Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

(6) Thales Üzerine Dersler (D5-D9) “Göksel cisimler ve yeryüzü, deprem, Nil Nehri’nin taşması”

Bugün Thales’in kozmolojik ve coğrafi doktrini üzerinde duracağız.
Laks-Most koleksiyonunda D5-D9 olarak bulunan 5 fragman grubunda sırasıyla şu konuları işleyeceğiz:
-Tek evren (D5)
-Göksel cisimlerin fiziksel yapısı (D6)
-Yeryüzü, dünya (D7-D8)
-Nil nehrinin taşması (D9)

Thales’in tek evren anlayışına geçmeden önce «kosmos» kavramından söz etmek istiyorum.

Ekranda gördüğünüz gibi kosmos sözcüğünün politik ve doğal bağlamda birçok anlamı vardır.

Presokratiklerde ise daha çok «evrenin/dünyanın düzeni» anlamında kullanılmıştır, her şeyin güzel ve düzenli işleyen sistemine işaret eder.

Bütünün düzeni ile güzelliği arasında bir anlam bütünlüğü vardır.

Bütün olan güzel olandır, çünkü içinde düzenli bir sistem barındırır.

Peki, ilk kim bütüne, her şeye «kosmos» adını verdi?

İki kaynağımız var bu konuyla ilgili:

Birincisi Aetius kaynaklı, Laks-Most’un Pythagoras fragmanları içinde D13’te İlkin Pythagoras’ın, bütünü, içinde bulunan düzenden hareketle «kosmos» olarak adlandırdığı söylenir.

İkinci kaynakta, Diog. Laert. 8.48’de ise ilkin Pythagoras’ın göğü «evren» olarak ve yeri de «küresel» olarak adlandırdığı söylenir.

Pythagoras’tan önce kosmos adlandırması yoksa, Thales’in bu konudaki belirlenimi tartışmalı olur.

Bu konunun oldukça tartışmalı olduğunu söyleyelim, kimine göre kosmos ilkin Herakleitos’ta bir kavram olarak karşımıza çıkar, kimine göre kavramlaştırma başka bir şeydir.

(Bu konudaki görüşleri Guthrie, s.218-219, n.111’den okuyabilirsin)

Biz Thales’e geçelim.

Laks-Most D5’te, Diels-Kranz A13b’de bulunan Aetius kaynağından kısa bir cümle görüyoruz.

«Thales ve onun peşinden gidenlere göre: tek bir evren vardır» deniyor.

eis kosmos: tek evren

Laks-Most’ta bu konuyla ilgili başka bir fragman yok.

Ancak Wöhrle-McKirahan koleksiyonunda bu konuyu işleyen başka fragmanlar vardır.

Theodoretos’un Yunan Hastalıklarının Tedavisi başlıklı eserinde 4.15-16’da WM Th 332’de Thales’in tek evren anlayışından bahsediliyor.

Burada filozoflar arasında bazı konularda uzlaşmazlıklar olduğu söyleniyor.

Filozofların üzerinde uzlaşamadığı konulardan biri de evrenin sayısıdır.

«Tek evren»

Thales, Pythagoras, Anaksagoras, 

Parmenides, Melissos, Herakleitos,

Platon, Aristoteles ve Zenon

«Çok evren (sonsuz sayıda)»

Anaksimandros, Anaksimenes, Arkhelaos

Ksenophanes, Diogenes, Leukippos,

Demokritos ve Epikouros

Devamında evrenin şekliyle ilgili başka şeyler de söyleniyor ama bu bizi bu noktada ilgilendirmiyor.

Stobaeus, Anthologia 1.22.3b kaynaklı WM Th 352 fragmanında benzer bir liste var.

WM koleksiyonundaki Th 377 fragmanı, İskenderiyeli Kyrillos’un Iulianus’a Karşı yazdığı metnin bir paragrafını içerir.

Fragmanda Ploutarkhos’a dayandırılan iki bilgi var.

İlki şudur: Pythagoras, «her şeyi, bütünü» içerdiği düzenden ötürü «kosmos» olarak adlandıran ilk kişidir.

Fragmandaki ikinci bilgi ise şudur: «Thales ve takipçilerinin düşüncesine göre bir evren veya kosmos vardır.»

Düzen: τάξις (taksis)

WM koleksiyonundaki Th 396 fragmanıyla bu konuyu fragmanlar düzeyinde kapatıyoruz.

Pseudo-Galenos’la ilişkilendirilen Felsefe Tarihi 44.2’de, başından beri üzerinde durduğumuz görüş bir kez daha karşımıza gelir:

Kosmos üzerine: Thales’e göre »kosmos» yani «evren» birdir.

Bu noktada, sonraki fragmanları da ilgilendirebilecek bir başka fragmandan söz etmek isterim.

Eusebios’un Praeparatio Evangelica adlı eserinin 15.55.1 bölümünde, WM Th 278’de ve Pseudo-Ploutarkhos kaynaklı Placita Philosophorum 3.9. 895c7-8’de Thales ve takipçilerinin bir »yeryüzü» olduğunu düşündüğü söyleniyor.

«Gê» yeryüzü, toprak.

Bunu aklımızda tutalım.

Bir sonraki fragman dizisine geçiyoruz.

Laks-Most’un derlemesinde D6 göksel cisimler, D7 ve D8 ise yeryüzüyle alakalıdır.

Thales’in coğrafi ve astronomik görüşleriyle karşılaşıyoruz.

D6 Aetius kaynaklı iki fragmandan oluşuyor.

a’da Pseudo-Plutarkhos kaynaklı bir bilgi var: «Yıldızlar topraktan ama alev halindedir.»

γεώδης (geôdês): topraktan

ἔμπυρος (empyros): alev halinde olan, yanan

Bu bilgiyi Theodoretos, Graecarum affectionum Curatio 4.17 yani WM Th 333’te de görüyoruz.

Göksel cisimlerin topraksı veya topraktan olması, doğal bir nedenle açıklanmaları anlamına gelir. Onlarda olağanüstü bir unsur yok. Doğal, alelade bir toprak parçası.

Alevli veya yanar durumda olması ise göksel cisimleri veya burada söylendiği gibi yıldızları hareketlerinin nedeni olarak düşünülebilir, çünkü bu cisimler hareketsiz durmuyorlar. Hareketsiz durmayan önemli bir göksel cisim daha var oda D6b’de anlatılan güneştir.

D6b’de Thales’in Güneş’in de «topraktan» olduğunu (γεοειδής, geoeidês) düşündüğü söyleniyor. Bu bilgi de WM Th 334’te tekrarlanıyor ama orada sadece Güneş’in değil, Ay’ın da topraktan olduğu bilgisi var. Thales Güneş, Ay ve yıldızların topraktan olduğunu söylüyor, özeti bu.

Bu bilgiler Laks-most fragman derlemesinde Alımlanma yani Reception fragmanlarının 18’inde yani R18’de (= DK A17a fragmanı) şu bilgi bulunuyor: Thales güneş tutulmasının, güneşin doğası gereği toprak kökenli olan Ay’ın dikey olarak altından geçtiği için gerçekleştiğini söyleyen ilk kişidir.

Açıkçası yeryüzünün ve göksel cisimlerin topraktan olduğunu düşünmek hiç de şaşırtıcı değil, tümüyle sudan veya havadan oluştuğunu söylemek çok saçma olurdu ne kadar her şey sudan gelse de. Çünkü katı cisimlerden bahsediyoruz.

Dahası Thales ve takipçilerine göre yeryüzü yani toprak evrenin merkezindedir, Geocentrik görüş var burada.

D7’ye bakarsak, D7 Aristoteles’in Gökyüzü Üzerine adlı eserinin 2.13 294a28-32 bölümünden.

Burada Thales’e dayandırılan fikir, yeryüzünün bir tahta parçası veya bu türden başka bir şey gibi yüzdüğüdür.

Biz daha önce D3’te her yüzünün suyun üstünde yüzdüğünü söylemiştik. 

D3 fragmanı Aristoteles kaynaklıydı ama Metaphysica A3 983b18–22 arasındaydı, orada odak noktası her şeyin dayandığı ilkenin su olduğu ve yeryüzünün de suyun üzerinde yüzdüğüydü. Burada yani D7’de ise yeryüzünün suyun üzerinde yüzdüğü olgusunun temellendirildiğini görüyoruz.

Peki, o temellendirme nedir?

Aristoteles’in aktardığına göre tahta ve benzeri şeyler doğaları gereği havada duramazlar ama suyun üzerinde durabilirler. O halde, yeryüzü de havada duramaz. Onun da bir şeyin üzerinde olması gerekir. O şey toprak olsaydı, O zaman yeryüzünün üzerinde durduğu o toprağın neyin üzerinde olduğu sorulurdu ve bu sonsuza kadar giderdi. Thales yeryüzü suyun üzerinde yüzüyor diyerek esasında ad infinitum dediğimiz yani sonsuza kadar giden argüman saçmalığına veya safsatasına prim vermemiş oluyor. Yeryüzünün dayandığı şeyin tek bir şey olabileceğini söylemiş oluyor ve o şey var olan her şeyin kökeninde bulunan sudur, yani yeryüzü suyun üzerinde yüzmektedir. Mantık bu.

Aynı açıklamayı D8 fragmanında da görüyoruz.

Bu fragman benim için önemli çünkü bir Latince olması, artık buna alıştınız, bir Latince fragman görünce mutlu oluyorum, ikincisi bu fragman seneca’nın doğa araştırmaları adlı eserinde ve ben bu kitabı yıllar önce türkçeye çevirdim, bu kitapla ilgili Yükseklisans tezi yazdım, makaleler yazdım ve sonunda kitap yazdım. Bu benim için önemli.

Bu eserin özelliği, Seneca’nın farklı filozof ve felsefe ekollerinin doğayla ilgili açıklamalarını özetlemesidir, burada da Thales’in yeryüzüyle ilgili açıklamasına yer vermiştir. Bu açıklamaya göre:

Yeryüzü küresi suyun üzerinde durmaktadır veya suya dayanmaktadır, yeryüzü, gemi gibi suyun hareketliliğinden ötürü dalgalanın üzerinde hareket ettirilmektedir, bu olay olduğunda «yer sarsılıyor denir» «dicitur temere» Yani Yer sarsıntısının veya depremin nedeni, Thales’e göre, yeryüzünün suyun üzerinde dalgalanmasıdır.

Maalesef, Laks-Most fragman derlemesi çok eksik.

Thales’in yer sarsıntısıyla ilgili fragmanlarına yer vermemişler.

Bunun için Wöhrle-McKirahan fragman koleksiyonuna yeniden başvurmak zorundayız.

Pseudo-Plutarkhos, Placita Philosophorum 3.15 896b9-c2’de, WM Th 163 ve Pseudo-Galenos, Historia Philosophiae86.1’de aynı söcüklerle aynı fragman var. Bunlarda

Thales ve atomcu Demokritos’un suyu depremlerin nedeni olarak kabul ettikleri söyleniyor.

Romalı Hippolytos’un «Tüm Sapkınların Çürütülmesi» adlı eseri yani refutatio omnium haeresium, bu eserdeki bir aktarıma göre:

(Bu fragmanın bizi ilgilendiren kısmını aldım.)

Her şeyin sudan geldiği, her şeyin suyun katılaşmasından ve sonra yine çözülmesinden oluştuğu söyleniyor, her şey yeniden suya dönüyor bir nevi. ve her şey onun üzerinde yüzüyor. Üç şeyin sudan kaynaklandığı belirtiliyor:

1.Depremler, 2. Rüzgârların oluşumu, 3. Yıldızların hareketleri.

Devamında Hippolytos bu suyun tanrı olduğunu söylüyor ama şu an konumuz bu değil, Thales’te tanrı ve tanrısallık konusuna daha sonra geleceğiz.

Önemli bir fragmana geçeceğiz, sayfayı değiştirelim.

Flavius Philostratus’la ilişkilendirilen bir mektup. Panella’nın edisyonu, Panella’yı Tyanalı Apollonios üzerinde çalıştığım dönemde kaynak olarak çok kullandım, tam bir otorite. Burada da Thales konusunda karşıma çıktı.

Bu mektup Tyanalı Apollonios’un ve Apollonios’un mektuplarını daha önce çevirdim ve Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan yayınladım.

Burada tabi, Thales’in depremlerle ilgili düşüncesinden ziyade Tyanalı Apollonios’un yaşadığı dönemdeki Miletoslulara Thales’in o doğa bilgisini ve bilgeliğini hatırlatması söz konusu. Yapmanın önemini m.s birinci yüzyılda Thales’in Roma coğrafyasında hala örnek gösterilen bir doğa filozofu olduğunu bize gösteriyor.

Bunların daha geç dönemden, hatta Arapça fragmanlar var.

Buradan çıkardığımız sonuç Thales’in deprem görüşü Roma döneminde dolaşıma geçiyor. Öncesinde olduğuna dair fragman yok. Ama Aristoteles’in daha önce konuştuğumuz D3 ve D7 fragmanları bu sonraki dönem aktarımlarına aracı olmuş olabilir, bunu bilmiyoruz ama fikir yürütebiliriz. Thales’in depremi yeryüzünün altındaki suyun hareketi ile ilişkilendirilmesi tartışmalı bir konu anlaşılan bu. 

D9 Nil Nehri’nin taşmasıyla ilgili.

Bazı Dostlarımız diyecekler ki Thales’in ne alakası var nehrinin taşması konusuyla? Var mı böyle düşünen? 

Daha önce biyografi fragmanlarını incelerken Thales’in Mısır’a gitmiş olabileceğini söylemiştik.

Aetius kaynaklı bu fragmanda şu bilgi var: Thales Mısır’da ters yönde esen Etesios rüzgarlarının Nil Nehri’nin ana hacmini geri püskürttüğünü ve böylece denize dökülmesini engellediğini düşünüyor. Bu da taşmaya neden oluyor.

Etesios rüzgarları yaz aylarında Ege Denizi’nde kuzey doğu yönünden esen Rüzgarlardır.

Esasen bu konu daha önce Herodotos tarafından da gündeme getirilmişti.

Thales’in adı doğrudan anılmıyor ama birçok yazar Herodotos’un aktardığı bu açıklamanın Thales’in Nil Nehri’nin taşmasıyla ilgili yaptığı açıklamayı yansıttığını düşünüyor. Tartışmalı bir konu.

Herodotos’un eserinin 2.20. bölümünde Herodotos şöyle anlatıyor:

 «Nil sularının neden taştığını açıklamaya kalkışan bazı aklı evvel Yunanlar da çıkmıştır; üç teori ileri sürülür ki, bunların ikisi bence anılmaya bile değmez; sadece bulunsun diye yazacağım. Birincisi, taşmaları etesios rüzgârlarına bağlıyor, bu rüzgâr ırmağı geriye sürer, suların denize akmasına  engel olur, diyor. Ama Nil’in aynı şekilde taştığı, etesios rüzgârlarının başlamasından önce de görülmüştür. Bundan başka, eğer taşmanın nedeni bu rüzgârlar olsaydı, bu rüzgârlara karşı akan öbür ırmakların da, aynı koşullar içinde aynı etki altında kalmaları gerekirdi, kaldı ki bunlar daha küçük olduklarından akıntılarının karşı koyma gücü de daha azdır. Böyle ırmaklar Suriye’de çoktur, Libya’da çoktur ve hiçbirisi Nil rejimiyle ölçüştürülemez.»

Benzer bir açıklamayı Diodorus Siculus’un Bibliotheca Historica 1.38.1-2 bölümünde de görürüz.

Burada da aynı bilgi var: etesios rüzgârları Nil nehrinin ağzına doğru eserek onun denize akmasına engel olmaktadır, böylece nehir taşar ve Mısır topraklarını sular.

WM Th 548’de başlıktan da anlaşılacağı üzere yazarı belirsiz bir fragman var.

Bu metnin tarihi MS 13. yüzyıl, yani 1200’ler, çok geç, neredeyse Rönesans.

Diyeceksiniz ki bunun burada ne işi var? Bunun bu fragman derlemesinde yer almasının nedeni, bu metnin Aristoteles’in Nil nehrinin taşması ile ilgili olan kayıp kitabının Latince çevirisi olduğunun düşünülmesidir. Liber Aristotelis de inundacione Nili = Aristoteles’in Nil’in Taşmasıyla İlgili Kitabı. Bu kitabı Theophrastos’un yazdığını iddia edenler de var ama konumuz bu değil.

Sonuç olarak bu fragmandaki bilgi şu: Ameus’un oğlu olan Miletoslu Thales… Bu arada burada bir çeviri hatası var. Daha önce Thales’in Eksamyas’ın oğlu olduğunu söylemiştik, burada metni Latinceye çeviren kişi Ameus olarak ismi aktarmış. Böyle şeyler oluyor.

Metne dönersek, Thales’e göre Nil Nehri, her yıl esen etesios rüzgarları tarafından geri püskürtülünce aksi yönde taşar. Devamında bu görüş eleştiriliyor. Olan tam tersidir, çünkü Nehrin çok küçük bir bölümü aslında taşıyor. ayrıca yıllık rüzgarların esmediği zamanlarda da nehrin benzer bir taşma sergilediği de söyleniyor.

13. ve 14. yüzyıldan fragmanlar da var bu şekilde. Ama çok geç, yani biraz daha zorlasan neredeyse günümüzde yazılacak kitap.

Biz fragmanlar ne diyor diyoruz.

Wöhrle-McKirahan fragman koleksiyonunda bu fragmanların yer alması bence fikir verebilir ama tartışmalıdır. Laks-Most’ta yer almaması şaşırtıcı değil.

Bugünkü dersle ilgili genel bir değerlendirme yapacak olursak:

Mesela deprem konusuyla ilgili şu söylenebilir: Sokrates öncesi filozofların depremlerin nedenleri ile ilgili düşündüklerini biliyoruz, dolayısıyla Thales’in deprem fragmanları tartışmalı olsa da onun deprem üzerine düşünmemiş olduğunu düşünemeyiz.

Çünkü bugün biz de yaşıyoruz aynı şeyi, burası bir deprem yatağı.

Dolayısıyla Ege kıyılarındaki filozofların bu olayın nedenlerini düşünmesi şaşırtıcı değildir.

Hatta Thales’le de irtibat halinde olmuş olabileceğini tartıştığımız Pherekydes’in önceden depremi öngördüğüne ilişkin aktarımlar vardır. Keza Anaksimandros’un Spartalıları deprem tehlikesinden ötürü, ovalara taşınmaları yönünde telkinde bulunduğu anlatılır. Nitekim Anaksimandros’un deprem konusunda daha bilgili bir araştırmacı, filozof olduğu düşünülüyor, en azından Thales’e nispetle. Ama Thales de her şeyin kökeninde olduğunu düşündüğü suyu depremlerin nedeni olarak görmüş olabilir. Bugün bize saçma gelse de, bu kendi içinde çokta tutarsız bir yaklaşım değil.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: