Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Yeniden Scipio çevresi üzerine

Her ne kadar entelektüeli ilkin “zihne ve düşünmeye ilişkin” (Latincesi intellectus‘tan hareketle intellectualis), “belli bir mantık çerçevesinde düşünebilme yeteneğine sahip olan”, “duygu ve deneyimden ziyade zihni tarafından yönlendirilen” ve “kendisini düşünsel çalışmaya adayan” olarak tanımlayıp (kaynak Merriam-Webster), zihinsel / düşünsel aktiviteyi kendi başına “entelektüel” olmaya yeter gerekçe olarak görsek de, bu aktivite dağın tepesinde, diğer insanlardan uzak bir şekilde yaşayan insanı entelektüel kılmaya yetmez. Zihinsel ve düşünsel aktivitenin entelektüellik bağlamında insanlarla paylaşılması, etki etmesi ve tepki görmesi, düşünce ve kanaatlerin diğer insanların zihinsel ve düşünsel aktivitelerinde harmanlanıp elenmesi ya da geliştirilip dönüştürülmesi gerekir. Farkına varılamayanı yok saydığımdan değil, düşünce ve kanaatleri toplumsal birikimin ürünü saydığımdan böyle düşünüyorum.

ancient_programİ.Ö. ikinci yüzyılın ortasındaki Roma’da da böyle oldu. Birkaç yüzyıl boyunca adım adım geliş<tiril>erek birik<tiril>en Yunan kültürüyle etkileşim deneyimi Roma’nın kendi entelektüel kimliklerinde birtakım fikirlerin doğmasına neden oldu. Bu entelektüel kimlikler bir araya gelerek tartıştı ve tartışmalarından yeni fikirler çıktı. Bu fikirleri güdüleyen temel unsur philhelenizm yani Yunanseverlikti, zira Yunan etkileşimi beraberinde Yunan eğitimi, sanatı, edebiyatı ve felsefesine ilgiyi de getirmişti. Philhelenizmin bu tarihteki temel odak noktası ünlü Scipio ailesinin son fertlerinden olan Scipio Aemilianus’un başını çektiği bir entelektüeller grubuydu. Buna literatürde Scipionis grex yani “Scipio çevresi” denir. Esasında grex‘in ilk anlamı “sürü”dür ve Scipio’nun, bir çobanın sürüyü peşinden götürmesi gibi, entelektüelleri peşinden götürmesini imler. Ancak Scipio ünlü bir komutan ve devlet adamıdır, bu peşinden götürme eylemi Scipio’nun yukarıda kısaca bahsettiğim zihinsel ve düşünsel aktivitenin temel odağı olduğunu düşündürmemelidir. Scipio Cicero’nun defaatle ortaya koyduğu ve şahsen örneklediği gibi, Romalıların Yunanlardan farkının bir örneğidir: Romalılar düşünürlerini (entelektüellerini) devlet adamları arasından seçmek zorunda kalmıştır, bu zorunluluk Roma’ya has politik ve toplumsal iklimin bir sonucudur. Yunan tarihinde hem devlet adamı, hem de düşünür olarak görülen figür azdır, buna mukabil Roma bu dişotomiyi kökensel bir duyuşla devlet adamlarının officium yani yükümlülük alanını kültürel gelişim düzeyine çekmek suretiyle aşmıştır.

İronik olan şu ki, bu aşma eylemini sağlayan ana unsur ikinci yüzyılın başından itibaren Yunanla kurulan etkileşim ile soyluların yaşam anlayışını şekillendiren, öğrencinin özgür sanatlar dahil olmak üzere farklı alanlardaki -çoğunluğu Yunan olan- öğretmenlerden ders alması şeklindeki yeni Yunan tarzı eğitimin benimsenmesidir. Scipio için kısmen geçerli olan bu durum daha sonraki Romalı devlet adamları için kaçınılmaz bir şekilde sosyal ve kültürel bir gerçekliğe dönüşmüştür. Scipio için asıl belirleyici etken gençliğini savaş meydanında ya da barış ortamında tümüyle Yunan müttefik ve düşmanlarıyla birlikte geçirmiş olması ve bu şekilde edindiği deneyiminin Roma’nın genel askerî ve politik neticeleriyle aynı çizgide seyretmiş olmasıdır.

17 yaşında babasının yanında Pydna muharebesine katılıp kuzey Yunanistan’ın tümüyle Roma’ya tabi olmasını sağlayan bu genç komutan aynı zamanda Kartaca savaşlarını bitirip bu büyük düşmanı Akdeniz’de tümüyle etkisiz (hatta etkisiz ne kelime, tümüyle ölü) kılmıştı. İ.Ö. 147’de Consul, 142’de Censor seçilmiştir. 134’te yine Consul seçilen Scipio ertesi yıl Numantia’nın yıkılması ve Hispania’nın da tümüyle Roma’nın egemenliğine boyun eğmesinde askerî ve politik rol oynadı. Aynı dönemde soylulardan toprakları alıp halka dağıtmak şeklinde oldukça radikal bir projeyle Roma’daki politik iklimi hareketlendiren Tiberius Gracchus’a karşı soyluların yanında yer aldı ve bu paralel yapıya karşı bir iç zafer kazandı. Bu parlak askerî ve politik kariyer Scipio’ya özellikle de soylular nezdinde kanaat önderi türünden bir liderlik karizması kazandırmıştır. Nitekim “Scipio çevresi” denilen gruplaşma da bu karizmanın etkisiyle kurulmuş olmalıdır.

Scipio’dan sonra yaşamış olan Cicero’nun yazdığı dört eser Scipio çevresi tamlamasının temelini oluşturur. İlki 129 yılındaki “kurgusal” bir diyaloğu aktaran De Re Publica adlı eserdir (İ.Ö. 54-51). Esasında yazım tarihi bakımından daha eski olan De Oratore‘yi (İ.Ö. 55) ilkin anmak gerekebilir, ancak De Oratore‘de kurgulanan diyalog İ.Ö. 91’deki kurgusal bir diyaloğu aktardığından ve Scipio çevresiyle ilgili verdiği ipuçlarının kapsamı bakımından De Re Publica‘ya göre ikinci sıradadır. Cicero De Oratore‘de bir hatip için Yunan eğitiminin önemini vurgularken -Q. Lutatius Catulus aracılığıyla- Scipio, Laelius ve L. Furius Philus’u bu eğitimden geçmiş kişiler diye örnek gösterir. Bu üç kişi aynı zamanda De Re Publica‘nın da baş konuşmacılarıdır, ancak burada esas anlatıcılık görevi, Cicero tarafından Scipio’ya verilmiştir. Cicero’nun Scipio çevresiyle ilgili fikir uyandıran diğer iki eseri ise İ.Ö. 45-44’te yazılan De Senectute ve De Amicita‘dır. Bu eserler de Scipio’nun arkadaş çevresinde geçen farklı konulardaki tartışmaları içerir. Özellikle de De Amicitia Scipio’nun ölümünden birkaç gün sonraki “kurgusal” bir diyaloğu aktarması bakımından önemlidir, buradan bu çevrenin Scipio’nun ölümünden sonra da etkinliğini koruduğunu gösterebilir.

Bu çevre sadece Romalı düşünür ve devlet adamlarından oluşmaz, aynı zamanda edebiyatçılar ve daha da önemlisi dönemin iki büyük Yunan düşünürü de Scipio’nun çevresindedir: Tarihçi Polybius ve Stoacı Panaetius. (Bu konuyla ilgili olarak bkz. Ey Romalılar, Stoacı Panaetius ne etti size?)

Scipio çevresi olgusundan bahseden ilk modern analizci “Grundriss der Römischen Litteratur” başlıklı çalışmasıyla (1872) Bernhardy’dir. Yazar Scipio, Laelius, Tubero, C. Sulpicius Gallus, Lucilius ve Terentius isimlerini sayar. Daha sonra astronomiyle ilgilenen Tubero ismini de De Re Publica‘nın başındaki aktarımdan ötürü ekler. Lucilius da Bernhardy’nin listesine Horatius’tan ötürü girer, zira Horatius onu Scipio ve Laelius’un yakını olarak tasvir eder (Saturae 2.1.71-75).

Ünlü Roma tarihçisi Mommsen de 1855’te bu çevreyi kavrama dökerek “Scipionischer” terimini kullanır. Ona göre bu çevre Latinlik, Yunan ve Roma kültürü, ahlakı ve siyasetiyle ilgilidir. Grubun temel üyeleri olarak Scipio, Laelius, Furius, Sp. Mummius, Terentius, Lucilius, Polybius ve Panaetius’u sayar. Yazar bu isimleri farklı alanlarındaki çalışma ve eğilimleriyle değerlendirir (88-89; 423-425). Mommsen’den sonra Scipio çevresi tamlaması yaygın olarak kullanılır oldu, bununla birlikte bu çevrenin genel çerçevesi yine de tam olarak çizilemedi. Brown’a göreyse bu çevre İ.Ö. 2. yy.’da dostluk bağıyla, siyasî, askerî ya da ebdebî ilişkilerle birbirine bağlı olup ortak özellik olarak her biri Yunan kültürüne sevdalı olan insanlardan oluşmuştu. (Bkz. R. M. Brown, “The Circle of Scipio: A Study of the Scipionic Circle, Yayınlanmamış Tez, University of Iowa, 1934: 14.)

Bunu romantik bir yorum olarak değerlendirirsek, 1960’lara gelindiğinde bu çevre fikrine romantik gözle bakmayan ve eldeki aktarım yetersizliğinden ötürü şüpheyle yaklaşan iki önemli yazar görürüz. Strasburger ve Astin. Strasburger Scipio’nun emperyalist ve bazen Kartaca örneğinde olduğu gibi vahşi olan askerî operasyonlarına vurgu yaparak Scipio ve dostlarının ahlakî ve siyasî idealini bir “keşke-rüyası” olarak yorumlar. Zira Cicero diyaloglarında beliren Scipio çevresi muğlak ve romantik ya da en kötü deyişle uydurmadır. (“Poseidonios on Problems of the Roman Empire”, Journal of Roman Studies, 55, 1965: 52 [40-53]). Birkaç yıl sonra Astin bu çevrenin temelde Yunanseverlik bağlamında kurgulandığını göstermek için Yunan kültürüne sevdalı olan başka Romalı figürlerden de bahseder (Scipio Aemilianus, OUP, 1967: 295-296), ancak her birindeki bağlılık ve ilgiyi bilinçli bir bir araya geliş anlamında yorumlamaz. Daha sonraki yazarlar ise yukarıdaki iki görüşten birini ya da diğerini tercih eder, eldeki aktarım yetersizliğinden ötürü üzerinde uzlaşılmış bir sonuçtan söz edemeyiz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: