriyorum, sakın komiklik yaptığımı düşünmeyin:

Iamblichus çok gülen biri değildi ama bu söylentiye güldü. Onlara şöyle cevap verdi: “Sizi bu şekilde kandıran, şakacı bir arkadaşmış, gerçekte olan bambaşka. İleride bir gün ne olup bittiğine şahit olacaksınız.”

Alacakaranlık Kuşağı tadı şimdi başlıyor: Eunapius metnin devamında Iamblichus ve öğrencilerinin başından geçen tuhaf bir olayı anlatıyor, bire bir çevirdim, buyrun okuyun (+18, korku, dehşet unsuru):

Güneş Köpek adı verilen takımyıldızına kadar yükselince, Aslan’ın sınırlarına doğru geziyormuş. Bu tam da kurban saatiymiş ve kenar mahallede bulunan Iamblichus’a ait bir ev bunun için hazır ediliyormuş. Ritüeller olması gerektiği gibi uygulandıktan sonra herkes yavaş yavaş, acele etmeden kente geri dönüyormuş, öyle ya, konuşmaları kurbanla ilgili olduğu kadar tanrılarla da ilgiliymiş, birden konuşma durmuş da, Iamblichus’un sesi kesilmiş, bir süre gözlerini yere dikmiş ve sonra arkadaşlarına bakarak onlara yüksek sesle şöyle demiş: “Haydi başka yoldan gidelim, zira kısa süre önce bu yolu ölü bir beden kullanmış.” Böyle söyledikten sonra <ahlaken> daha az kirli olduğu görülen başka bir yola dönmüş, yanındakilerin bir kısmı da onunla birlikte gitmiş, zira hocalarını bırakmanın ayıp olacağını düşünüyorlarmış. Ancak içlerinde Aedesius’un da bulunduğu öğrencilerinin çoğu ve en dik başlı olanları oldukları yerde durmuş ve kötü bir alamet ya da köpek kokusu gibi bir şey aramış kanıt diye. Çok geçmeden ölü gömenler gelmiş geri. Ancak öğrenciler yine de pes etmemişler, bu ölü gömenlerin daha önce bu yoldan geçip geçmediklerini sormuşlar. “Geçmek zorundaydık” demiş ölü gömenler de, zira başka bir yol yokmuş.

Acaba bu da bir “şeyh uçmaz müritleri uçurur” olayı mı? Bundan adım gibi eminim ama yine de açıklanmayı bekleyen bazı “ciddi” unsurlar var burada. Örneğin Iamblichus’un o malum yoldan geçmek istememesinin nedeni, oradan cenazenin geçmiş olması değil mi? İşte bu, Pythagorasçı öğretinin bir yansımasıdır, zira Pythagorasçılara göre böyledir, cenazenin geçtiği yol ahlaken kirlidir, daha sonra oradan geçenler de kirlenir. Peki, ne kadar süre o yol kullanılmaz halde kalır? Bunu araştırmadım, bir bakayım, belki ilgi çekici detaylara ulaşabiliriz.

Burada dikkat çeken ve Alacakaranlık Kuşağı tadını yakalamamızı sağlayan diğer unsur ise Iamblichus ve onunla birlikte giden öğrencilerin gittikleri yolun yol olmadığıdır. (Güzelquam Türkçemizde denk geldi.) Öyle bir yol yok yani, peki, nereye gitti bu adamlar? Bilmiyoruz. Tıpkı, gece taksiyle eve gelip de taksiciye verecek parası olmadığı için eve çıkan ve bir süre sonra gelmeyen gencin öyküsündeki gibi. Sonra taksici ardından eve çıkar, kapıyı çalar, kapıyı yaşlı bir kadın (namazında niyazında olması öyküyü daha da sürükleyici kılar) açar, taksici böyle böyle der, durumu anlatır ama karşı duvarda ne görsün, o gencin resmi! “Ha o işte” der, kadın da ağlamaklı bir sesle “Ah olamaz” der ve ekler “o benim oğlum / kızım, x sene önce trafik kazasında (herhangi bir acılı ölüm de olabilir, öyküde taksici olduğu için trafik kazası eklemesi korku dozunu şenlendirmede rakip tanımıyor) öldü.” Öyküyü dinleyenin içi korkudan bir tuhaf olur.

İşte böyle, Iamblichus da öğrencileriyle birlikte bir yoldan gitti ama hangi yoldan, bilmiyoruz, belki de olmayan yoldan. Belki de olmayan bir öykünün, olmayan bir şeyhinin, olmayan bir vakasını konu edindik. Zaten Alacakaranlık Kuşağı baştan aşağı olmayan şeyler üzerine kuruludur. Olan şeyler tarihtir, çoğun onda bile olan ile olmayanı bir türlü ayırt edemiyor, bir uzlaşı ortamı yaratamıyoruz. Çünkü zor. Her düşünceyi, her inancı ve her eylemi, kısaca her şeyi dayandırdığımız bir olmayandan vazgeçmek çok zor. Olana olmayan muamelesi çekme konusundaki hassasiyetimizin karşısında dikilen Socratesçi daimî sorgu mekanizması Alacakaranlık Kuşağını sayısız kere dolduracak kadar olmayan yaratmıştır, bu durumdan hoşlananlar için Iamblichus sevilebilir bir filozof değildir. Adamın işi olmayana, açık edilmemişe (edilebilirliği saklı yani), giz’e değinmek. Kendisinden bahsedilebilen giz olabilir mi, esas mesele bu aslında ama işte bir göstereni olmamış bu üstadın.

Reklamlar

One comment on “Alacakaranlık Kuşağı tadında felsefe…

  1. Melis
    27/05/2018

    Abamon a hiçbir kaynaktan ulaşamıyorum.kaynak verebilirim misiniz?

Melis için bir cevap yazın Cevabı iptal et

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 13/02/2013 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: