Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Yancümle kullanımı toplumun karakterini gösterebilir mi?

Yancümle (ya da cümlecik) benim için hep saygı duyulası bir araç ve gösterge olmuştur, tabi ki saygının adresi dilin en önemli katılımcısı olan bizatihi kullanıcılar yani insanlardır, zira günlük dilde yancümle ile derdini anlatanları, belki de hiç gereği yokken, zahmete giren insanlar olarak görmüşümdür.

 Etrafınıza bakın, günlük dilde sıfatfiiller (“olan, yapan, eden” vb.), ilgi yancümleleri (“ki şöyledir” ya da sıfatfiile eklemlenmiş bir yapıda “şöyle şöyle yapan” gibi), özne, nesne ya da zarf görevi gören yancümleler (“şöyle olması böyledir”, “şöyle şöyle yaptığını böyle böyle gözlemliyorum”, “şöyle oldukça / şöyle <şu şekilde> olarak böyle olur” gibi), koşul ifadeleri (“böyle yaparsa, şöyle olacak” gibi), vb.  kullanımların sayısı azdır.  Bu kullanımlar arttıkça dil “kitap dili” denilen seviyeye yükselir ve salt iletişim aracı olmaktan çıkarak üslup kaygılarından mürekkep bir derdini anlatma çabasına dönüşür, oysa günlük dilde öne çıkan unsur, çoğun salt iletişimdir. O halde genel olarak bir toplumun dilinde yancümle potansiyeli ve kullanımı ile üslup kaygıları paralel demektir, dahası buradan hareketle yancümle potansiyeli ile kullanımını toplumun yaşayışındaki karmaşıklığın parametresi olarak görebiliriz, zira farklı alanlar için farklı üsluplara gerek duyulur.

Guy Deutscher‘in yeni edindiğim (maalesef resmî sitesine ulaşılamıyor, yasak konmuş) “Dilin aynasından. Kelimeler Dünyamızı Nasıl Renklendirir?” başlıklı eserinin (Çev. Cemal Yardımcı, Metis Yayınları, 1. Baskı, Ocak 2013) bir yerinde bu konu inceleniyor. Yazar yancümleyle ilgili genel bir kanıyı destekler görünür: “Yancümle kullanımı sık sık, dil denen mücevherin en değerli taşı ve tasarımındaki zekânın en iyi örneği olarak gösterilen (en azından sentaks araştırmacıları tarafından) bir söz dizimi sürecidir: Bütün bir cümlenin bir başka cümle içine gömülmesine imkân verir. Yancümle kullanımı sayesinde karmaşıklığı gitgide artan ama yine de iç uyumunu koruyan ve anlaşılır kalan ifadeler oluşturabiliriz.” (s.123)

Dilin AynasındanYazar kitabın başında dost meclislerinde dillerle ilgili anlatılanlar (kendimizden örnekleyelim: “Almanca derindir, başka dile aktarılamaz kavramlarla doludur” “Fransızca aklın en üst seviyesini gösterir”, “Türkçe bilimdili olamaz”, vb.) ile bilimsel dil gözlemleri ve analizlerine dayanan anlatımları esprili bir dille birbirinden ayırır, aklıma Latinceden çeviri yaparken edindiğimiz ama henüz oturup da bilimsel bir formatta dillendiremediğimiz, buna karşın dost meclislerinde dile getirmekten de kaçnımadığımız, Türkçenin çoğun Latince metinlerin çevirisine çok uygun olduğu tespiti geldi. Bu uygunluğun önemli nedenlerinden birinin de Türkçedeki yancümle kullanımındaki esneklik olduğunu düşünmüşümdür. Burada detaylı örneklerle sunmak gibi bir niyetim yok, sadece yazarın bahsettiği türden “karmaşıklığı gitgide artan ama yine de iç uyumunu koruyan ve anlaşılır kalan ifadeler oluştur<abilme>” potansiyelinin dil zenginliğinin önemli bir parçası olduğunu düşünmekteyim. Özellikle de felsefe-bilim metinlerinde bu durumu net bir şekilde görmekteyiz, esas sorun çoğu kere kavramların “tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zarurî neticesi” olarak oturmamış ve fazlasıyla acele bir şekilde kabul ettirilmeye çalışıldığından, düşünen insanı yanlış ya da eksik yönlendirmesidir. Oysa yancümle kullanım esnekliği Türkçenin önemli bir niteliğidir. (Bu konuya sonra yine geliriz.)

Guy Deutscher içinde yancümle kullanımından yoksun olan bir modern dilin kaydedilmediğini söyler, sadece son döneme kadar Brezilya Amazonlarında konuşulan bir dil olan Piraha’da, yancümle kullanılmadığının düşünüldüğünü ancak son verilere göre bu dilde de yancümle kullanıldığının anlaşıldığını ekler. İncelenecek yancümlesiz bir modern dil bulamadığı için antik dillere bakar yazar: “Hititçe, Akadca ya da Kitabı Mukaddes İbranicesi gibi antik dillerin anlatım üslubunun insanın uykusunu getirecek kadar yinelemelere dayandığını kısa sürede fark edersiniz. Bunun sebebi, bu dillerde yancümle kullanımı mekanizmalarının nispeten az gelişmiş olması, bu yüzden de anlatımın iç uyumunun büyük ölçüde basit türden ‘ve… ve…’ biçiminde eklemelerle, olayların zamansal sıralamasını takip eden cümleciklerle sağlanmasıdır.” (s.124) İ.Ö. on dördüncü yüzyılda, Hattuşaş’ta hüküm sürmüş olan Kral 2. Murşili’nin tekdüze anlatımına bakalım (s.125):

Dilin Aynasından

 Buradaki kesik kesik olan tekdüze anlatımı, yancümlelerle yeniden biçimlendirebilir ve aktarılmak istenen manayı yine vermiş oluruz: “Savaş arabasını Kunnu’ya sürdüğüm sırada şimşek çaktı ve Fırtına Tanrısının müthiş şimşeklerini yağdırmasından öyle korktum ki, neredeyse dilim tutuldu…”

Yazar sistematik istatistiksel çalışmalar yapılmamış olsa da, yancümleleri sınırlı  kullanan (ya da hiç kullanmayan) dillerin genelde basit toplumlara ait olduğuna dikkat çekerek “Akadca ve Hititçe gibi antik diller, bu tür bir sentaks teknolojisinin söz konusu toplumların karmaşıklığının arttığı bir dönemde geliştiğini gösterir” der (s.128). Kaçınılmaz olan, yazara göre, “daha fazla açıklık ve kesinlik gerektiren durumlarda, yancümleler<in> ayrıntılı önermelerin aktarılması için daha etkin bir araç <olduğudur>.” (A.e.) Akadca bir metin örneği veriyor:

Akadca_metin_ornegi

Buna göre “X, Y’ye bir şey yapmasını söylemiştir; Y başka bir şey yapmıştır. X bunu bilmiyordur. X bunu denetçilerin önünde kanıtlar. Ama cümlecikler arasındaki bağımlılık ilişkisi açıkça belirtilmemişse bir miktar belirsizlik kalır. X tam olarak neyi kanıtlamıştır? Y’nin söylenenden farklı bir şey yapmış olduğunu mu? Yoksa Y’nin farklı bir şey yapmış olduğunun X tarafından bilinmediğini mi? Art arda sıralama bunu açıklığa kavuşturmaz, buna karşılık yancümlelerin hiyerarşik yapısı bu işi kolayca yapar.”(s.128)

Burada yazara katılmadığım bir nokta var: Bu Akadca metin kaydı üzerinden, yancümle yoksunluğunu, kaydın içeriğindeki olaylar silsilesinde neden-sonuç ya da açımlama bağlamında bir “açık” meydana getirdiğine bağlamak aceleci bir çıkarım olur, zira bu yazılı bir tutanak olmakla birlikte, tutanak dili ya da daha genel düşünürsek bizatini yazı dilinin kendisi, yazarın bahsettiği “açık”ları (cevaplanamayan soruları ya da belirsiz/çok anlamlılığı [ambiguity ya da ambivalence]) doldurmasa da, “açık”lar geleneksel kültür ve yaşayış tarzı / kuralları kapsamında giderilebilir, en nihayetinde bir tutanak tutulduğuna göre, anlamlı bir sonuca varılmış demektir.

Yazar basit toplumların (yazarın tam tanımını vermediği bir basitlik bu) yancümle kullanmadığı yönündeki “sezgi”sini paylaşıp bu konuda bilimsel gözlem ve analiz eksikliğinden söz ederek konunun ucunu açık bırakıyor. Ben de aynı tavrı sergileyebilirim, hem de başlıktaki soruya, tatmin edici bir cevap verememiş olmanın iç sıkıntısıyla. Belki sonra Latincede yancümlenin mahiyetini deşebilirim bu bağlamda.  Şimdilik, en azından kitabın diğer kısımlarının daha ilgi çekici olduğunu da ekleyebilirim, bir vesile olarak kabul edin bu yazıyı, kitabı edinip okumanıza.

Reklamlar

One comment on “Yancümle kullanımı toplumun karakterini gösterebilir mi?

  1. Geri bildirim: Kelimelere gömülü bilgi miktarı… | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: