C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Urbanitas ya da Kentlilik (1)

Malumunuz, birkaç gün önce Kadıköy’de, taraftar olarak sadece kadınların ve çocukların içeriye alındığı bir futbol karşılaşması oldu.

Denk geldi, aynı akşam Kadıköy’e yolumuz düştü ve stat çevresinde biriken -içeriye alınmamış- “eril” taraftarlar yüzünden Kadıköy ve çevresinin (Ümraniye’ye ve Üsküdar’a kadar) trafiği felç oldu. Kapanan yollardan ötürü otobüsler bile güzergâhlarını değiştirmek durumunda kaldı, biz binip de kendisiyle eve dönmeyi arzuladığımız otobüse -allahtan- binebildik ancak güzergâh değişikliklerinden ötürü akşamı (iş ya da okul çıkışı?) ıstıraba dönüşmüş olanların -o hengamede- neler yaşadığını tahmin etmek zor değil.

Böyle bir hengamenin ortasındaki insan (mesela ben) Kadıköy örneğindeki gibi “rezil” bir durumun, bir kente yakışmadığını ister istemez düşünüyor, çünkü söz konusu rezillikten mustarip olan, “kentli olarak” (ya da “kentli olduğu iddiasında bulunan biri olarak”) bizzat kendisidir. Evindeki düzeni “kendisi” belirlemeye çalışan insanın “kentli” duyuşunu hissettiği andan itibaren kentteki düzene de karışmak (onu biçimlendirmek) istemesi, onda “yaşanabilirlik” ölçüsünde bir uygunluk (Stoa tabiriyle decorum) araması -söz konusu olan bizzat kendi yaşamı olduğu için- şaşırtıcı değildir. İnsanın yaşama alanı, onun dünyasıdır. O halde kent de, yaşama alanının en canlı yüzü olarak insan için hayatî önem taşır. Ancak kentte, doğaldır ki, tek bir insan yaşamıyor, o halde birçok insanın bir araya geldiği ve birbiriyle temas halinde olarak söz konusu bir araya gelişi anlamlı kıldığı kentte birçok insanın “yaşama alan(lar)ı” belli kurallar ve ölçüler dahilinde uyuşmak, uyuşmadığı durumda ise birbirinin hakkına tecavüz etmemek durumundadır. Örneğin bir kişinin rutin eve dönüşü (yaşama alanı gereği), başka bir kişinin (ya da kişilerin) eğlence anlayışından ötürü (yaşama alanı gereği) sekteye uğramamalı ya da tam tersi olmamalıdır, başka deyişle, kent için “uygun olan” / decorum, tüm kentlilerin maksimum seviyede birbirinin “yaşam alanı” hakkına saygı göstermesidir.

(Aynı akşamın birkaç saat öncesinde İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde, Prof. Dr. Bedia Demiriş hocamızla urbanitas / kentlilik bilinci üzerine konuşmuş ve toplumumuzdaki bu bilinç eksikliğinin köklerini ve bugününü anlamaya çalışmıştık. İyi bir tesadüf, aynı günün akşamı, yukarıda bahsettiğim sıkıntıyı pratikte de deneyimlemiş olduk.)

Roma düşüncesinde urbanitas‘ın ne anlama geldiğini irdelemeden önce terimin oluşumuna bakalım, daha sonra Iuvenalis’te bizzat Roma’nın kendisiyle eşitlenen urbs / kent, urbanitas / kentlilik ve kentin bozulduğu düşüncesiyle ilgili bazı tespitlerimi paylaşacağım. Böylece -belki de- Roma üzerinden İstanbula ya da Roma’daki yozlaşma üzerinden İstanbul’daki yozlaşmaya ilişkin bazı küçük ipuçları edinebiliriz.

Terim olarak urbanitas

Latincedeki urbanitas (İng. urbanity, Alm. urbanität, Por. urbanidade, İsp. urbanidade, Fr. urbanité, İt. urbanità) isminin ilk anlamı “şehirdeki yaşam”, “şehir yaşamı”dır (desideria urbis et urbanitatis, Cic. Fam. 7, 6, 1: in urbis urbanitatisque desiderio, id. ib. 7, 17, 1 vb.).

Hem iyi hem de kötü manada “şehir adeti”, “şehre özgü nitelikler” anlamını da verir. Buradan hareketle iyi manada “incelik”, “nezaket” (Refinementelegance of mannerpolitenesscourtesy,affabilityurbanity) manalarına da kavuşur (addo urbanitatem, quae est virtus, ut Stoici rectissime putant, Cic. Fam. 3, 7, 5 vb.). “Duyarlılık”,”alçakgönüllülük”, “düşüncelilik” ve “(konuşmada) incelik” manaları da vardır (urbanitate quādam quasi colorata oratio, Cic.Brut. 46, 170 vb.). C. T. Lewis’in sözlüğünde urbanitas’ın zıddı olarak “köylülük”, “kırsallık”, “kabalık”, “yontulmamışlık” manalarındaki”rusticitas” (“kır”, “taşra”, “köy” manalarındaki rus, ruris’ten gelir) belirtilmiştir. Ayrıca urbanitas’ın “alaya alma”, “dalga geçme”, “mizah yapma” (contumelia si petulantius jactatur, convicium; si facetius, urbanitas nominatur, Cic. Cael. 3, 6: in quantam hominum facetorum urbanitatem incurratis, non dico, id. Fin. 2, 31, 103 vb.) (Ayrıca bkz. Siân Echard, Arthurian Narrative in the Latin Tradition,bkz. p.18, Cambridge University Press, 1998; William W. Fortenbaugh, David C. Mirhady, Peripatetic Rhetoric After Aristotle, p.10, Transaction Publishers, 1994) yanında kötü manada “dolandırıcılık yapma”, “kandırma”, “hilekarlık yapma” (incuriosos milites [vernaculā utebantur urbanitate] quidam spoliavere, Tac. H. 2, 88 vb.) gibi anlamları da vardır.

Urbanitas isminin kökünü araştırmaya başladığımızda Latincede en eski kaynağın “şehir”, “Roma şehri” anlamlarındaki “urbs, urbis” ismi (hi coetus sedem primum certo loco domiciliorum causā constituerunt: quam cum locis manuque sepsissent, ejusmodi conjunctionem tectorum oppidum vel urbem appellaverunt, delubris distinctam spatiisque communibus, Cic. Rep. 1, 26, 41 vb) olduğunu buluruz. C. T. Lewis’in sözlüğünde bu kelimenin yanında Sanskritçedeki vardh- (güçlü kılmak) ile Persçedeki vardana (şehir) kelimeleri de ekbilgi olarak sunulmuş. Urbs ismi metropol, başşehir, Roma (si tam vicinum urbi municipium sit, ut, etc., Dig. 39, 2, 4 fin) ve ana nokta, merkez (urbem philosophiae, mihi crede, proditis, dum castella defenditis, Cic. Div. 2, 16, 37) olarak da düşünülmüş / kullanılmış.

“Şehre ait” manasındaki urbicus sıfatı (res rusticae et urbicae, Gell. 15, 1, 3 vb), yine “şehre ait” manasındaki urbicarius sıfatı (Cod. Th. 11, 28vb) ve en nihayetinde (en önemlisi) “şehre ait”, “şehirli” manasındaki urbanus sıfatı (nostri majores non sine causā praeponebant rusticos Romanos urbanis, Varr. R. R. 2 vb), -ki zıddı da “köylü” manasındaki rusticus’tur, urbanitas’a varış yolunda durak noktalarını oluşturur.

Urbanitas ismi terim olarak erken dönem Roma’nın şehir kültürüne aitliği (örn. Roma şehrinde konuşulan dil gibi) gösterir, İ.S. 250-500 arası içinse vulgar veya vulgaritas terimleri kullanılır (Urban T. Holmes – Alexander H. SchutzA History of the French Language, p.19, Biblo & Tannen Publishers, 1938).

Prof. Dr. Teoman Duralı hocamız Malezyalı Müslüman filozofu Syed Muhammed Naquib el Attas’ın ağzından urbanitas’a karşılık gelebilecek olan “medeniyet, medenilik” terimlerini (İng.’de urbanity’nin medeniyet anlamı vardır, açıktır) tarif ediyor:

DeNe (Ar DaNa) fiili borçlanmak anlamına gelir… Borçlanmak yahut borç altına girmek, tabiatıyla, duruma göre, ‘hüküm ver-meğ’i, daynunah veya idanah ise, ‘hüküm giymeğ’i, gerektirir. Bütün bu manâları ve onların karşıtlarını içeren DaNa fiili, mudun yahut mada’in ismiyle ifâde olunan ticâret hayatıyla meşğûl teşkilâtlanmış toplumları barındıran şehir yahut kasabalarda söz konusu olabilirdi. Bir kasabanın yahut şehrin, yânî madinanın (medine) ‘hâ-kim’i, ‘hükümdar’ı yahut ‘idâreci’si bulunurdu: Dayyan. Şu hâlde, henüz sâdece bir DaNa fiilinin değişik uygulanışlarında bile, zihin gözümüzün önünde kanuna, nizâm ile adalete dayalı toplum yaşayışını kucaklayan bir medeniyet resmi canlanmaktadır. En azından kavramca o, MaDDaNa şeklindeki bir başka fiille içten içe irtibatlıdır. MaDDaNa da, ‘inşâa etmek’, ‘şehir kurmak’, ‘medenîleş/tir/mek’, ‘yontmak’, ‘inceltmek’, ‘terbiye olmak/etmek’, ‘adam olmak/ etmek’, ‘insanlaş/tır/mak’ anlamlarına gelir. Yine bahsi geçen fiilden de bir diğer isim, tamaddun (OsmT temeddün) türetilmiştir: Medeniyet; kültür sayesinde yontulmuş, incelmiş… İmdi, Din kavramından türe/til/miş ve bütün şu sıraladığımız kanun, nizâm, adalet, yetki ve toplum ile kültür içerisinde incelmişliği içerir anlamları taşıyan mefhum (Fr. & İng. notion), kanunla, nizâmla, adaletle, yetki ve toplum ile kültür çerçevesinde incelmişlikle uyuşan bir eyleme yahut davranma tarzını öngörür. Bu, kanuna, nizâma, adalete, yetki ve toplum ile kültür çerçevesinde incelmişliğe göre öylesine olağan (normal) addolunacak bir eyleme tarzı yahut varolma hâlidir ki, sonuçta, örften, âdetten sayılır bir durumu yansıtır olur. İşte buradan da, türe/til/miş örf, âdet, meleke ile doğal eğilim biçiminde ‘din’ kavramına bağlı öteki başta gelen manânın arkasında yatan mantığı rahatça görebiliriz…” (Merdiven Şiir, S.15, Bahar 2008, Sf.34-35; Teoman Duralı, Sorun Nedir?, Dergah Yayınları, Sf.237, İstanbul 2006)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: