C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Tanrı her şeyi insan için yaratmamış!

 Yorgun geçirdiğim gecelerimde ve gündüzlerimde bana yoldaşlık eden büyük Stoa filosofu Seneca’nın, Naturales Quaestiones 7.30.3’te, evvelinde, “Quam multa praeter hos per secretum eunt, nunquam humanis oculis orientia!” ünlemiyle birlikte dile getirdiği bu sözü “Zira Tanrı her şeyi insan için yaratmamıştır” şeklinde Türkçeye çeviriyorum. Evvelinde yer alan ünlemli ifade ise bu sözü açımlar nitelikte:

By Pvince

[Kuyrukluyıldızlara varıncaya değin] ne çok şey, insanın gözüne görünmeden, gizli bir rotayı izliyor!

Gavurların deyimiyle, Stoa ekolünün un-orthodox savunucusu olan Seneca bağlamda, kuyrukluyıldızların bildik yıldızlardan fiziken ayrılmadığını, bu yüzden onların da “yıldız” sayılması gerektiğini savunur. Bu bağlamda farklı felsefe-bilim ekollerinin (Panaetius, Epigenes, Theophrastus, Aristoteles vs.) kuyrukluyıldızlarla ilgili yapmış olduğu “onlar yıldız olamaz, zira bildiğimiz yıldızlar gibi görünmüyorlar” tespitini yadsıyarak, doğanın / Tanrı’nın kutsal eserini tek bir biçimde yayınlamadığını dile getirir.
Naturales Quaestiones’in yedinci kitabını neredeyse bütünyle kuyrukluyıldızlarla ilgili fizikî açıklamalara ayıran Seneca için bu doğa olayı elbette ki bahanedir, onun maksadı, başlıkta ucu göründüğü ölçüde tanrısal doğanın insanı merkez kılmadığını, aksine kusursuz düzeninde her şeyi yerli yerine oturttuğunu ve insanın “güdük” duyumsal yeteneğinin (“güdük görü yetisi” ya da) insanı şahitlik mertebesine çıkarmamasından ötürü, bu büyük yapının bir parçasının (kuyrukluyıldız) “düzensiz” ve “tesadüfî” olarak nitelenmemesi gerektiğini göstermektir.
Mantık, fizik ve ahlâk olmak üzere üç parçadan oluşan Stoa felsefesinin sonuncusunu yani ahlâkı temel aldığını evvelki entirilerimizde irdelemiştik. Buna göre, fiziğin doruğu teoloji olmakla birlikte (“doğada bozulmaz neden-sonuç ilişkisi vardır, çünkü tanrısaldır” çıkarımını örnek olarak kabul edin), bu fizik anlayışı insanın ahlâkî gelişimi sağlamasında insana yol gösterecektir. Aydınlanmış insanımız şöyle diyecektir neticede:
Ah ne güzel doğada neden-sonuç ilişkisi var, ben niye kafama kafama meteor düşecek diye korkuyorum ki, benim bilmediğim yerlerde daha neler neler oluyor, hepsini bilseydim, oo hhoo amma üzülmem gerekirdi, oysa buna hiç gerek yok, benim güdük algımın bana gösterdiklerini değil, göstermediklerini düşünmeliyim, bilmediğim o kadar çok şey var ki, kuyrukluyıldızların karakteri mesela, ah her bilmediğim şeyden korkmam gerekseydi, ben şu an korkmaktan yaşayamaz olurdum, oysa her şeyden korkmak mümkünse, korkusuzluk diye bir şey yok demektir, bu durumda, her şey kokulasıysa, benim hiçbir şeydem korkmamam gerekir, çünkü normal olan budur, ölümlülük ölümün panzehiridir, tamam da neden Saramago gibi virgüllerle yazıyorum, çünkü heyecanlandım, coştum, şimdi onlar düşünsün, bütün korku öğeleri!

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: