C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Attonitus!

 

Seneca Naturales Quaestiones ii.27.2’de Romalıların (metinde “biz” = vocamus) gök gürültüsünden etkilenip aklını yitiren insanlara ‘attonitus‘ dediğini söyler: “…quos vocamus attonitos, quorum mentes sonus ille coelestis loco pepulit.”
Attonitus, İngilizcedeki thunder-strucked gibi, hem “yıldırım çarpmış” hem de “şaşırmış, aklını oynatmış, sersemlemiş” anlamındadır. Anlaşılıyor ki antikçağ zihninde gök gürültüsü ile yıldırım, attonitus‘un kaynaklandığı attonare fiili nezdinde örtüşmektedir. Zira yıldırım çarpmadan, salt gök gürültüsünden aklını yitirenlere de, kendisine yıldırım çarpanlara da attonitus demişler. Bunu yukarıda verdiğim künyedeki ifadeden de anlayabiliriz:
“…Bu gök gürültüsü meydana geldiğinde, insanlar manen çöker ve bazen tümüyle korkunun esiri olur; kimileri yaşamını yitirmez de serseme döner ve hatta aklını yitirir: biz bunlara ‘yıldırım çarpmış/şaşırmış/kafayı yemiş’ (attonitus) diyoruz, zira göklerdeki bu gürültü onların aklını yerinden oynatır.” (#19483585)
Peki, hangi anlam daha önce geliyor? Başta türlü soralım, terimin doğduğu attonare fiili ilkin “yıldırım çarpması” mı yoksa “sersemlemek, hayrete kapılmak, aklını yitirmek” anlamında mıdır? Charlton. T. Lewis’in sözlüğünde ilk anlamının “gök gürültüsünün meydana gelmesi” olduğu, buradan hareketle meydana gelen “korkmak, aklını yitirmek vs.” eylemlerinin ise ikinci anlamı teşkil ettiği söyleniyor (to thunder at; hence, to stun, stupefy). Attonare filinin sinonim/eş anlamlıları olarak [özellikle de Augustus döneminde -Seneca’dan evvel-] “percellere, perturbare, terrere” fiilleri ön plana çıkarılmış, bunlar da (sırasıyla) “rahatsızlık vermek, kargaşaya sebep olmak, korkutmak” anlamındadır. Yani anlaşılıyor ki, doğadaki gürültülü bir çatırdamanın insan zihni üzerindeki harap edici etkisi tıpkı yıldırım düşmesi gibi düşünülmüştür. Yıldırım düşmese de, salt gök gürültüsünü işittiği için aklını yitiren insanlara bu yüzden, “gök gürültüsü meydana gelmesi” anlamındaki attonare fiilinden harekete attonitus denmiştir. Yun. (attonare için) embrontetheis, (attonitus için) embrontetos.
Görüldüğü gibi bir fiil ve ondan türemiş bir isimle, bundan yüzyıllar önce yaşamış olan bazı insanların gündelik korkularına ilişkin bazı çıkarımlar yapabiliyoruz. Bir de bütün fiil ve türemiş isim yapılarının bu şekilde çözümlendiğini düşünün. Romalıların korku dünyalarını, anî ölümden kaçınma arzularını, belki ihtiyatını belki kovalaklığını farklı filolojik ve dilbilimsel analizler eşliğinde çözümlemeye çalışabiliriz. Neredeyse tüm batılı felsefecilerin klâsik çağları analiz etmeye, evvela abil kulesinden başlamasının nedeni budur. Bir kelime bile bize, birçok arkeolojik buluntunun açamadığı kapıları ardına kadar açabilir. Klâsik çağ dillerinin muhayyile yetisini gerektirmesi, bu yüzdendir.
Son olarak attonitus‘u sadece gök gürültüsüyle sersemlemek ya da her olay karşısında sersemlemek olarak da düşünmememiz gerekiyor. “Doğa felâketleri karşısında sersemlemek, aklını yitirmek” şeklinde anlamı genişletebilir ya da daraltabiliriz. Zira Naturales Quaestiones vi.29.1’de (deprem bahsi) Seneca, attonitus‘u şu şekilde de kullanıyor:
Nam aliquos insanis attonitisque similes discurrere fecit metus, qui excutit mentes, ubi priuatus ac modicus est: quid? Ubi publice terret, ubi cadunt urbes, populi opprimuntur, terra concutitur, quid mirum est animos inter dolorem et metum destitutos aberrasse?
Zira korku kimilerini sanki çılgına döndürüyor, sersemletiyor; kendi halindeki ya da ölçülü olan zihinlere bile zarar veriyor: Nasıl? Her yanı korku sarmışken, kentler çökerken, insanlar enkaz altında kalırken, toprak sallanıyorken, keder ile korku arasında sıkışmış akılların yoldan çıkması niçin şaşırtıcı olsun ki?
Neticede attonitus, özellikle de Seneca’da, bir yıkım karşısında veya bir yıkım korkusundan kaynaklanan bir zihnî sıkıntı durumundan mustarip olmuşluğu gösterir. Ancak attonitus‘un, kâhinlik ya da peygamberlik belirtileri gösterecek ölçüde zihnen zıvanadan çıkmışlık (seized with inspiration, smitten with prophetic fury, inspired, frantic) anlamında da kullanıldığını görüyoruz. Örneğin Vergilius, Aeneis 7, 580’de “Bacchus attonitae tribuit vexilla catervae” der yani Bacchus ayininde kendinden geçen insanlar topluluğunu “attonitacaterva” ile betimler. Bunlar bir doğa felâketi karşısında zihnî karışıklık yaşayan tipler değildir, aksine bilinçli bir şekilde ayine katılarak ortamın ve tabi ki şarabın coşturucu etkisiyle histerik tavırlar takınan tiplerdir. O halde geleceği gördüğünü veya peygamber olduğunu iddia edenlerdeki zihnî karmaşanın da insana attonitus sıfatını kazandırabildiğini görüyoruz.
addendum@1: Türkçede de, yine “şaşırmak, sersemlemek” anlamında “yıldırım çarpmışa dönmek” deyimi var. Örnek kullanım için bkz.

@2: Bkz. İsp. atónito, İt. attonito.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: