C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Gotlar Roma’da!

Klâsik pagan Roma’sının sevdalıları tarafından Gotların “bunlardan got mot değil, olsa olsa göt olur” şeklinde yorumlandığına şahit oldum.

İ.S. 409 Gotlar Roma’ya saldırır. Komutan Alaric, Gotlarına silahsız insanların canını bağışlamalarını, St. Pier ve St. Paul Kiliselerine saldırmamalarını emreder. Bu buyruğu dinleyen “yeni hıristiyan olmuş” Got askerleri kiliselere öyle dokunmaz ki, daha sonra kilise babaları Gotların ne muhteşem dindar olduğundan büyük bir övgüyle bahseder. Öyle ki Roma sokaklarında zafer sarhoşluğuyla ve barbarımsı hazlarla yoğrulmuş bir şekilde dolaşan askerlerden biri kendine çekilmiş, yaşlı bir Romalı bakirenin evine saldırır (yağma ve tecavüzün meşrû zafer tacı olduğunu unutmayın), tarihçilerin anlattığına göre güzelliği kalmamış olan bu bakire Got askerinin ilgisini çekmez. “Bana altınlarını, gümüşlerini ver” der asker. Kadın da hiç itiraz etmeden evinin kuytu köşesine sakladığı altınları, gümüşleri getirir getirmesine de, şunu demeden edemez:
Bu madenler aziz pier’den kalma. Bunlara dokunursanız, harama el sürmüş olursunuz ve Tanrı’nın cezasından kaçamazsınız. Zaten ben de bunları savunabilecek güçte değilim, buyrun.”
Kadının dindarlığı ve teslimiyeti askeri etkiler, tutar onu reis Alaric’e götürür. Alaric de muhitteki bütün vazoların ve süslemelerin, tez vakitte St. Pier Kilisesine götürülmesini buyurur.
Bunun üzerine komutanı hıristiyan olunca kendileri de hıristiyan olmuş sayılan yüzlerce got askeri büyük bir intizamla kilise madenlerini toplayıp kiliseye doğru taşır, tıpkı bir karınca sürüsü gibi. Bu intizamlı gösteriyi kaçırmak istemeyen Romalı ahali savaşın ve barbarlığın dehşetinden sıyrılarak, evlerinin dışına çıkar. Kilise madenleri, Got askerlerinin elinde Quirinal tepesinden Vatikan’a uzanadursun, söz konusu askerlerin taşıdıkları şeylerin değeri konusunda bilgisinin olduğunu sanmıyoruz. Büyük Roma tarihçisi Edward Gibbon Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Yıkılış Tarihi’nde şöyle der o anki got askerleri hakkında:
Alaric’in sancağı altında bulunan Hunlar’ın ne inançtan haberi vardı, ne İsa’dan.”
Yani her biri buyrukları imansız bir göğüsle karşılamış ve emredileni yani Roma’yı yıkma ve hıristiyan değerlerini koruma görevini yerine getirmişti.
Alaric’in Hıristiyanlığın öz-değerlerini koruyan buyrukları, şüphesiz ki, Roma’nın halkına tümden hoşgörü şeklinde görünmüyordu. Got askerleri barbarlığın ve zaferin tattırdığı hazla, birçok Romalıyı kılıçtan geçirdi. Dahası yalnız da değillerdi. Yıllarca efendilerinin hizmetinde olan Roma’nın köleleri de onlara katılarak kendi efendilerini işkenceyle öldürdü. Edward Gibbon’ın verdiği rakama göre 40 bin köle Got istilasıyla birlikte efendilerini öldürmüştür. Başka deyişle, hıristiyanlığın ilk birkaç yüzyılında açıkça kaldırmaya çalıştığı kölelik düzeni jübilesini Gotların elinden yapmış ve köleler, kent istilasından faydalanıp efendilerini ortadan kaldırarak hıristiyanlaşmıştır. Yeni Ahit, Luka 12.43’te (ve başka birkaç yerde de) “Efendisi eve döndüğünde işinin başında bulacağı o köleye ne mutlu!” denir, kast edilen Tanrı’nın (efendi) yeryüzüne baktığında insanı (köle) kendisine hizmet ederken bulmasıdır, yani hıristiyanlıkla birlikte insanın insana köleliği kalkarken, insanın Tanrı’ya köleliği muştulanır. Dünyevî köle ahlâkının kötülendiği, onun yerine kökten teslimiyetçi ilahî köle ahlâkının muştulanma fırsatıydı hıristiyanlar ve kilise için de. Bu yüzden kilise ve hıristiyan Got kumandanı bunca efendinin köleleri tarafından katledilmesine göz yumdu. Hep birlikte hıristiyanlığın onuruna ilahiler söylediler, Roma sokakları kan gölüne dönmüştü.
Tarihçi Salminius Hermias Sozomenus (1.9.10) Got askerlerinin bu istila sırasında Romalı bakirelere saldırdığından bahsederken, bir tanesinin namusunu koruma çabasını över. Tarihçinin anlattığına göre güzelliği dillere destan olan (vay be neymiş acaba bu feysbukta profili var mıdır? Varsa da, profil fotosu var mıdır? Bakayım, belki eklerim) genç Ariusçu bakire Got askerlerinden birinin erkekliğini azdırmış. Derler ya, savaşçı askerin savaş meydanındayken birleşme arzusu depreşir diye, aynı hesap, Got askeri de köşeye sıkıştırmış Ariusçu bakireyi. Asker bakireye sahip olmak istemiş (“Bana sabaha kadar sahip oldu” tarzındaki Türk filmi repliğini beğendiğimi söylemiş miydim? Ne yaratıcılık!), bakire direndikçe direnmiş, eliyle itelemiş askeri, minik ayaklarıyla vurmuş, saçlarını savurmuş gözlerine gözlerine. Amacına bir türlü ulaşamayan barbar Got askeri sonunda dayanamamış kılıcını çekmiş ve savurmuş bakireye doğru. Cıırııızzrrg! Bakirenin boynu hafifçe kesilmiş, biraz kan akmış. Ama yine de düşmemiş yere, asker çullanmış üzerine, nafile. Yaralı bir şekilde direnen kızın gözü pekliği askeri daha da azdırmış ama içinde onun namusunu koruma arzusuna karşı duyduğu hayranlık erkekçe azgınlığını bastırmış. “Tamam” demiş, “vazgeçiyorum, yaralısın gel seni kiliseye götüreyim, sen çok onurlu bir kadınsın” diyerek elini uzatmış. O vakit kız ona nasıl güvenmiş bilmiyorum ama bir şekilde güvenmiş işte, asker de sözünün eri delikanlıymış (kilise derken yatağa da atabilir, sabaha kadar ona sahip olabilirdi) tutmuş yaralı kızı vatikan kilisesine götürmüş. Kilisedeki muhafızlara altı altın vermiş ve kızın sağ salim kocasına teslim edilmesini söylemiş (kocası var evet, şaşırmayın, kocasıyla cinsel birlikteli olmayan bir Ariusçu kendisi, boşuna vurgulamadık ariusçuluğunu).
Aynı tarihçi bu istila esnasında, bu tarz Got askeri vs Romalı bakire örneklerinin çok olmadığını söyler. Çoğu Got askeri, pagan dünyasındaki bekaret tanrıçası Hestia’nın mirası olan Meryem ana figürünün gölgesi altında yeşeren İsevî duyuşun tutkusuyla bekaretini korumaya and içmiş yüzlerce kızın ırzına geçerek Got zaferini ve barbarlığını taçlandırmıştır. Söz konusu kızların sonraki yaşamını bilmiyoruz, dönemin tarihçilerini çok çeken bir konu değildi bu.
Bir hıristiyan tarihçi Orosius (1.2.19.143) Gotların “pagan Roma” kıyımını şu şekilde anlatır: “Barbarların güçsüzlüğüne Tanrı’nın (paganlara karşı) öfkesi yardımcı oldu ve düşen yıldırımlar Roma forumu’nu, buradaki heykelleri yerle-bir etti.”
Yani bu inanca göre Çanakkale’de Anzak alayını buluta çeken Tanrı, Got istilasında da Roma forum’unu yıldırımlarıyla harap etmiştir. Tarihin kanlı sayfalarında, Tanrı’nın öfkesi savaşın galipleri tarafından bir silah ya da bir ordu gibi değerlendirilmiştir, ne gariptir ki, aynı Tanrı aynı ulusların mağlubiyetlerine, yıkımlarına, tecavüzlerine karışmamıştır. Ne gariptir ki, Pax Romana adıyla anılan Roma barışının kadınsılaştırdığı Romalı erkekler (ki Seneca rezilliğin, bozulmanın simgesi olarak görür bu kadınsılığı, Roma’daki parlak principatus‘la karşılaştırılırsa, yersiz/haksız değildir) uzunca bir süre Roma’yı esir alan barbar Gotların elinde darmadağın olmuş ve yüzyılların sanat, kültür ve görgü birikimi yine aynı barbarlar tarafından talan edilmiştir. Gibbon şöyle der:
Her Got askeri, mutsuz köylerden sürekli olarak yiyecek, sürü hayvanları, yağ ve şarap istiyordu. Birlik şefleri, bir zamanlar Lucullus’un, Cicero’nun oturduğu güzel Campania kıyılarındaki yazlık evleri ve bahçeleri yağmalıyordu. Roma senatorlerinin oğulları ve kızları, falernum şarabına bulanıp değerli taşlar eşliğinde Gotlara sunuluyordu.”
Gotların elinden yıkım Roma’nın kaderiydi. Got reisi Alaric’in ölümü sonrasında yeni bir reis seçildi: Adolph. Bu yeni reis, yine tarihçi Orosius’un aktarımına dayanarak söylememiz gerekirse bir zamanların şaşalı Roma’sının yıkılmasından yeteri kadar hoşnut değildi, fazlasını da istiyordu, burada yeni bir imparatorluk kurmak! Tarihçi şöyle anlatıyor:
Değerlilik ve zaferlerle şişirilmiş durumdayken, dünyanın yüzünü değiştirmek üzere tasarılar yapmış, Romalıların adını sileyim, onların yıkıntıları üzerinde Got krallığını yükselteyim ve Augustus gibi yeni bir imparatorluğun kurucusu olayım diye düşünmüştüm. Ama deneyimle gördüm ki, bir devletin kuruluşunu sağlayabilmek için yasalar gereklidir, oysa Gotların sert ve yırtıcı yaradılışı, sivil bir devlet yönetiminin esnekli disiplini altına girmelerine elverişli değildir. Bunu anladıktan sonra, başka bir şan ve tutku besleyici tasarıyı geliştirerek, Gotların değerini Roma İmparatorluğunu yıkarak değil onu savunarak ve görkemiyle erincini sürdürerek kullanmayı ve böylece gelecekteki kuşakların minnet ve övgüsüne layık olabilmeyi içtenlikle arzuladım.” (Orosius 1.7.43.584-585)
İnsanın yaşamında da aynı durum geçerlidir. Bazen yıkarsın ama yapamazsın, yerine bir şey koyamazsın. Zaten yerine bir şey koyamadığın için “yıkarsın” çoğu kere. Yani Gotlar bilek gücüyle devirdikleri Roma’yı, onun yüzyılların birikimi olan medeniyet ihtişamından ötürü yaşatmak ve korumak zorunda kalmıştır. Tıpkı Horatius’un bu Got istilasından yüzyıllar önce, şairane keskinliğiyle söylediği “Graecia victa ferum victorem cepit” yani “(Romalılar tarafından) mağlup edilmiş olan Yunanistan, vahşi galibini (Romalıları) ele geçirdi” sözüne (Romalılar Yunan kültürünü benimsemekle kalmayıp çeşitli sanatlarda taklit etmek zorunda kalmış ve bir nevi kültürel manada onun kültür emperyalizminin esiri olmuştu, kasıt budur) benzer şekilde medeniyet, savaşta yenilmesine rağmen, barbarlığa üstün gelmişti. Ne ironik ki Yunan medeniyeti karşısında vahşi olan Roma, Got istilası karşısında yeni dünyanın yeni “medenî”siydi. Ancak bu medeniyet tıpkı bir zamanların Yunan medeniyeti gibi, düşüncede, sanatta, siyasette, hukukta vb. alanlarda yaşamaya devam etmişse de, yine Yunan medeniyeti gibi, elle tutulur varlığını koruyamamıştır.
Gibbon Roma İmparatorluğunun Gerileyiş ve Yıkılış Tarihi adlı dehşet eserini sonlandırırken diyor ya “Dünyanın kuruluşundan beri her çağ, insanlığın özdeksel zenginliğini, mutluluğunu, aklını ve belki de erdemlerini arttırmıştır” diye, “belki de” Gotların da Roma’yı talan ederek kattığı bir şeyler vardır. Goethe’nin Werther’i Lotte’yi düşünürken bir yerde “İnsan en mutsuz olduğu anlarda, en mutlu olduğu anları anımsar” diyor ya, onun gibi insanlığın belleğine en azından “bir zamanlar ne kadar da iyiydik, hoştuk” diyebilme alışkanlığını miras bıraktılar, hem de götlükleriyle. Bazen öyle olur işte, bir götün bile sana faydası olabilir.

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: