C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Yine Seneca, ama ne için?

Seneca’nın saray filosofluğuna ilişkin çok soru geliyor. “Nero’nun öğretmeni olan filosof olur mu?” diyorlar. İskender ile Aristoteles arasındaki türlü rivayetleri es geçenlerin ve Roma’yı bir tür Yunan kent/devletçiği sananların kuşkuları buraya vardırıyor onları. Bizim Osmanlı’daki büyük saray şairlerinin edebî harikalığının çoğu kere padişaha “yalakalık” nezdinde değerlendirilmesi gibi bir şey bu. Oysa her büyük imperium (Kraliçe Elizabeth dönemi İngiltere’sini de düşünün) kendi sarayını büyük edebî, felsefî zekâlarla, düşün adamlarıyla donatır. Eşyanın doğasına uygun olarak da imperium kendi bekâsı için bu kafalardan yararlanmak ister, bizzatihi onları beslemesinin nedeni de budur. Sonraki yüzyılların örnekleriyle kıyaslandığında Roma İmparatorluğu’nda bu (Augustus sonrasında) daha “ilkel” (tırnak içinde olmasına dikkat edin, ilkel tehlikeli bir kelime) olabilir ama en nihayetinde kendi çağına uygun bir saray yaşamı muhakkak ki onda da mevcuttur. Bu da, dediğim gibi çağın gereğidir.

Senecacı Stoa ahlâkının çerçevesini çizelim. Pergelin iğnesini milletlerin idaresini temsil eden irade (Romanum Imperium) ile ataların kültür ve yaşam mirasının (mos maiorum) paralaksına batırıp çizdiği daireye etiği temel alan Stoacılığının sınırlarını belirleyen filosof Seneca convenientia naturalis diyebileceğimiz, yine Stoa düşüncesindeki evrendeki her şeyi içeren doğal duygudaşlık fikrini bir dik olarak dairenin merkezine uzatır. Bunu ben şöyle çizdim paintte:
Seneca’nın eleştirilegelen saray filosofluğu Romalılığından kaynaklanır, kopuk ve bağımsız kent-devletçiklerinden çıkan filosofların devlet ideallerinden farklı olarak her yolun çıktığı caput mundi (dünyanın başı) nitelikli Roma’da neredeyse her sosyal koşulun Stoa düşüncesini entelektüeller yanında kimi idarecilere yapıştırması doğal olarak büyük bir imparatorluğun kanaat önderlerinin ziyadesiyle Stoa’ya meyletmesine neden olmuştu. İşbu yüzden Hıristiyanlığın gerçek anlamda geliştiği yer de Roma toprakları olabilmiş, en az İsa kadar isevî öğretinin yasakoyucusu olan Paulus bile kendisini “Romanus civis sum” “Roma vatandaşıyım” diye savunmuştu kendisini yakalamaya gelen Roma askerlerine. Bunun bile ucu, doğru bir alâkalandırmayla Seneca gibi eski ile yeni Roma düşüncesi arasında köprü oluşturan kafaların birleştirici niteliğine bağlanabilecekken, bunu görmezden gelmek çağlar arasında kopukluk görme temayülüyle ilişkilendirilebilir. Oysa çağlar bir bütündür ve “kaza yoktur, nedenler vardır” anlayışında olduğu gibi, insanlık tarihinde boşluk yoktur, olsa olsa bizim bilmediğimiz nedenler vardır. Seneca’yla ilgili bütün nedenleri bilmeden, hakkında kuşkuya kapılmamak gerekir. Kuşku, temele dayanır, temelsiz kuşku dedikoduya varır, bunun da sosyal-bilimlerde yeri yoktur.

Entiriyi burada kapatacaktım, ancak bir anekdot var, onu paylaşmak istedim.

Seneca, Epistulae Morales 16.97’de “Her çağda Clodius’lar olacaktır ama her çağın Cato’ları olmayacaktır.” (Omne tempus Clodios, non omne Catones feret) der. Niçin der?
Seneca sadece kendi çağının bozulduğunu düşünenlerden değildi. Günümüzde de sık gördüğümüz “insanlık bozuldu (ekşi bozuldu), eskiden ne güzeldi” insan tepkileri onun çağında da vardı. Kimileri geçmişteki Romalıların çok daha ahlâklı olduğunu düşünüyordu. Oysa Seneca, yukarıda da dediğim gibi, bu görüşte değildi. Bahsettiğim mektupta luciliusçuğuna şöyle der bu minvalde:
“Şatafatın, iyi ahlâka yüz çevirmenin, herkesin kendi çağın bulduğu başka kusurların, lucilius, yalnız yüzyılımıza özgü kusurlar olduğunu düşünürsen, yanılırsın. Bunlar insanlığın kusurlarıdır, bir çağın değil. Hiçbir çağ hatadan muaf değildir.”
Seneca’nın buradaki son cümlesi, nulla aetas vacavit a culpa sonraki yüzyıllarda ama özellikle de Renaissance’ta sık tekrarlanmış, o denli önemli görülmüştür. Her neyse! Seneca bu noktada geçmişe bir bakış atar ve geçmişte de kötülüklerin, ahlâksızlığın diz-boyu olduğunu göstermek için dönemin önde-gelenlerinden, zengin Clodius’un Julius Caesar’ın karısı Paulina ile zinasından söz eder. Anlattığına göre (ki bu sadece Seneca’nın bildiği ve anlattığı bir anekdot değildir, sık anlatılagelmiştir önceki ve sonraki dönemlerce, özellikle bkz. Cicero, Ad Atticum 1.16) zengin Clodius Roma’da erkeklerin uzak tutulduğu ve hatta erkek hayvan resimlerinin bile üstünün örtüldüğü dinî bir ritüel / festival esnasında, yasayı çiğneyerek tören alanına girer ve Caesar’ın karısıyla işi pişirir. Hem dinen günah, hem ahlâken ayıp, hem de Caesar nezdinde devlet suçu işlemiş olan Clodius yargıçlara rüşvet verip ceza almaz. Seneca’nın aynı mektupta “bu anlaşmadan daha utanç verici bir şey de oldu” dediği ölçüde aynı yargıçlar “kimi evli-barklı kadınlarla ve erkeklerle zina etmeyi” de rüşvet olarak ister Clodius’tan. Seneca şöyle diyor:
“Onun işlediği suçu affettirmek için yargıçların işledikleri suç, asıl suçtan daha beterdi. Zinadan suçlu olan Clodius zinaları bölüştürdü ve yargıçlarını kendine benzetmeden yüreği rahat etmedi. Bu olaylar, hiçbir delil olmasa da, Cato’nun tanık olarak bulunduğu bir dava sırasında geçti. Olay inanılmayacak gibi olduğu için, Cicero’nun sözlerini de ekleyeceğim buraya: ‘… (şöyle dedi clodius yargıçlardan birine) şu ağır başlı adamın karısını mı istiyorsun? Sana vereceğim onu. Şu zengin adamın karısını mı? Onu da senin koynuna vereceğim. Zina yapmazsan, suçla onu. Arzu ettiğin o güzel kadın gelecek sana, onunla bir gece geçireceksin, yalan yok bende, iki gün içinde verdiğim sözü yerine getireceğim.'”

Seneca burada her zamanki gibi içlenir:

Şehvetlerini ne dinin, ne mahkemenin önleyebildiği insanların ahlâkından daha kötü bir ahlâk olduğunu aklın alıyor mu Lucilius?… Soru şuydu: zinadan sonra, erkek sağlam kalabilir mi? (ceza almaktan kurtulabilir mi?) Anlaşıldı ki, zina olmadan kendini güven içinde hissetmiyordu ki!… İşte Pompeius’la Caesar, Cicero ile Cato’nun gözleri önünde cüret edilen şeyler! Evet, o ünlü Cato’nun, hani onun huzurunda halk Flora bayramında, çırılçıplak soyunmuş fahişelerin, komik oyunlar oynamasını kabul etmemişti, ah o çağın insanları! Tanrı bilir ya, yargılamada bile bu tarz oyunlar oynamadaki ciddiyetleri yoktu! Bu gibi şeyler hep yapılmıştır, yapılacaktır da. Zaman zaman kentlerin taşkınlığı sıkı düzenle, korkuyla yatıştırılır, kendiliğinden yatışmaz hiç… (ah ah) Bir zinadan hüküm giymiş suçluyu, birçok zina işlemiş kişi affetmiş! Her çağda Clodius’lar olacak ama her çağın Cato’ları olmayacak!

Sonra işte, gerisi Seneca’yla ilgili boş söz.

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: