C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Urbanitas ya da Kentlilik (2) [Iuvenalis’te…]

Roma küçük bir devletin değil, aynı zamanda bilinen yeryüzünün (terra cognita) önemli bir bölümüne hükmeden bir dünya devletinin yani Roma İmparatorluğu’nun başkenti olduğu için, Iuvenalis’in kent ve kentlilikle ilgili kabulleri, özünde Roma’ya ilişkindir, ahlaksızlık Roma kentinde yaşayanların ahlaksızlığı, hastalık ise Roma’nın hastalığıdır. Bu yüzden Iuvenalis’in edebiyat tarihine geçen “yergi yazmamak zor” (difficile est saturam non scribere) sözünün ardından retorik “Kim katlanır bu adaletsiz kente?” (nam quis iniquae / tam patiens urbis) sorusu gelir (1.30-31), bu soru, yazarın Roma’dan şikâyetini barındırır. Anlaşılıyor ki, ilk yerginin ilk dizesinde “Her daim dinleyicisi mi olacağım? Hiç karşılık veremeyecek miyim?” (Semper ego auditor tantum? Numquamne reponam?) diye soran Iuvenalis’e göre urbs, iniqua (adaletsiz) olduğu için saturam scribere (yergi yazmak) kaçınılmazdır ve onun kaderinde edilgenlik yani dinleyicilik değil, etkenlik yani yazarlık vardır.

“Adaletsiz” olarak çevirdiğimiz iniquus sfatının “dengesiz” anlamı da vardır, o halde Iuvenalis için, Roma kentinin dengesini yitirmiş olduğunu gösteren emareler bulunduğu söylenebilir. Iuvenalis’in alay etmeden duramayacağını söylediği[1] bu emareler tüm esere yayılır, ancak bilhassa üçüncü satura, konusu itibariyle sadece Roma kentindeki bozulmayı temel alır, bu yüzden biz de çalışmamızda üçüncü satura’yı temel alarak diğer satura’lardaki kentle ilgili bozulma tespitlerini / örneklerini bu satura üzerinden işleyeceğiz.

3. Satura

“Roma kentinin yozlaşmışlığına bir eleştiri” olarak değerlendirebileceğimiz 3. satura, zengin-yoksul ayrımı ve kente yerleşen yabancılara duyulan nefret gibi alt konulara ayrılmakla[2] beraber bize yazarın idealindeki kent anlayışını tersten-gelimle (ne olmaması gerektiğini ortaya koyarak) gösterir.

Iuvenalis bu satura’ya (Umbricius ismindeki) bir arkadaşının Roma’yı terk edip ıssız Cumae’a (vacuis… Cumis) yerleştiğinden bahsederek başlar ve satura boyunca bu arkadaşının Roma’daki kentsel sıkıntılardan nasıl bezdiğini, ziyadesiyle onun ağzından aktarsa da, aslında Roma’dan bezmiş olanın Iuvenalis’in kendisi olduğu düşünülmüştür. Bir görüşe göre, Iuvenalis Aquinum doğumlu[3] olduğu için, kent hakkındaki düşüncelerini, Roma’da doğan, başka deyişle gerçek bir Romalı olan Umbricius’un ağzından aktarmayı tercih etmiş olabilir.[4]

“Gerçek Romalı” Umbricius’un Roma’yı terk etmek istemesinin nedenlerini 21. dizeden itibaren okumaya başlarız, şöyle der Umbricius:

“… Şerefli sanatçılara…
hiç yer kalmadı madem kentte, madem emeklerinin karşılığı hiç yok,
bugünkü değeri dünden düşük, onu yarın da,
kırpacak birazcık daha, karar verdim ben de oraya,
gitmeye…”[5]

Cumae’a gitmeye karar veren Umbricius’un artık Roma’da yaşananlardan memnun olmadığı açıktır. Ona göre, Roma bozulmuş ve artık haksız kazanç peşinde koşanları sembolize eden, Iuvenalis’in deyişiyle “siyahı beyaza dönüştüren”[6] Artorius ile Catulus gibi kişilere[7] kalmıştır (3.29-30). Iuvenalis’in burada kazanç adaletsizliğine yaptığı vurguya diğer satura’larda da rastlarız. Örneğin 1.37-39’da geceleri zor koşullarda çalıştığı için mirası hak eden insanların hakkını alamazken, bazılarının yaşlı ve zengin bir kadınla evlenip mevki bakımından “haksızca” yükseldikleri söylenir.

Roma’da yaşam değersizleşmiş ve kent, kellelerin hiçbir değerinin olmadığı ölüm oyunlarına yani gladyatör dövüşlerine teslim olmuştur (3.35-40). Burada dikkat çeken husus, kentte yaşayan halkın yani kentlilerin bozulmuş olmasıdır, zira Iuvenalis dövüşlerdeki öldürmelerin populariter yani “halkça / halkın isteğiyle / halka uygun olarak” gerçekleştiğini söyler (3.37). Halka dışarıdan bakıp ondaki bozulmayı teşhis eden Umbricius, ünlü “Quid Romae faciam?” dizesiyle birlikte Roma halkının populariter karakterini ortaya koyar:

Ne yapacağım Roma’da? Bilmem yalan söylemeyi, bir kitabı,
kötüyse, bilmem övmeyi ve istemeyi; hareketlerini,
bilmem yıldızların; vaat etmeyi babanın cenazesini,
hiç istemem, yapamam da; kurbağaların iç organlarını,
hiç incelemedim; taşımaksa aşığının geline yolladıklarını
ve söylediklerini, başkalarının olsun; kimse benim sayemde,
hırsız olmayacak, öyle ki kimsenin yoldaşı olamam ben,
kötürüm ve çolak, işe yaramaz bir bedenim ben.”[8]

Metnin devamında Umbricius’un Roma’yı Yunanlaşmış görmekten hoşlanmadığını anlarız. Umbricius bu hoşnutsuzluğunu dile getirirken, dışarıdan Roma’ya gelen dil ve alışkanlığın (et linguam et mores) beraberinde müzikal unsurları da taşıdığını söyler (3.63-64). Iuvenalis’in, Umbricius’un aktarımıyla, kentlilerde başgösteren ahlakî çözülmeyi dışarıdan kente giren bu yabancı unsurlarla ilişkilendirdiğini, bilhassa yabancı kıyafetlerle fuhuşa çıkarılan kızların varlığından ve köylülerin bile Yunanvari ayakkabılar giydiğinden söz etmesinden anlarız (3.65-68). Kenti bozan Yunan unsuru, Romalı zihinlerin Romalı geleneklere (başka deyişle Romalılara) saygı duymadıklarını da düşündürebilir, bu da doğaldır ki, Umbricius’un Roma’yı neden terk etmek istediğini gösteren bir durumdur, Umbricius has ve saf Roma’yı, Romalıları görmek ister, bu yüzden “Ben bu adamların erguvan renkli giysilerinden kaçmayayım mı yani?” diye sorar.[9]

Dahası Yunan kaynaklı şehvet de kentlileri esir almış durumdadır, örneğin Iuvenalis bir Stoacının arkadaşı ve öğrencisini öldürdüğünden bahsedip (3.116) sıradan Protogenes’in, Diphilus’un ve Hermarchus’un hüküm sürdüğü Roma’da hiçbir Romalıya yer olmadığını söyler (3.120).

Ortada bozulmadan şikâyet varsa, muhakkak bahsi geçen bozulma öncesi döneme açık ya da gizli bir özlem ve bu özlemden beslenen bir hedef / ideal de var demektir. Iuvenalis Roma yaşantısıyla ilgili hedefini / idealini bilhassa 15. satura’da dile getirir. Ona göre (15.131-133), “doğanın kaderinde insan nesline en merhametli kalpleri vermek vardır, / (insanlara) gözyaşlarını vermiştir (doğa). Bu duygu bizim en iyi parçamızdır.” (molissima corda / humano generi dare se natura fatetur / quae lacrimas dedit. Haec nostri pars optima sensus) O halde kentte yaşayan diğer vatandaşlarla empati kurmak, bilhassa acılarına ortak olmak gerekir; insanları “dilsizler sürüsünden ayıran, saygın bir ruha / ve tanrısal niteliklere kavuşturan” (15.142-144: separat hoc nos / a grege mutorum, atque ideo venerabile soli / sortiti ingenium divinorumque capaces) hep bu hassasiyettir, insanlar bu hassasiyeti göğün kalesinden almıştır (15.146: sensum a caelesti demissum traximus arce). Evrensel bir hassasiyettir bu, her millete ve kavme özgüdür ancak kentin bozulmasını dışarıdan gelen yabancı unsurlarla ilişkilendiren Iuvenalis için hedefin / idealin öz-Romalılığa yeniden kavuşmak ve Roma kentini eski günlerdeki gibi kılmak olması, söz konusu hassasiyetin ve duygudaşlığın da, en azından Iuvenalis’in satura’ları nezdinde, Romalılığa özgü değerlerden sayılması gerektiğini de düşündürebilir.

En nihayetinde Iuvenalis bozulan Roma kentinde, Romalılık dışındaki unsurların temizlendiği, barışın ve huzurun sağlandığı bir ortamın hayalini kurar (15.154) diyebiliriz, bunun için eğitime önem verir. Bilhassa 14. satura’da, Romalıların evlatlarını, ideal Romalının temsili olan çiftçi-asker (agricolamiles) olarak yetiştirmesini vatana hizmet olarak kabul eder: “Minnettar kalınır sana, bir vatandaş kazandırdın diye vatana ve millete / vatana yararlı yetenekli bir çiftçi yetiştirirsen / hem savaş hem de barış işlerini görmede yetenekli bir evlat.” (14.70-72: gratum est quod patriae civem populoque dedisti / si facis ut patriae sit idoneus, utilis agris, / utilis et bellorum et pacis rebus agendis.)

Iuvenalis’in satura’ları boyunca, Roma kentinde öz-Romalılığın yittiğini gösteren önemli göstergelerden biri de yeme-içme alışkanlığındaki aşırılıklardır. Kentli Romalıların yanan midelerinde sindirilmeden duran yiyeceklerin sebep olduğu takatsizlik (3.232-234) şüphesiz ki onları “hayırlı bir vatandaş” ya da “gerçek Romalı” olmaktan alıkoyar, dahası Iuvenalis’e göre, akşam yemekleri, misafirlerin vasiyetnamelerini hazırladıktan sonra gitmeleri gerekecek kadar yaşam tehlikesi barındırır (3.273-275), tabi ki gözyaşları içinde safra dökmekten ya da mutfağın dumanıyla esir alınmaktan keyif duyuyorsa başka (5. 160 vd.)!

Hatta yeme-içme alışkanlığındaki bozukluğun, tek tek kişilerin sağlığını bozduğu olduğu kadar, ekonomik ve buna bağlı olarak ahlakî çürümeyi de arttıran, başka deyişle toplumun sağlığını bozan bir yönü de vardır. Iuvenalis’in gözünde, balıklara koca bir eyaleti satın alacak kadar para ödeyen (4.25-30 vd.), bir karından daha kolay doyacak bir şey daha olmamasına rağmen aşağılanma pahasına –“katlanabiliyorsan her şeye, hak ediyorsun demektir” (5.170-171: omnia ferre / si potes, et debes)- gösterişli ve kavga dolu yemeklere icabet eden (5.1 vd.) Romalılardan yukarıda bahsettiğimiz türden çiftçi-asker idealine uygun birer Romalı olmaları beklenemez.

Kentteki bozulmaya ilişkin başka bir örnekse 6.286-305 dizeleri arasında bulunur. Iuvenalis burada, 3. satura’da olduğu gibi, kentin ve kentliliğin (başka deyişle Roma’nın ve Romalılığın) bozulduğu düşüncesini işler ancak 3. satura’dan farklı olarak konusu Romalı kadınların ahlaksızlığı nezdinde Roma’nın bozulması olduğundan, geçmişe özlemini açık eden örnek de kadınlarla ilgilidir. Romalı kadınların ahlaksızlıklarını haec monstra olarak niteleyen Iuvenalis bu kötücül alışkanlığın nereden geldiğini sorarken (6.286), beri yandan eski Latium kızlarının namusundan söz ederek (6.287 vd.) geçmişin öz-Romalılığı ile günün dış etkenlerle bozulmuş Romalılığı arasında bir kıyas yapmış olur. Bu, üçüncü satura’da olduğu gibi, öz-Romalılık anıştırmasından başka bir şey değildir, yani başka kültürlerin nüfuz etmesi zihninde idealize ettiği Roma’nın Roma’lılığını yitirmesine ve ahlakî çöküntüye eştir. Ancak Iuvenalis çöküntüyü gerekçelendirmeyi burada kesmez, bu çöküntü -doğrudan ya da dolaylı yoldan / bir şekilde- uzun süren kötücül barış ortamının (longae pacis mala) ve silahlardan daha keskin olan gösterişin (saevior armis / luxuria) (6.292-293) esiridir.

Bu iki nedenin eser boyunca karşımıza nasıl çıktığına bakalım.

 Yukarıda, ideal Romalının temsilinin “barış zamanında çiftçi, savaş zamanında asker olan” agricolamiles olduğunu söylemiştik. Ancak Saturae boyunca, Roma kentinin, barış ortamında, idealize edilen türde üreten çiftçiden ziyade şahsî zenginliğini arttıran Dolabella, Antonius ve Verres gibi önde gelen Romalıların ahlaksızlıkları öne çıkar, örneğin 8.106’da alaycı bir dille, barış zamanında kazanılan birçok hazineden (plures de pace triumphos) söz edilir, dahası, satura’nın devamında, Rodoslular, Korinthoslular, Gallialılar ve Dalmaçya sahilinde yaşayanlar savaş-sevmeyen insanlar olarak gösterilir, bu kır insanlarının “yarışlar ve tiyatrolar dışında boş zamanı olmayan kenti beslediği” (8.118: qui saturant urbem circo scenaeque vacantem) söylenir, keza barış-sever ve çalışkan köylülerin aksine, 11.195 vd.’de sergilenen, beyni uyuşmuşçasına yarış meydanında kazanılan zaferleri kutlayan birçok kentli figürü, Iuvenalis’in çalışmaktan ziyade eğlenceye düşkün olan kentlilerden ne kadar rahatsız olduğunu gösterir. Başka deyişle kırsalda yaşayan bu insanlar, Roma kentinde barışın kötü bir şekilde keyfini süren tembel kentlilere örnek teşkil eder.

Iuvenalis kentlilerden, barış düzlemindeki şikâyetini tembellikle sınırlamaz, kentlilerin vahşete düşkünlüğüne de vurgu yapar. Bu minvalde, Iuvenalis’in 15.163 vd.’deki ifadelerine dikkat çekmek istiyorum. Iuvenalis burada doğadaki çevik Hint kaplanının, eşi olan kaplanla “barış içinde” yaşadığını söyledikten sonra, yalnızca tırmık ve çapa üretmeye alışmış olup büyük bıçakları ve saban demirini işlemekten yorgun düşen ilk ustaların kılıç dövmeyi bile bilmediğini hatırlatarak günün öfkeli halklarının insan öldürmekten bıkmadığını söyler. Iuvenalis’in burada da pax’tan anladığını ortaya koyar, pax, insanların salt eğlenceyle ve tembellikle geçirecekleri bir dönem değildir ona göre, eski ustalar gibi çalışılan ve üretilen bir dönemdir.

Altıncı satura’da karşımıza çıkan kötücül gösterişin (luxuria) eser boyunca ve üçüncü satura’da nasıl sergilendiğine bakalım. Iuvenalis 1.139-140’da “kim katlanır şu / gösterişin lekelerine?” (quis ferat istas, / luxuriae sordes?) diye sorarken, beri yandan, Romalılardaki, yukarıda bahsettiğimiz aşırı yeme-içme alışkanlığını eleştirir. Yine Iuvenalis, 4.137 vd.’de İmparator Nero’nun aşırı yeme-içme alışkanlığını eleştirirken luxuria terimini kullanır, ona göre imparatorun luxuria’sı, gösterişten ziyade aşırılıkla eşitlenir. 11.22’deki luxuria da yemek masasındaki aşırılığı simgelerken, 11.45’te, insanların üzerindeki etkisi katmerlenen luxuria onların sonunu getiren yemek masası aşırılığı şeklinde karşımıza çıkar. Iuvenalis 15.45 vd.’de luxuria’yı kentteki barbar ruhlu avamın Mısır’daki Canopus kentinde yaşayanlardan geri kalmadığı bir alan olarak görür, konu ise bağlam göz önünde tutulduğunda yine yemek masasıdır. Anlaşılıyor ki, altıncı kitapta “silahlardan daha keskin” olarak betimlenen luxuria, diğer satura’larda sadece yemek aşırılığı anlamında kullanılır ve genel itibariyle Roma kentindeki çürümeyi yansıtır.

Üçüncü satura’ya bakarsak, sadece yukarıda bahsettiğimiz ölçüde kentin öz kimliğinden sapması değil, aynı zamanda gösterişe tutkun olanların da, beş parasız kalan Romalıların uzun süre önce kentten göç etmesine neden olduğunu görürüz (3.162-163). Iuvenalis’in bu noktada bozulan kent yaşamını bozulmamış taşra yaşamıyla kıyaslayarak kentte nasıl bir yaşam olması gerektiğini gösterir. Taşrada senatörler de, halk da bir-örnek giyinir, saygıdeğer belediye memurları, seçkin görevlerin giysisi olarak bilinen beyaz tunikle yetinir, buna karşın Roma kentinde şık giyinme telaşı kimileyin bir kişinin başka bir kişinin kasasına göz dikmesiyle sonuçlanır (3.175-180). Iuvenalis’in “müşterek kusurumuz” dediği şey “Roma kentindekilerin (hepimizin) hırslı yoksulluk içinde yaşıyor olması… ve Roma’da her şeyin bir bedelinin olmasıdır.”[10] Romalı sadeliğin yittiği (paupertas Romana perit)[11] kentte her şeye fiyat biçilmesi, doğaldır ki, orada her şeyi yokluğu dayanılmaz kılar, bu yüzden Iuvenalis Praeneste’de, Volsi’de, Gabii’de ya da Tibur’da (taşrada) olmayan “kaybetme korkusu”nun kentte olduğunu söyler (3.190vd.), kentlilerin kaybetmekten korktukları ise aşırılıklarını ve gösterişe duydukları merakı yansıtan zengin işi evler, süs mermerleri, heykeller, kitaplar, gümüş tabaklar, vb. unsurlardır. Oysa insanın bütün bu unsurların içindeki konumu kiracının evindeki konumu gibidir, hastalığın kaynağını (caput morbi) şöyle ortaya koyar Iuvenalis: “Hangi kiralık odada doğru dürüst uyunabilir? / Oysa büyük servetlerle uyunuyor kentte.”[12]

Iuvenalis 3. satura’nın sonuna doğru, kentte asayişin yokluğuna ilişkin kişisel gözlemlerini aktarırken, geçmişte (3.312-313), mutlu çağlarda (felicia… saecula)  Roma’da sadece bir hapishanenin yettiğinden bahseder (3.314) ve Umbricius’un Roma’yı terk edişinin nedenlerine ilişkin aktarımını tamamlar.

Bir bilanço sunmak adına, 3. satura’da kent ve kentlilikle (Roma ve Romalılıkla) ilgili öne çıkan unsurları şöyle sıralayabiliriz: Çoğunluğun haksız kazanç peşinde koşmasına bağlı olarak emekçilerin emeklerinin karşılığını alamaması, yaşamın değersizleşmesi, Yunanî unsurların yaygınlık kazanmasıyla birlikte ahlaksızlığın artması ve Roma’nın Roma olmaktan çıkması, kentin taşradaki ölçülü ve sade yaşama tarzından farklı olarak, ölçüsüz ve gösterişe düşkün bir yaşamın esiri olması, dahası asayiş yokluğuyla birlikte daha da yaşanmaz bir hale gelmesidir.

3. Satura’daki bütün bu unsurlar, gerçek bir Romalıyı yani Umbricius’u kentten, yani Roma’dan kaçırmaya yeter, görünür. Ancak Umbricius’un şahsında kendi düşüncelerini yansıtan Iuvenalis, Ulrich Knoche’nin de tespit ettiği gibi, Roma’nın kaprislerine katlanıyor, onu tüm kusurlarına rağmen kabul ediyor, her daim görmeye kendini hazır tutuyor ve buna rağmen kınamaktan geri durmuyor görünür.[13] Neticede satiristin satirist olabilmesi ya da öyle kalabilmesi için, korkmuş ya da bezmiş gibi kaçması değil, satirik bir dille eleştirdiği kusurlarla yüzleşmesi gerekir, Iuvenalis’in yaptığı da budur.


[1] 1.51: “haec ego non agitem?”

[2] Iuvenalis, Yergiler. Saturae, Çev. Ç. Dürüşken – Alova, K Kitaplığı, 2003, s.15.

[3] Bu konuda detaylı bir inceleme için bkz. Ronald Syme, “The Patria of Juvenal”, Classical Philology, vol.74, No.1 (Jan., 1979), s.1-15.

[4] Yergiler. Saturae, Çev. Ç. Dürüşken, s.380. (Notlar)

[5] 3.21-25: “… quando artibus… honestis / nullus in urbe locus, nulla amolumenta laborum, / res hodie minor est here quam fuit atque eadem cras / deteret exiguis aliquid, proponimus illuc / ire…”

[6] 3.30: “qui nigrum in candida vertunt.”

[7] Yergiler. Saturae, Çev. Ç. Dürüşken, s.381. (Notlar)

[8] 3.41-48: “Quid Romae faciam? Mentiri nescio; librum, / si malus est, nequeo laudere et poscere; motus / astrorum ignoro; / funus promittere patris / nec volo nec possum; ranarum viscera numquam / inspexi; ferre ad nuptam quae mittit adulter, / quae mandat, norunt alii; me nemo ministro / fur erit, atque ideo nulli comes exeo tamquam / mancus et extinctae corpus non utile dextrae.”

[9] 3.81: “Horum ego non fugiam conchylia?”

[10] 3.182-184: “commune id vitium est: hic vivimus ambitiosa / paupertate omnes… omnia Romae / cum pretio.”

[11] 6.295.

[12] 3.234-235: “nam quae meritoria somnum / admittunt? Magnis opibus dormitur in urbe.”

[13] U. Knoche, “Juvenal’s Canons of Social Criticism”, Persius and Juvenal, Ed. By M. Plaza, Oxford University Press, 2009, s.261.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: