C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

(1) İki farklı Peripatetik yaklaşım: Entelektüeller güncel politikayla ilgilenmeli mi?

A. Giriş niyetine

Entelektüel uğraşı olan ama özellikle de felsefeyle uğraşan insanlar güncel politikayla ilgilenmeli mi, ilgilenmemeli mi? Bugünün Türkiye’sinde birçok kişinin kafasında dönüp duran bir soru olmalı bu, özellikle de mevcut iktidarın uygulamalarından en basit tabirle hoşlanmıyorlarsa, zira aksi yöndeki bir politik tercihte halihazırda düşünceleri iktidarda olduğundan “entelektüel” insanların güncel politikayla ilgilenip ilgilenmemeleri öncelikli bir sorun olmaktan çıkabilir ama çıkmayabilir de. Sık gördüğümüz üzere, mevcut iktidarı savunan insanlar kaçınılmaz olarak kendileri gibi olmayanları, bizatihi iktidarın politik kodlamasından ötürü en basit tabirle “vatan haini” olarak değerlendirmek durumundadır, bu bakımdan statükonun savunucusu olan iktidar yandaşlarının kullandığı en basit ya da en basite yakınsayan tabir buysa, karşı taraftaki insanlar salt muhalif oldukları için “vatan haini” sayılamayacaklarını üsturuplu bir dille bile anlatsalar, kendilerini güncel politikanın sert geçen tartışmaları içinde bulmak zorunda kalırlar, zira düşüncelerinden hareketle ülkede, akasemisyenlerse üniversitelerde, gazetecilerse medyada, vs. barınıp barınmamaları tartışma konusu yapılmaya başlanmıştır, bu noktada güncel politika muhalifler için var oluş mücadelesine dönüşür, keza iktidarı kaybettiklerinde iktidarları boyunca elde ettikleri ayrıcalıklı kazanımları da kaybedeceklerini bilen iktidar ve yandaşları için de durum budur, hangisinin var oluş mücadelesinin haklı olduğunu ise tarih kesinkes hakkaniyetli bir şekilde yazacak değildir, bunu bekleyen varsa iyi niyetinden sıyrılıp en kötü senaryoya bile kendisini hazırlasın, tavsiyem budur.

Gelelim yukarıdaki girişin konumuzla ilgisine.

Felsefe ve edebiyat alanları başta olmak üzere entelektüel bir uğraşı olan bir kimsenin güncel politikayla ilgilenip ilgilenmeyeceği konusu Aristoteles’in izinden giden iki önemli filozofun, Theophrastus ile Dicaearchus’un da gündemine gelmişti, Cicero bir mektubunda bu konuyu ele alır. Cicero’nun belirttiğine göre (Att. 2.16.3) bu iki filozof arasında “öyle büyük bir uzlaşmazlık / tartışma” (tanta controversia) vardı ki, Theophrastus güncel politikadan uzak olan teorik yaşamı (θεωρητικός βίος), Dicaearchus ise güncel politikanın içindeki aktif yaşamı (πρακτικός βίος) entelektüel bireye uygun olan yaşam stili olarak görüyordu. Cicero’nun Theophrastus’la ilgili kaynaklarını tahmin edebiliriz, zira Aristoteles’in Nicomachus’a Etik‘inin onuncu kitabında Peripatetik düşüncenin teorik yaşam lehindeki kabullerinin izini sürebilmekteyiz. (Aşağıda inceleyeceğiz.) Ancak Dicaearchus’un görüşünün kaynağını bulmak, en azından Cicero’nun yaşadığı dönemde hangi eserlerde bunu okuduğunu belirlemek zordur. Önce Theophrastus’un görüşüne bakalım, gerçekten de sadece teorik yaşamı mı önermişti, anlamaya çalışalım. Daha sonra başka bir yazıda, ikinci bölüm olarak Dicaearchus’un görüşünü olası kaynaklarıyla birlikte incelemeye çalışalım.

B. Theophrastusçu yaklaşım

Theophrastus’tan günümüze kalan metinler burada ele aldığımız yaklaşımla ilgili kesin bir kaynak oluşturmaz, Cicero’nun Theophrastus’un yaklaşımını nasıl öğrendiğini de net bir şekilde bilmiyoruz. Ancak yine Cicero’nun Theophrastus’un tutkuyla ilgili olan eserini okuduğunu (Att. 2.3.4) biliyoruz, dahası konuyu inceleyen farklı filologlara göre Ciero yine Theophrastus’un mutlu yaşam ve dostluk üzerine olan eserlerini okumuştu (McConnell, Philosophical Life in Cicero’s Letters: 118-9, n.11; Huby, “The controversia between Dicaearchus and Theophrastus about the Best Life”: 315-317). Bir şekilde görüşlerini öğrenmiş olmalı, nitekim Fin. 5.9-14’ten de anladığımız kadarıyla, Cicero’nun konuşmacılarından olan Piso hem Aristoteles’in hem de Theophrastus’un kategorik olarak inzivadaki teorik yaşamı (“tefekkür yaşamı” da denebilir) savunduğunu (“maxime illis quidem placuit quieta, in contemplatione et cognitione posita rerum”) belirtir, bu da bize Cicero’nun Theophrastus’u temelde Aristoteles’le uzlaşan bir Peripatetik olarak gördüğünü gösterir. Peki, inzivadaki teorik yaşamdan ne anlamamız gerekiyor?

TheophrastusCicero’nun belirttiğine göre bu iki filozofun anladığı inzivadaki teorik yaşam “tanrıların yaşamına en fazla benzeyen” (Att. 5.11: “deorum vitae erat simillima”) yaşamdır. Nitekim burada Cicero’ya olduğu kadar Theophrastus’un kendisine de temel oluşturan Aristoteles’in Nicomachus’a Etik kitabındaki (1177b27-31) yaklaşım insan mutluluğunun ancak teorik yani tefekkür yaşamıyla tamamlanabileceğini varsayar, buradaki aktarıma göre Aristoteles sadece teorik düşünmeye ayrılmış olan yaşamın diğer yaşam türleriyle kıyaslandığında kutsal olduğunu, insanın sadece kendisi için değil, aynı zamanda bu uğraş kendisinde tanrısal bir yön barındırdığı için teorik yaşamı tercih etmesi gerektiğini, başka deyişle teorik yaşamın νοῦς’a uyduğunu söyler.

Cicero’nun Fin. 5.11’deki yaklaşımını göz önünde tutarsak bu teorik yaşam birbirini takip eden iki kavram ve olguyu içerir, bunlardan ilki bilgi edinme çabası olarak araştırmayı imleyen cognitio, ikincisi ise edinilen bilgi üzerine derin bir şekilde düşünmeyi imleyen contemplatio‘dur. İnzivaya çekilip dünyanın sonsuz olup olmadığını tartışmak böyle bir teorik yaşama örnek gösterilebilir. Çocukların hangi yöntemle en iyi şekilde eğitilebileceği ise daha çok pratik yani güncel yaşamın bir sorunudur.

Elbette, Aristoteles de, muhtemelen Theophrastus da yukarıdaki gibi sorgu tiplerini birbirinden ayrı tutmuyor ya da birini diğerine tercih etmiyordu, sadece onlara göre yukarıda da belirttiğimiz üzere, yaşamın tanrısal bir hüviyet kazanması ya da bu ideale yakınsaması için teorik yaşam hayati önem taşıyordu. Bu Peripatetik yaklaşıma göre filozofu avamın sıradan ve güncel yaşam deneyiminden ayıran da, teorik yaşama yüklediği bu anlamdır, tıpkı doğa araştırması yapan filozofun son kertede ulaştığı doğayla ilgili bilgi ve üzerine kurduğu düşünce sistematiğinin metafizik bir temele (Descartes’ın felsefe ağacında, metafiziği imleyecek şekilde “ağacın köklerine”) dayanması ve bu sistematikten pratik yaşama dönük etik çıkarımlar elde edilmesi gibi: Peripatetik felsefe burada kabaca çerçevesini çizdiğimiz bir bütün olarak düşünülmelidir.

Yukarıdaki hususa dikkat çekmemin nedeni, Cicero’nun Theophrastus’un teorik yaşam yönündeki olumlayıcı yaklaşımını vurgulamasının, onun pratik yaşamla bütünleşen ve tamamlanan anlayışını gölgeleyebilme riskini içerdiğini düşünmemdir. Nitekim Pseudo-Plutarchus kaynaklı bir metinde de (De placitis philosophorum 874f1-4: “ἀναγκαῖον τὸν τέλειον ἄνδρα καὶ θεωρητικὸν εἶναι τῶν ὄντων καὶ πρακτικὸν τῶν δεόντων.”) buradaki Aristoteles ile Theophrastus çizgisindeki Peripatetik duyuşa uygun olarak “insanın tamamlanması için gerçekte olan şeyleri düşünen ve gerekli olan şeyleri yapan biri olması gerektiği” varsayımından söz edilir.

O halde her ne kadar bu çizgiye göre teorik yaşam kutsalsa da, temel hedef, amaç (τέλος), insanın teorik ve pratik yaşam deneyimleriyle tamamlanmasıdır (τέλειος). Bu anlayış da Aristoteles’in Eudemus’a Etik kitabında εὐδαιμονία yani “gerçek mutluluk” için yaptığı açıklamaya uygundur, (bkz. McConnell: 121) zira ona göre gerçek mutluluk kendinde τελεία yani “tamamlanma”dır (1219a36), daha geniş açıklamasıyla “tamamlanmış/kusursuz erdeme uygun olarak yaşamı tamamlama etkinliği”dir. (1219a38–9: “εἴη ἂν ἡ εὐδαιμονία ζωῆς τελείας ἐνέργεια κατ’ ἀρετὴν τελείαν”) Bu da aynı yerde iyi bir ruhun etkinliği olarak görülür, yani gerçek mutluluğa ancak iyi bir ruha sahip olan, erdemli birey ulaşabilir.

Bununla birlikte Aristoteles ruhu iki yönü olan bir unsur olarak görüyordu, bunlardan biri arzulayan ve duyguların etkisinde olan duygusal yöndür, diğeri ise akli yöndür, ki teorik yaşama etki eden ve onu geliştirip nihayete erdiren de odur. Ruh bu ikinci yönüyle akleden (λογισμός) bir kimliktedir ve bu yüzden duygusal olan ilk yönü akıl yoluyla yönetir (Eud. 1220A1-2). Bunu yukarıda yaklaşıma uydurarak söylersek, teoride edinilen bilgi ve üzerine geliştirilen muhakeme sayesinde pratik yaşam gerekleri yerine getirilir.

Burada özetlediğimiz bu anlayışta salt teorik yaşamın önerilmesi mümkün değildir, yukarıda da söylediğimiz gibi, Theophrastus ve Aristotelesçi perspektifte teorik yaşam “sadece” kutsanır, dolayısıyla bireyin güncel politikadan tümüyle soyutlanıp inzivada felsefe, edebiyat ve diğer entelektüel uğraş alanlarına gömülmesi nihai felsefi gayenin gerçekleşmemesi, yani insanın “tamamlanmaması” anlamına gelir.

Reklamlar

2 comments on “(1) İki farklı Peripatetik yaklaşım: Entelektüeller güncel politikayla ilgilenmeli mi?

  1. Murat
    31/01/2016

    Hocam, yazınızın ikinci bölümünü merakla bekliyorum.

    • jimi the kewl
      31/01/2016

      Merhaba, hatırlatma için teşekkür ederim, zira koşuşturma içinde unutmuşum.
      Sevgiler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 15/12/2015 by in Eskiçağ üzerine, Felsefe - bilim, Latince üzerine and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: