C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Interpres Hermes’e Ermişlik (Hermeneutik?)

Felsefenin bir alt-kolu olan Hermeneutik (Türkçesiyle Yorumsama) ismini -hem morfolojik, hem de mitolojik açıdan- Hermes’ten alır. Amacı, soruşturan özneyle yorumlayıcı faaliyet alanındaki yola gelmez nesneyi birbirine doğrultmak, perspektifi ve bilimsel donanımı ne olursa olsun soruyu soran ile cevaplayan için, soru sorma ve cevaplama rutininde bir yere yerleşmek[1] veyahut öz ifadeyle metni anlamak ve yorumlamak olan bu disiplin, edebiyat kadar eski olmakla birlikte, felsefeden çok daha öncesine, mitolojik Hermes figürüne ve Delphi’de kehanet okumaları (açıklamaları ve yorumları) yapan rahiplere kadar gider.[2]

Thoth, Hermes Trismegistus sive MercuriusBahsi geçen rahiplerin eylemini, modern dillere de geçen, Latincedeki interpretatio terimiyle (“açıklama, açımlama, yorumlama”[3]) açıklayabiliriz. Bu terim Latincedeki inter– praepositio’su ile Sanskritçedeki “yaymak, açmak” anlamına gelen prath– kökünün birleşiminden oluşmuş olan “yayan, açımlayan” anlamındaki interpres isminden gelir. Interpres terimi söz konusu anlamıyla tanrı Hermes’in / Mercurius’un sıfatı olarak karşımıza çıkar,[4] o halde tanrının mitolojideki rolünü anımsarsak, interpretatio, tanrıların düşüncelerinin ve arzularının insanlara aktarılması (tanrıların haberciliği), Hermes de aktaran ve haberci olur. Netice itibariyle interpres Hermes’in ya da “Re’nin dili olan” Thoth’un Eskiçağ’da kazandığı önem, bu iradenin, insanın uluhiyeti hissettiği ilk adımı temsil etmesindedir. Şimdi, bu uluhiyetin ritüel karşılığına bakalım.

Eski Mısır rahiplerinden Setne Khaemwaset’le ilgili bir öykü Eski Mısır’da bulunan ve Thoth’un yazdığı düşünülen gizem kitaplarıyla ilgili bize bilgi sunar. Öyküye göre, Setne eski bir türbeyi kırarak Thoth’un yazmış olduğu bir büyü kitabını almak ister. Bunun üzerine türbe sahibi Prens Naneferkaptah ile karısı Ahwere’nin hayaletlerini başına bela eder. Öyküye göre, Naneferkaptah ailesiyle birlikte Koptos’a gitmiş ve orada kendisini doğru yere vardıracak olan sihirli bir gemi yapmıştır. Tehlikelerle dolu, uzun bir yolculuk sonunda büyü kitabını almayı umut etmiş ve bu arada büyü kitabının içeriğini karısıyla da paylaşmıştır. Kitaptaki iki büyüden ilki maddî evreni ve ondaki her şeyi ortaya çıkarmaya dönüktür, ikincisi ise tanrıların gerçek görünümlerini görmelerini ve yer altı sırlarını edinmelerini sağlar. Başka deyişle bu kitap, evrenin hakikî doğasını açık etmektedir. Büyü kitabının çalınması, yazarı olan Thoth’u kızdırır, tanrı, Re’nin izniyle prensin karısını ve çocuğunu öldürür. Acımak-bilmez Thoth’un verdiği bu cezayı halüsinasyon şeklinde gören Setne büyü kitabını çalmaktan vazgeçer ve kitabı yerine koyar. Hermetik bir metinde de geçtiğince, bu öykünün ilettiği mesaj, Thoth’un kaleme aldığı gizemli büyü bilgisinin herkes tarafından kopya edilebilirse de, ancak ahlaken ve zihnen onu hak eden kişiler tarafından, ikrar yoluyla elde edinileceğidir.[5]

Thoth ya da Hermes’in büyük sırrını öğrenebilmek için geçirilecek sınavlar zorludur, aklı ve iradesi zayıf olanlar ya yolun dönülebilecek bir bölümünden geriye döner, ya korkudan çıldırır ya da ürkütücü manzaranın ortasında kalbi durur da, uçuruma yuvarlanır, ölür gider. Sınavdan başarıyla çıkan az kişi vardır.[6] İstekli önce, yer altı mezarlarına giden labirentlerle dolu ve kapısında gelenleri Isis’in heykelinin karşıladığı Isis tapınağına götürülür. Yüzü peçeli heykelin dizinde kapalı bir kitap vardır, altında şöyle yazar: “Yüzümdeki örtüyü hiçbir ölümlü kaldıramadı.”[7]

İsteklinin önünde uzun yıllar boyunca çile çekmeyi gerektiren bir ölümsüzlük yolu bulunur, istekli önce tapınak hizmetçilerinin yanında kalmak, ortalığı süpürmek, bulaşık yıkamak ve tuvalet temizlemek zorundadır. O zamana kadarki varlığını horgörmesi anlamına gelen bu işler esnasında konuşması ve söylenmesi yasaktır, bu yorucu işler onu bilgi yolundan döndürmemişse küçük bir deliğin içinden karanlık bir labirente bırakılır ve kapı üstüne gürültüyle kapanır.[8] Dizleri ve dirsekleri üzerinde sürüne sürüne çamurlu ve yılanlı dehlizlerde ilerleyen istekli, ara sıra küçük odalarda ayağa kalkıp etrafındaki iskeletlere, hayvanlara ve yılanlara rastlar, sonra yine dar bir deliğe girip sürünmeye devam eder.[9] Bu yolculuk esnasında, ara sıra sessiz bir rahiple karşılaşır, rahip ona geri dönmek isteyip istemediğini sorar, istekli isteğinde direnirse karanlık dehlizdeki yoluna devam eder, işittiği çığlıklar eşliğinde. Bilim ve güç peşindeki delilerin can çekişerek öldüğü yerdir burası, geri dönülmez yola girmiş olmak artık isteklinin kaderidir, istekli bir daha kendisine geri dönmeyi isteyip istemediğini soran bir rahiple karşılaşmayacaktır, ya ölecek ya da ölmeyip isteğine kavuşacaktır, oysa henüz sonunda neyle karşılaşacağını bile bilmemektedir.

İstekli dik bir yokuştan aşağı doğru sürüklenir, yokuşun sonunda büyük bir uçurum bulunur, tutunsa ve düşmese bile, çıldırması olasıdır, yok, çıldırmayacak kadar iradesi kuvvetliyse çevresine bakınır da dehlizin sol ucunda küçük bir kurtuluş kapısı olduğunu görebilir.[10] Uçuruma düşmeden o kurtuluş kapısına zıplayabilirse, uzun bir merdiveni tırmanarak renk renk döşenmiş bir odaya varır, odanın duvarlarında yirmi iki sırrı belirten semboller, harfler ve sayılar vardır, burası Osiris’in ışıklı tapınağıdır. İstekli insan, burada gerçeği belirtmek ve tüzeyi gerçekleştirmek için Tanrısal güçle yek-vücut olur.[11]

İsteklinin çilesi sürmektedir, geçmesi gereken sınavlar arasında ateş, su veThoth, Hermes Trismegistus sive Mercurius şehvet sınavı da vardır. Ateş sınavı, cehennem ateşi gibi yanan kızgın bir fırından cesaretle geçmelidir istekli. Şehvet sınavı ise isteklinin günlerce aç ve susuz, karanlık dehlizlerde dolaştıktan sonra çeşitli renklerle döşenmiş bir yatak odasına varması, orada, bir şehvet müziği dinleyerek kendisine içki ve yiyecek sunan çıplak ve genç bir güzelle iradesini sınamasıdır. Güzel kız, ona, bugüne kadar çektiklerinin karşılığı olarak kendisini ve elindekilerini sunar, istekli olur da, açlığının da etkisiyle kızın büyüsüne kapılırsa, bu ana dek çektiği tüm çile anlamını yitirir, başa döner, tapınakta tutsak olup hizmetçiliğe zorlanır, kaçmaya teşebbüs ederse öldürülür.[12] Yok, Hermann Hesse’nin Siddhartha’sı gibi, cinsellik pınarının kaynamaya başladığını hissetse bile yüzünü çevirip kendisine hakim olursa[13] ve çile yolculuğuna dönerse, bu sınavı da başarıyla geçmiş olur.[14]

Ardından istekli tek başına bir odaya kapatılarak kendi kendine düşünmeye terk edilir. Aylarca düşünür istekli, Eski Mısır rahiplerinin büyüleyici ve etkileyici güçleri ancak bu düşünme neticesinde mümkün olabilir.[15]

Son sınav, mezar sınavıdır. İstekli özel bir törenle (Thoth’un tören düzenleyiciliğini anımsayın) diri diri mezara gömülür, çünkü artık o dünyevî bir kişilik değildir, mezara yakışır. Osiris gibi yeniden doğmak için ölmek arzusundadır.[16] Uyuşur (laterjiye düşer), kendi ruhuyla karşılaşır. Vardığı bu sonuç, onun büyük sırra hazır olduğunu gösterir. Mezardan çıkıp da kendine gelince Büyük Rahip’le birlikte Mısır’ın sıcak, sessiz ve derin bir gecesinde, Tapınağın rasathanesine çıkar ve orada yedi kat göğün yedi yıldızını seyrederek Büyük Rahip’in ağzından Hermes’in sırrını öğrenir.[17] Buna göre, Hermes’in evrensel sırrı şudur:

“Kocaman boşluğun en altında ölümlülük yeri dünya var, en üstünde de ölümsüzlük yeri Zuhal yıldızı… Zuhal yıldızı, evrensel aklın bütün esrarını taşımaktadır, yedinci ve son kattır, ölümsüzlüğe orada erişilir. Zuhal, parlak bir ışık içindedir. Ruhlar, oradan koparak, dünyaya doğru düşmeye başlarlar. Bu düşüş bir sınavdır. Düşüş, büyük ışıktan, inildikçe yavaş yavaş koyulaşan karanlığa doğrudur. Işık ruh, karanlık maddedir. Ruh, kısa bir sınama için yeryüzüne inip maddeyle birleşecek ama maddeye boyun eğmeyecektir. Ruhun maddeye boyun eğmesi, ona yenilmesi demek, sonsuz olarak yok olması demektir. İnsan ruhu, tümel ruhun (Tanrının) çocuğudur. Sınavı kazanamazsa, o ruhta bulunan tümel ışık (Tanrısal nûr) sönecek, ışık yalnız başına çıktığı yere dönerek ruhu karanlıkta bırakacaktır. Ruh da, ışıksız kalınca, karanlığın içinde eriyip tükenecektir. Büyük boşluk, inen çıkan ve arada eriyip tükenen sayısız ruhların kasırgasıyla kavrulmaktadır. Sınavı kazanan ruhlar, yedi kat göğe başarıyla yükselip ölümsüzlüğe kavuşurlar. Salt gerçeği (Mutlak hakikat) öğrenirler. Maddeye boyun eğmeyen başarılı ruh, yeryüzündeki kısa sınavını verdikten sonra, ilk basamak olarak Ay’a yükselir. Ay, düşünce dehasıdır, elinde gümüş bir orak tutar, doğumları ve ölümleri düzenler. Ruhları cesetlerden kurtararak büyük ışığa doğru çeker (cezbeder). Göğün ikinci katını yöneten Utarit yıldızıdır.

Utarit, soyluluk dehasıdır, sınavını başarıyla vermiş ve birinci katta cesedlerinden ayrılmış ruhlara çıkacakları yolu gösterir. Bu kata çıkan ruhlar, soyluluklarını (asaletlerini) tanıtlamış ruhlardır. Üçüncü katı Zühre yıldızı yönetmektedir. Zühre, aşk dehasıdır, elinde aşk aynasını tutar, birbirlerini unutan ruhlar aşk aynasında birbirlerini bulurlar. Dördüncü kat gök Güneş’in egemenliği altındadır. Güneş, güzellik dehasıdır, başarı ışıkları saçmaktadır, pırıl pırıldır. Başarılı ruhlar, ölümsüzlüğe yükselebilmek için, böyle bir tüm güzellikten geçerler. Güneş onları tatlı ışıklarıyla okşayarak ölümsüzlüğe hazırlar. Beşinci katı Merih yıldızı yönetir. Merih, tüzenin (adaletin) dehasıdır, elinde tüzenin keskin kılıcını tutmaktadır. Altıncı katı yöneten Müşteri yıldızıdır. Müşteri, bilimin dehasıdır, elinde büyük gücün asasını tutmaktadır. Yedinci ve son katsa, ölümsüzlüğe kavuşulan büyük aydınlık, tümel aklın tüm sırrını saklayan Zuhal yıldızının katıdır.

Ruhları ölümsüzlüğe götüren, dünya sınavında, iradelerini kullanarak, güçlerine dayanarak, acı çekerek elde ettikleri aydınlık BİLİNÇ’tir. Bu bilince (Şuura) kavuşabilmek için, yükselmeyi istemek yeter. Yükselen ruh, aydınlık bilincine dayanarak, tüm güzellik, tüm güç, tüm akıl olacaktır. Buysa ölümsüzlüktür… (Neticede) İnsanlar ölümlü Tanrılardır, Tanrılar da ölümsüz insanlar. Eşyanın dışı, içi gibidir. İçle dış arasında hiçbir ayrılık yoktur. Evrende hiçbir şey ne iç, ne dış, ne küçük, ne büyüktür. Bu sözlerin anlamını anlayan, gerçeği görür… Nedenlerin nedeni daima gizlidir. Çünkü sonsuzluk, pek kısa bir son olan zaman ve gene pek kısa bir son olan mekan içinde anlaşılamaz ve anlatılamaz. Bizler, ancak öldükten sonra onu anlayabilir ve anlatabiliriz. Çünkü yaşarken zaman ve mekanla sınırlıyız. Sınırsızlık, sınırlılık içinde kavranamaz.”[18]  

Thoth, Hermes Trismegistus sive MercuriusBu, Mısır’ın Tep ve Memphis tapınaklarının büyük ve kutsal sırrıdır, hiçbir papirüste yazılmamış olup sadece yer altında gizlenmiş bir mağaranın duvarlarına sembolik işaretlerle kazılmıştır.  Yüzyıllar boyunca tapınak rahiplerince gizli bir şekilde anlatılan bu sır, kendisini, hak edenlere saklamıştır.[19] Yukarıda bu sırrın, Eskiçağ Mısır’ında nasıl hak edildiğini ve dışarıdakinin nasıl “içerideki” kılındığını görmüştük. Demek ki birey, ikrar yoluyla, “dışarıdaki”yken “içerideki” olmakta ve böylece daha mükemmel bir ruh haline girmektedir. Burada bireyin, ikrar yoluyla zaten kendisinde mevcut olan bir imkânı gerçekleştirdiği ve tanrılaştığı söylenebilir.[20]


[1] D. R. Kelley, “Hermes, Clio, Themis: Historical Interpretation and Legal Hermeneutics”, The Journal of Modern History, vol.55, No.4 (Dec., 1983), s.644-645.

[2] D. R. Kelley, a.g.e., s.645.

[3] Örneğin bkz. Cicero, De Officiis 1.10; Livius 2.8; Plinius, Naturalis Historia 2.53.54; 141.

[4] M. Servius Honoratus, In Vergilii Aeneidos Libros 4.242.

[5] G. Pinch, a.g.e., s.61-62.

[6] O. Hançerlioğlu, Başlangıcından Bugüne Kadar Mutluluk Düşüncesi, Varlık Yayınları, İstanbul 1965, s.15.

[7] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.15.

[8] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.15.

[9] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.16.

[10] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.16.

[11] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.16.

[12] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.17.

[13] H. Hesse, Siddhartha, Çev. K. Şipal, Can Yayınları, 18. Baskı, 2010, s.60.

[14] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.17.

[15] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.17.

[16] A. Tokatlı, Eski Büyücülerden Çağdaş Darbecilere Gizli Örgütler, Gezegen Yayınevi, s.65.

[17] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.17.

[18] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.12-15.

[19] O. Hançerlioğlu, a.g.e., s.14.

[20] A. Tokatlı, a.g.e., s.27.

Reklamlar

3 comments on “Interpres Hermes’e Ermişlik (Hermeneutik?)

  1. Geri bildirim: Bir akıntı-karşıtı figür: Iamblichusçu Abamon « jimi the kewl resmi blog!

  2. Geri bildirim: Horus (Peyami yazdı) « jimi the kewl resmi blog!

  3. Geri bildirim: Alacakaranlık Kuşağı tadında felsefe… « jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 08/05/2011 by in Felsefe - bilim, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: