Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Roma Yunan’ın ahlaksızlığını alınca…

Daha önce aşina olunmayan unsurları bilmeye ve tanımaya başlamak bozulmanın ve çökmenin başlangıcı olabilir mi? Evvelce blogdaki farklı yazılar içinde Seneca’nın Naturales Quaestiones‘te anlattığı Stoacı ekpyrosis teorisinden bahsetmiş, Stoacıların teknolojik gelişimin eninde sonunda insanlar için “kötü” olacağına dair bir öngörüsünün bulunduğunu söylemiştik. Buradaki “gelişim” elbette ki “bilginin sınırlarının genişlemesi”dir.

Stoacı kötümser öngörüden sıyrılarak söylersek, bu gelişim düşüncesi bilginin kategorik olarak iyi ve kötü olduğunu kabul ederken, beri yandan bilginin “kendisinin değil, kullanımının iyi ya da kötü olabileceği” fikrini yadsır; dolayısıyla iyi ya da kötü olarak değerlendirilen objeye karşı dikkatli olmamız gerektiği yolunda uyarılar baş gösterir. Bunu en iyi ortaya koyan örnekse Türkiye’de muhafazakâr kalkınmacılar tarafından dillendirilen “batının ahlaksızlığını alma!” uyarısıdır elbette.

Paterculus, Eutropius ve başka tarihçileri okursak, görürüz ki, İ.Ö. 146’da Roma, -yukarıdaki uyarıyı ciddiye almayarak- sosyal ve kültürel (buna bağlı olarak “siyasî”) açıdan çöküşüne neden olan bir bilgi ve kültür ithaline girişmiştir.

İ.Ö. 146 genelde Roma tarihinin dönüm noktalarından biri sayılır, zira bu yıl içinde Roma Yunan kültürüyle “gerçek anlamda” tanışmıştır. Buradaki “gerçek anlamda” vurgumun odak noktası Roma siyasî idaresinin ve doğal olarak entelektüel camianın Yunan kültürüne “gerçek anlamda” ilgi duymasıdır, yani bu, “gönülsüz” ya da “rastgele” bir tanışma değildir. Eutropius’tan okursak (4.14) Roma’da bu dönemde dört zafer öne çıkıyor: (1) Scipio Africanus Africa’yı ele geçirip, Kartacalı komutan Hasdrubal’in arabasını getiriyor; (2) Metellus Macedonia’yı ele geçiriyor ve Macedonialı komutan Andriscus’un arabasını getiriyor; (3) Mummius da Corinthus’u ele geçiriyor ve Corinthus / Yunan sanatının önemli bronz örneklerini, tabloları ve Yunan kentine özgü en önemli süsleri beraberinde getiriyor.

Açık ki, -aktarımlardan hareketle söyleyelim- Roma’yı “Yunan ahlaksızlığıyla” tanıştıran Mummius’tur; o diğer Romalı komutanlardan farklı olarak egemenliğini temsil eden bir sembolle (arabayla) değil, Yunan’ın estetik unsurlarıyla Roma’ya dönmüştür. Eskiçağ tarihçileri bu yıla dikkat çekiyor, örneğin Polybius Tarihler’ini burada bitiriyor; Sempronius Asellio buradan başlıyor tarihi yazmaya; Paterculus tarih eserini burayı ayıran nokta kabul edip ikiye bölüyor; Sallustius Roma tarihinde bir dönüm noktası olduğunu söylüyor. Keza Yaşlı Plinius da bu tarihteki Achaia egemenliğini Roma çöküşünün başlangıcı olarak değerlendiriyor. Peki, Mummius Corinthus’tan sadece bronz eserler, tablolar, vs. getirerek mi Roma’ya Yunan sanatıyla tanıştırmış oldu? Hayır.

Büyük Romalı tarihçi Tacitus’un aktarımına bakarsak (Annales 14.21), Mummius Yunan usulü gösteri sanatlarını da Roma’da yaygınlaştıran idarecidir. Peki, consul Mummius Yunan kültürünün estetik ve sanat unsurlarının Roma’da yaygınlaşmasını sağlayan temel kişilik ise, biz niçin onun çağdaşı olan yukarıda da bahsettiğimiz, entelektüelleri etrafında toplayıp bir kültür camiası oluşturan Scipio Africanus’u (edebiyat tarihi geleneğine göre) Roma’daki kültür ortamının merkezî figürü sayıyoruz da, Yunan sanatının güzide örneklerini Roma’ya taşıyan consul Mummius’u es geçiyoruz? Edebiyat tarihi boyunca bu iki önemli idareci arasında, bu minvalde bir karşılaştırma yapıldığını görüyoruz ve bu karşılaştırmaya göre, Scipio askerî dehası bir yana, kültür adamlığıyla da Mummius’a üstün geliyor (getiriliyor). Paterculus’tan (Historiae 1.13.2-5) bir karşılaştırma örneği vermek istiyorum:

İki fatih de, fethettikleri ırkların isimleriyle onurlandırıldı, birine Africanus, diğerine Achaicus adı verildi. Mummius’tan önce yeni insanlardan hiçbiri başarılarının karakterinden ötürü bir isim kazanmamıştı. [3] Komutanların farklı alışkanlıkları, farklı uğraşları vardı. Özgür çalışmalardan keyif duyan Scipio her eğitim alanının hem teşvikçisi hem de meraklısıydı, öyle ki, zekâ yönünden parlak kişiler olan Polybius ile Panaetius’u hem evde, hem de askerî sahada yanından ayırmıyordu. Resmî görevlerinden arta kalan boş zamanını Scipio’dan daha latif bir biçimde geçirmiş ve her daim hem savaş, hem de barış ilimlerine kendini vermiş başka biri yoktur. Her daim orduları ve uğraşları arasında mekik dokuyor, bedenini tehlikelerle, ruhunu ise ilimle terbiye ediyordu. Mummius ise öyle kabaydı ki, Corinthus’u ele geçirdikten sonra, en büyük sanatçıların elinden çıkan tabloların ve heykellerin Italia’ya taşınması için anlaşma yapmış ve görevli taşıyıcıların, eğer onlara zarar verirlerse, yerlerine yenilerini koyacakları yönünde uyarılmasını emretmişti. [5] Bununla birlikte sanıyorum ki, Vinicius, devletimiz için Corinthusluların bugüne ulaşan kaba anlayışını olduğu gibi bırakmanın, o eserlerin fazla değer görmesinden daha hayırlı olduğu ve yine halkımız için o güzellik duyuşundan yoksun tavrın da mevcut sanat duyuşumuzdan daha yararlı olduğu konusunda kuşkun yoktur.

Mummius burada rudis yani “kaba” bir figür olarak karşımıza çıkıyor, bunun anlamı şu: Mummius Scipio’dan farklı olarak “ince bir sanat duyuşu olmayan, eğitilmemiş” birisidir ve sanattan anladığı da bir şekilde ve bir manayla değer görmüş bir sanat eserine sahip olmaktır. Dolayısıyla Mummius Scipio’dan farklı olarak bir “gösteriş budalası” ya da “özenti” olarak değerlendirilebilir, özellikle de son cümleyi düşünürsek, İ.Ö. 1. yy. ile İ.S. 1.yy. arasında yaşamış olan Paterculus’un Corinthus yani Yunan sanatının kendi dönemindeki yansımasından rahatsız olduğunu düşünebiliriz. Aynı dönemde yaşamış olan Seneca, Petronius, Plinius gibi birçok yazarda kültürel yozlaşmayı ifşa eden, topluma dönük gösteriş ve açgözlülük eleştirilerini düşünürsek (örneğin bkz. Petronius’un / Trimalchio’nun Yemek Masası; Petronius’un Satyrica’sı Üzerine [2]) Paterculus’u da bu eleştirel yaklaşımdan ayrı tutamayacağımızı anlarız.

Liv Yarrow’un yorumuna bakarsak, “Mummius Scipio’dan daha iyi bir Romalı olmakla birlikte (?), Yunan sanat unsurlarını Roma’ya getirmesinin Roma için ne kadar tehlikeli olabileceğini bilemeyecek kadar eğitimsiz biridir.” (“Lucius Mummius and the Spoils of Corinth”, Scripta Classica Israelica, vol.XXV, 2006, s.59 [57-70]) Gerek tarihçi Dio Cassius’un (22.76.1) Mummius’un halk nezdindeki popülerliğiyle ilgili tespiti, gerekse bizim çağdaş deneyimlerimiz gösteriyor ki, cahil bir kitle önünde sanatın ya da genel olarak kültür faaliyetinin yüzeysel görünümünden elde edilen popülerlik, sanatın ya da kültür faaliyetinin derinlemesine incelenmesinden elde edilen popülerliğe oranla daha geniş kapsamlı oluyor, nitekim Mummius’un Yunan eğlence anlayışını temsil eden  ve genel olarak halka seslenen tiyatro inşa etmesi, Scipio’nun belli bir çevre içinde kültür faaliyeti yürütmesinden daha etkili olmuştu halk nezdinde, ancak ikisinin Roma’nın kültürel anlamdaki çöküşü üzerindeki etkileri de halk üzerindeki etkileriyle orantılıydı. Sonraki Yunan-Roma tarihçilerinin bu tespiti gerçekten yerinde ve kültürel çöküşle ilgili tam bam teline vuruyor.

Sağlık, eğitim, sanat, spor, iskan, ulaşım ve diğer alanlarda altyapıdan ziyade halkın gözünü boyayan üstyapıya yatırım yapan günün idareci sınıfını Mummiusçu tavrın modern yansıması olarak değerlendirebiliriz. (Sportif altyapıya destek vermeyip gösterişli statlar yapan bir zihniyeti düşünün, bu zihniyet Olimpiyat’ta başarılı olmuş sporculara hediye olarak ev verir.) Tanzimat batıcılığına, kültürel anlamda yozlaşmaya ve özden kopuşa neden olduğu yönünde getirilen eleştirileri düşünürsek, batıyı batı yapan değerleri derinlemesine öğrenip süzgeçten geçirmekten ziyade onu yüzeysel ve şablon olarak örnek almak (oradaki sistemin görünen kısmını olduğu gibi alıp özümsemek), en az Mummius’un Corinthus’un görünen güzelliklerini alıp Roma’ya getirmesi kadar rudis bir tavırdır.

Gösteriş ve satış üzerine inşa edilmiş bir sistemde derin düşün faaliyetine değil, içten pazarlıklı bir estetik/etik duyuşa ihtiyaç vardır; Horkheimer ve Adorno’dan (Dialektik der Aufklarung, Philosophische Fragmente) yaparsak kapanışı, “sanat yapıtları çilecidir ve utanmazdır, kültür endüstrisi ise pornografik ve iffetlidir.”

2 comments on “Roma Yunan’ın ahlaksızlığını alınca…

  1. Geri bildirim: Niçin Epicurusçu felsefe Roma’da bir ara popüler oldu? | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

  2. Geri bildirim: Kim bu Polybius? | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/08/2012 by in Eskiçağ üzerine, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: