C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Causa finalis, Pelin Batu ve Barca

Şeyin aldığı son biçim‘ değildir causa finalis. (Yazıya böyle bir giriş yapıyor olmamın nedeni, yazıyı ilkin ekşi’deki bir entiriye cevap olarak yazmış olmamdır, bkz.) bu yüzden Barcelona da olamaz. nitekim ne kavramsal ne de ontolojik açıdan, herhangi bir şeyin sınırlarını belirliyor değildir. Çünkü ‘biçim’ dediğimiz şey, en basit tabiriyle, belli ölçütlerde belli sınırlar arasında kalmış/belirlenmiş olan görüntüdür. Oysa causa finalis ya da Türkçesiyle -jartiyerli Pelin Batu görmüş lise talebesinin erekte durumunu andırırcasına- ereksel neden veyahut daha uygun deyişle “nihaî neden“, <#16739057 no’lu entiride kabaca şey ettiğim gibi> olaylar arasındaki bağlantının bir nevi determinist okumayla nihaî bir anlamla ilişkilendirilme gereğinden doğmuştur.

 

Causa finalis “ayıp! insanlar parmakla gösterilmez!” şeklinde ötelenesi bir işarettir. Eskiden yaşayan bazı yaşlı amcalar can sıkıntısından “bütün bu gayretler nereye bağlanıyor ki?” diye düşünmüş ve tek tek olayların, hareketlerin ve işlerin yöneldiği ‘temel hedef’e causa finalis demiştir. Bunu ben, felsefe okumuş birçok kafanın fikrinden süzerek şöyle okuyorum: Causa finalis ilkin hareket sahibine bakılarak yönünün tespit edilmesini gerektirir, çünkü causa finalis bizzat yönelimin gerçekleştiği yönden başka bir şey değildir.

 

Aristoteles’in Fizik‘inin ikinci kitabının üçüncü bölümünde eşyayı meydana getiren dört nedenden bahsedilir: Burada ilkin substra yani madde, sonra cevher yani nitelik, sonra etken neden (fail ya da hareket ettirici) ve en sonunda da bütün bunların nihaî nedeni yani causa finalis. Bu durumda Barcelona causa finalis olmaz, causa finalis Barcelona’daki kupa ve başarı yönelimi olabilir, çünkü Barcelona kendi başına yönelim sahibidir. Bir şey hem yönelim sahibi hem de yönelimin gerçekleştiği yönün kendisi olamaz. Ben hem ekşi sözlük yazarı, hem de ekşi sözlük‘te yazı yazma yöneliminin yönü olamam. Aristotelesçi örnekle dile getireyim bunu: Bitki doğadadır. Doğadaki bitkinin etrafındaki, onu besleyen her maddî oluşum (hava, su, ormanda ağaç dibine işeyen, kakasını yapan piknikçi vs.) onun maddî nedenidir.
Ona ‘biçim’ veren formel neden ise, bizzat tohumundan gelir. Bitkiyi harekete getiren neden ise, önceden onun tohumunu meydana getiren bir başka bitkidir, yani anne veya baba tipi. Bu başlıkta bizi ilgilendiren sonuncu neden ise, bitkinin ne ve hangi yönde büyüyeceğini tayin eden, yön nedeni yani causa finalis‘tir. Aristoteles’te bu dört nedenin de mukadder olduğunu görüyoruz, yani önceden yazgı gibi yazılmış:

 

Tohum başka bir tohumdan çıkmaya, etrafındaki koşullara göre yaşamaya, yaşarken biçimlenmeye, biçimlendikçe de belli bir yönde hareket etmiş olmaya mahkumdur. Niye? Aristoteles’e sorarsanız, ‘noksan olduğu için‘. Yani filozofa göre bu dört nedenden bilhassa iki tanesinin, kendisinde geçerli olduğu her varlık noksandır. Çünkü ancak noksan bir varlık dışsal faktörleri kendisine yönelim hedefi ve ittirici güç olarak alabilir. Tersten sağlamaya göre: Omnipotens Tanrı’yı arkadan itekleyen bir güç olmadığı gibi, herhangi bir yönelimi de mukadder değildir. Dahası doğmamıştır ve doğum yapmamıştır. Oysa bir tohumun kaynağı da, yönelimi de bellidir. O halde tohum kendi başına noksan olup, maddî veya içkin bir ittirici güce muhtaçtır, muhtaç olmasaydı o ‘o tohum’ olmazdı, başka bir şey olurdu. Neticede Aristoteles’e göre causa efficiens ile causa finalis tümüyle dışsal nedenlerdir ve varlıktaki noksanlığın kanıtıdır. Dahası son kertede denilebilir ki, varlığın kendi başına herhangi bir değeri yoktur.

 

Şimdi bu bilgilerin ışığında, mesnetsiz‘i (ekşi yazarı) örnek alarak Barcelona analojisindeki causa finalis‘in durumunu inceleyelim:

 

Barcelona doğadaki bir bitki gibi bir oluşumsa ya da bir sanat eseriyse, muhakkak bir kaynağı olmalı. Bu tohum atıldığı anda belirlenmiş bir ‘kendinde güç’ ile iteklenmeli. Barcelona kurulurken öyle bir güçle iteklenmeli ki, o olmadan kendisi olamasın. Diyelim ki bu Barcelona markasının kendisi, onu var kılıyor, böylece futbol ehliyeti edinmiş olan Barcelona güçlü kadrosuyla ve imkânlarıyla birlikte her defasında daha da kuvvetlenerek, kendi ‘Barcelona markası’nı sağlamlaştırıyor. Bu yaşamını sürdürme ve markasını sağlamlaştırma ‘ne için?’ İşte bu ‘ne için’in cevabını causa finalis veriyor. Kendisine sorduğumuzda şöyle cevap veriyor:

 

Barcelona’nın her defasında daha güçlü olması zorunluluğu, kupa ve buna bağlı olarak şöhret kazanması hedefiyle anlamlandırılır. Eğer bu hedefi Barcelona’dan alırsan, causa efficiens ve causa materialis de yiter, çünkü Barcelona oyuncularını ve imkânları yanında etkin varlığını da kaybeder. O halde Barcelona’nın causa finalis’i kupa ve başarıdır.”

 

Barcelona kendi başına değersiz bir şeydir. Futbolcularını (causa materialis) ve onların işleyişini (causa efficiens) kaldırdığın vakit geride tüm ruhunu ve markasının değerini yitirmiş bir kulüp kalır. Dahası bu iki nedeni ortadan kaldırmadan causa finalis‘i kaldırmanız bile, tüm düzeneğin çökmesi anlamına gelir, çünkü buradaki finalis’ten kasıt, yönelimin varacağı son noktadır. Şampiyonlar ligi finalini oynamayı ve kazanmayı istemeyen bir takımın yine de bu turnuvaya katıldığını düşünün. Bunun bir anlamı var mı? Efficientia‘yı yani emeği, değerli kılan şey neticede varılan hedeftir. Biraz kafa karıştırıcı gelebilir ama bahsetmesem olmaz. Dağcıların “dağcılıkta nihaî amaç zirveye varmak değil, söz konusu tırmanışı sergilemektir” sözünden hareketle, o halde bu mantığa göre, dağcılıktaki causa finalis, tırmanıştan edinilen hazzın, şöhretin vs. kendisidir, finalde varılan nokta değildir. Sahte okey gibi, dağcılıkta da sahte finalis var. Öyle sanıyorum diyeyim, zira hiç anlamam dağcılığı da, dağcıları da.
Tekrar Barcelona’ya ve causa finalis‘e dönersek, bu noktada ilginç gelebilecek bir husustan bahsetmek istiyorum. Bilenleriniz vardır muhakkak, “Ben Barcelona’yı tutuyorum, Messi falan” diyenleriniz özellikle kulak versin. Barcelona’nın Katalan sembollerinden biri de catalan pooping‘dir yani “osuran/suçan Katalan” (teyit ediniz:  http://farm1). bu, pantolonunu indirip osuran/sıçan çiftçi şeklindeki küçük bir maskottur, Barcelona şehrini ve takımını gazlar bir nevi. Bunun folklordaki en eski karşılığı bilinmiyor, bir kaynakta (*) okuduğuma göre içerdiği felsefî mesaj şu olabilirmiş:

Yeryüzünden aldığımı sıçarak yine ona veriyorum.”

Yani demem o ki, Barcelona’nın causa finalis‘i yeryüzünden aldığını sıçarak yine ona verme olabilirmiş, kupa ve başarı bahane.
Buna karşılık yine Barcelona için daha ciddi bir causa finalis değeri yükleyenler de olmuştur, ki bundan çok bahsedilir. “Felsefe çeşnili anarşist Katalan hareketi” diyenler var Barcelona ruhuna. Bunu da 1870’lerden itibaren buradaki anarşist ve ayrılıkçı düşünce tarzına bağlıyorlar.
Mesela çok ilginçtir, diktatörlük altında katalan halkına dönük ırkçı düşmanlık, burada genel otoriteye karşı bilinçli bir sinerji oluşturmuş. En azından buradaki futbolsever isyancılar bölge için güvenli demokrasinin ve buranın kaderini tayin etme iradesinin (secure democracy and self-determination for the region) bizzat bura halkının eline verilmesi gerektiğini futbol üzerinden dile getirebilmiş, şöyle bir slogan benimsemişler:

Spor ve vatandaşlık” (**)

O halde Barcelona’nın kent folklorundan gelen yeryüzüne sıçarak ondan aldığını ona geri verme şeklindeki causa finalis‘i ile bölgenin kaderini tayin etme amaçlı direnişçi katalan causa finalis‘i birlikte bir üst causa finalis‘e bağlanabilir. Bu üst causa finalis, bütün bunların sosyal insanın en temel açlığı olan başarı hırsının kendisi olabilir.

 

Büyük causa finalis‘i parçalarına ayırdığınızda, gerçekten tikel harikalıkların hiçbiri harika değildir, sonunda o kupa kaldırılmamışsa. Bu bizim şahsî deneyimlerimizde de böyledir, bazen yaşam labirentinin herhangi bir yerinde Messi çalımı atar driblinge dribling katarız ama çıkışı bulamayıp acımızdan, susuzluğumuzdan ölürüz. Çalım, heves, kibir bu gibi şeyler ayıptır, yapmayın, günahtır, siz causa finalis‘inizle anlamlısınız. Lütfen. şu hayatta ‘jartiyerli Pelin Batu veya pembe tangalı Pınar Altuğ göreceğim’ derken, firefox‘un canına okuyan dedelerle karşılaşmak da var. Hayatın ne getireceğini hiçbirimiz bilemeyiz. Bu yüzden herkesi birkaç dakikalığına kendi causa finalis‘ini düşünmeye çağırıyorum.

 

Yıldızlı pekiyiler

* P. Stone, Frommer’s Barcelona, Wiley Publishing, 2009, s.39.
** P. Ball, Morbo. The Story of Spanish Football, Wsc Books, 2006, s.100.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: