Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Batman üçlemesine ilişkin bir derleyip toplama…

Nolan’ın Batman üçlemesini izlememiş olup izlemeyi düşünenler yazının devamını okumasın, belki bu konuda sakınan göze çöp batar, emin değilim. Heyecanınız kaçmasın.

Sonunda Batman: Dark Knight Rises‘ı izledik. Filmi izlemeden önce Charlie Jane Anders‘ın okuduğum Nolan’s Batman Trilogy: A Unique Achievement in Myth-Making başlıklı yazısında Nolan’ın bir Batman mitolojisi yarattığından bahsediyordu. (Ridley Scott‘ın da Prometheus ile benzer bir Alien mitoloji yarattığını söyleyebilir miyiz?) Serinin üçüncü filmini de izleyince hak verdim. Gerçekten de Batman Begins, The Dark Knight ve Dark Knight Rises aslında tek bir mitolojik öyküyü anlatıyor, Anders’in deyişiyle: “Nolan’ın Batman üçlemesi daha önce kimsenin yapmamış olduğu bir şeyi yapıyor: Bir kahraman figürünün yaratılışı ve çöküşü hakkında uzun ve bağlaşık bir öykü anlatıyor.”

Batman Begins‘te zengin işadamı Bruce Wayne’i yetiştirip Batman’e dönüştürenin “intikamcı adalet” anlayışını savunan Ra’s al Ghul örgütü olduğunu görmüştük. İlginçtir ki, yine bu filmde bu örgütün insanlık tarihinin belli noktalarında sahneye çıkıp insanî değerler açısından çökmekte olan toplumları (kentleri) -Stoacıların ekpyrosis teorisindeki tanrısal öfkeyi andıracak şekilde- ortadan kaldırdığı da söyleniyor (yanlış hatırlamıyorsam filmde, imparator Nero’ya atfedilen Roma’nın yakılması olayı da örgütün işi olarak gösteriliyordu), dolayısıyla örgüt, kentliler arasındaki gelir adaletsizliğini besleyen siyaset, ekonomi ve savunma sistemi üçgenindeki çürümüşlüğü neden olarak gösterip Gotham’ın da ortadan kaldırılması için harekete geçince, karşısında kendi yetiştirdiği Batman’i buluyordu.

Yukarıda parantez içinde de söylediğim gibi, bahsi geçen gizli örgütün, Stoacıların ekpyrosis teorisindeki “bozulan insanlığı felaketlerle ortadan kaldırıp yeni ve masum bir insanlık yaratan” tanrının rolünü üstlendiği açıktır. Tarihin farklı dönemlerinde farklı insanların, bünyesinde rol aldığı bu gizli örgüt bana hakkında çok spekülasyon yapılan başka bir örgütlenmeyi hatırlatıyor: Eskiçağda eşitlik ve adalet gibi kimi insanlık değerlerini temel alıp Ana-tanrıça kültü etrafında örgütlenen “gizli” bir yapı, kimilerine göre, tarih boyunca siyasî ve sosyal manipülasyonlara girişerek eşitlik ve adalet olgusunu insanlar arasında egemen kılmaya çalışmıştır. Elbette, bu gizli örgüt kimileyin başarılı, kimileyin başarısız olmuştur ama neticede (tek bir örgütlenme olarak düşünürsek) Pythagorasçılar, Tapınak Kardeşliği, Masonluk, Illuminati, vs. gibi isimlerle anılan spekülatif kimliği hep -belki de bilhassa gizliliğinden ötürü- komplolara karışmış ve birçok olayın sorumlusu olarak gösterilmiştir. (Bu konuda yazılmış spekülatif bir eser örneği vereyim, meraklısına: Burak Eldem, Fraternis. Kayıp Kitaplar, Gizli Kardeşlik, İnkılap Yay.)

Batman üçlemesindeki gizli örgüt de, yukarıdaki spekülatif örgüt gibi eşitlik ve adalet olgusunu öne çıkarmakla birlikte, başta da söylediğim gibi, “intikamcı” bir hüviyettedir. Küçük yaşta bir suçlu tarafından anne-babası öldürülen Bruce Wayne’i Batman’e dönüştüren de bu örgüt olduğu için, bu kahramanın kötülük ve suçla mücadelesi aslında onun Gotham’daki çürümüş sistemden intikam aldığını gösterebilir. Ancak her üç filmde de gündüzleyin o çürümüş sistemin parlattığı kişilerden olan zengin ve itibarlı Bruce Wayne’in kişisel açmazı intikamcı kimliğinin şiddeti üzerinedir. İlk filmde Batman’e güç veren şey nefretidir, beri yandan onu dizginlemeye çalışır. Dolayısıyla güzel bir ironi belirir: Kendisini eğiten, intikamcı adaleti savunan örgüte karşı, kendisinden anne-babasını almış olan çürümüş Gotham’ı korumaya çalışır. (Rachel’le girdiği diyalogda içine düştüğü açmazı görürüz: “+Ailem adaleti hak ediyordu! -Sen adaletten değil, intikamdan bahsediyorsun. +Bazen ikisi de aynı şeydir. -Hayır değildir. Adalet uyum işidir, intikam ise senin kendini iyi hissetmenle alakalıdır…  İyi insanlar hiçbir şey yapmazsa Gotham’ın ne şansı var ki? +Ben iyi bir insan değilim Rachel.) Bunu yaparken de (çürümüş sistemin içinde temiz kalmayı başarmış müfettiş Jim Gordon aracılığıyla) doğal olarak vigilantizmin bir örneği olurken, adeta Roma’da üstesinden gelinemeyen savaş ya da afet gibi durumlarda göreve getirilen dictator gibi bir görev üstlenir, tek farkı kendisinin de “yasa-dışı” olmasıdır. Neticede o terörist bir örgütün yetiştirdiği, terörist teknikleriyle dövüşen ve dövüş malzemelerinin kaynağı belirsiz olan “tekinsiz” bir figürdür.

Justine Toh “The Tools and Toys of (the) War (on Terror): Consumer Desire, Military Fetish and Regime Change in Batman Begins” başlıklı makalesinde (Reframing 9/11: Film, Popular Culture and the “War on Terror”, Ed. A. Froula – K. Randell, Continuum International Publishing Group, 2010, s.133) Osame Bin Laden’in Afganistan’da Ruslara karşı eğitilmesi gibi, Bruce Wayne’in de bahsi geçen örgütün terör kampında yetiştirildiğini hatırlatır. (Bu kısmen bizdeki özellikle de Asala’ya karşı kullanılan kontrgerilla ve ülkücü mafya timlerini de hatırlatıyor.) Dahası Batman yasal savunma sisteminin, Gotham’ı çökertmeye çalışan gizli örgütün asimetrik savaş tekniğine karşı yapamadığı bir şeyi yapar, onlar gibi karanlıkta ve yer altında, yine onların tekniğiyle savaşır. Yukarıda bahsettiğimiz kötülüğe karşı intikamını alırken, kahramana dönüşür.

Burada önem arz eden husus, -Justine Toh’un aynı yerde bildirdiği  ve benim de katıldığım üzere- Gotham halkında panik yaratmak isteyen örgütün yasal savunma sistemine yapacağı saldırının halkta panik yaratacağı ve bu paniğin kentin çökmesini hızlandıracağıdır. Bu husus serinin ikinci filminde Joker‘in eylem planının temel amacıyla da doğrudan alakalıdır, zira Ra’s al Ghul örgütüyle herhangi bir bağlantısının olup olmadığını net bir şekilde öğrenemediğimiz, dahası bu örgütün sistemli ve idealist kimliğinden bağımsız bir şekilde “çılgınca” kenti kaosa sürüklemek isteyen Joker de halkta yaratacağı panik ile amacına ulaşacağını düşünür. İlkin şaşmaz adaletin timsali olan ancak daha sonra mevcut adalet sisteminin işlevsizliğinden ötürü yüzünün yarısını ve evleneceği kadını kaybeden Harvey Dent‘e durumunu şöyle anlatır Joker:

“Arabaları kovalayan bir köpeğim, arabayı yakalasam ne yapacağımı bilemem… Mafyanın planları olur, polisin planları olur, Gordon’ın planı olur. Hepsi de komplocudur. Küçük dünyalarını kontrole çalışırlar. Ben komplocu değilim. Komploculara bir şeyleri kontrol etmeye çalışmanın zavallılığını gösteriyorum. O komplocular yüzünden bu hale geldiniz. Sen de komplocuydun. Planların vardı. Sonuçta olanlara bir bak. Ben en iyi yaptığım şeyi yaptım. Senin küçük planını aldım ve sana karşı çevirdim Birkaç bidon benzin ve birkaç mermiyle şu şehre neler yaptığıma bak. Biliyor musun neyi fark ettim? Her şey plana göre gittiğinde kimse paniklemiyor, plan korkunç olsa bile. Yarın basına, bir çete üyesi vurulacak, bir kamyon dolusu asker havaya uçacak desem, kimse paniklemez. Çünkü plana uygun olur. Ama küçük bir belediye reisi ölecek desem, herkes kafayı yiyor. Biraz anarşi mevcut düzeni sarsınca, her şey kaosa dönüyor. Ben kaosun elçisiyim.”

Joker daha çok Ra’s al Ghul mantalitesine göre kentin çürümüş olduğunu gösteren bir örnektir; mafyayla iç içe girmiş bir sistemin egemen olduğu, dolayısıyla artık hali vakti yerinde olan iyi insanlar için güvenilir ve yaşanabilir olmaktan çıkmış olan bir kentte salt -yukarıda alıntıladığım sözlerinden de anlaşılabileceği gibi- kaosu hedefler ve hatta mafyayı bile devreden çıkarır. Joker’in tümden Ra’s al Ghul’un intikamcı adalet anlayışından soyutlanmaması gerektiğini düşündüren husus, Joker’in Batman’e “kuralsızlığın tek kural olduğunu” göstermeye çalışmasıdır. Bu aynı zamanda yukarıda bahsettiğim Batman’in “kentin çürümüşlüğünün de bir göstergesi (nedenlerinden biri?) olan” vigilante kimliğine de bir saldırı anlamına gelir, zira Joker Batman’e -sadece birkaç kişinin bildiği- kimliğini açıklamasını şart koşar, aksi halde her gün birilerini öldürecektir. Batman’in Bruce Wayne olduğunu açıklaması demek, vigilante olmaktan çıkması ve dolayısıyla yasa-dışı (ya da “yasa-üstü”) kimliğinden ötürü tutuklanması demektir.

İşte tam bu noktada kentin yasal koruyucusu olduğu için halkın gözünde popüler olan savcı Harvey Dent kendisinin Batman olduğunu ilan ederek hedef saptırır ve Joker’in yakalanmasını sağlar. Burada önemli olan, Joker’in -sonunda yakalanmış olsa da- adaletin işlemediğini göstererek aslında kazanmış olmasıdır. Nitekim yakalandığında Batman’e şöyle der: “Gotham’ın beyaz şövalyesini (Harvey Dent = adalet timsali) aldım ve bizim seviyemize indirdim. Çok kolay oldu, bildiğin gibi delilik yer çekimi gibidir, sadece hafifçe itmek gerekir.” Bu Platon’un Devlet’indeki Socrates’in hatırlattığı bir hususu anımsatıyor: “Adil olan ile adil olmayan bir insana diledikleri gibi davranma özgürlüğü tanındığında, diğer insanların onları nereye çekeceğine bakalım: Sonunda göreceğiz ki, adil olan insan da, hırsından ötürü (hırslıysa), adil olmayan insanın izlediği yolu izler.” (359c) Başka deyişle, her insan koşullara bağlı olarak yozlaşabilir, adil olmak ya da olmamak, doğrudan insanın kendi seçimi değildir; nitekim Gotham’da kurallara ve adalete en düşkün olan insan bile, yani Harvey Dent yozlaşarak kahramanken katillik mertebesine inmiştir. Batman ise ikinci filmin sonunda “ya kahraman olarak ölürsün ya da yeterince uzun yaşayıp haine dönüştüğünü görürsün” der ve yukarıda birinci filmden hareketle bahsettiğim nefretinden (hırsından?) ve tercihlerinden ötürü, vigilante nitelikli bir kahraman olarak kalamayacağını düşünerek “yasal” Harvey Dent’in “iyi” bir kahraman olarak öldüğünün, kendisinin ise “kötü” bir figür olarak kaybolduğunun topluma bildirilmesini ister.

Batman: Dark Knight Rises, benim toparlamama göre, işte bu alt-yapı üzerine inşa edilmiş. Ancak bu inşanın harcında, yukarıda bahsettiğim Joker’in Socratesçi “yozlaşabilirlik” düşüncesinden ziyade özellikle de birinci filmin, bahsi geçen örgütün “intikamcı adalet” anlayışıyla ilgili sunduğu malzemeyi, başka deyişle, yozlaşmanın cezalandırılışını görüyoruz. “En kötü adam” olarak karşımıza çıkan Bane‘in Gotham’ın çürümüşlüğünün nedeni olarak yok etmek istediği kitle hali vakti yerinde olan insanlardır, dolayısıyla onun ve arkasındaki Ra’s al Ghul anlayışının terör faaliyeti doğrudan bir sınıf çatışması fikrini tetiklemeye dönüktür. Gotham’da ilkin maddî anlamda ezilen ve ikinci sınıf muamele gören insanların, daha sonra ise hapishanedeki suçluların desteğiyle Gotham’ı hak edene yani bu ezilen insanlara vermeye çalışır. Bunu yaparken de,  nükleer bombayı harekete geçirerek Gotham’ı başta bahsettiğim Ra’s al Ghul anlayışına uygun olarak ortadan kaldırmaya çalışır.

Bane’in her konuşmasında Wikileaks’in izlerini gördüm, dijital ya da gerçek ortamda otoriter Amerikan siyasî/ekonomi sistemine başkaldıran eylemcilerin yaklaşımlarını düşündüm. (Ayrıca bkz. Bener Karakartal, “Wall Street’te isyan: Amerika nereye gidiyor?”) Bane Batman’i öldürmeyip onu umut ışığını her daim göreceği ama hiçbir zaman erişemeyeceği (kurtulamayacağı) bir yere hapseder; Obama’yı “umut” dağıttığı için iktidara taşıyan yoksulların ya da en genel tabirle ezilmişlerin, Obama Amerikan ekonomisini çöküntüye uğratan ekonomi baronlarıyla anlaştığında yaşadığı hayal kırıklığını düşündüm. Bane ile Assange aynı şeyi söylüyorlar aslında: “sistem siyasî, ekonomik ve güvenlik sistemiyle olsun, Batman’iyle olsun, en nihayetinde sizleri ezmeye dönük bir yalan üzerine kurulu. Onu yıkın.”

Sistem ile ezilmişleri harekete geçiren teröristler Gotham meydan muharebesine giriştiğinde, sistemi temsil eden kuvvetlerin polisler olması da manidardır. Polis “zaten nükleer bombayla ortadan kaldırılacağı önceden belirlenmiş olan” bir kenti bile savunmaya giriştiğinde, “burası bizim yerimiz” minvalinde bir tavır takınır, yani bu aslında sistem için bir kurtuluş savaşıdır.

Rises‘ın bir yerinde, -olursa sonraki filmde karşımıza Robin olarak çıkacak olan- Blake‘e dendiği gibi, “kurum / sistem iyiler için bir prangaya dönüşür.” Bu üçlemede Gotham’la ilgili en temel gerçeğin burada yattığını düşünebiliriz, sistem “iyi” olarak kabul edilen insanlar için ya tümden çökertilmesi ya da revize edilmesi gereken bir yerdir; Batman, açmazları bir yana, suçlularla mücadele ederken ikinci hususu kabul ediyor gibidir, başka deyişle ezilenler için otoritenin karanlık şövalyesidir. Filmin başarısı, daha karanlık şövalyelere karşı (?), sistemi savunan bir karanlık şövalyeyi tercih etmemiz gerektiği yönünde ikna edici bir telkin de bulunuyor olmasıdır.

Arjun Appadurai’ın “yoksul ülkelerde ABD’ye duyulan nefret, ABD’nin bir parçası olma arzusuyla iç içe geçmiştir” tespitini düşünüyorum (bkz. Küçük Sayılardan Korkmak. Öfkenin Coğrafyası Üzerine Bir Deneme, Timsahkitap) Ezildiğini düşünen insanlar sınırları ve hakimiyet alanı konusunda fikir sahibi olmadığı soyut bir sistemi eleştirirken onu gerçekten de tümüyle ortadan kaldırmak isteyip istemediği ya da bunun için her şeyi göze alıp alamayacağı konusunda emin olabilir mi? Yoksa sadece hafifçe itildiler mi? Peki, ne istiyorlar? Sisteme uygun bir şekilde yozlaşmak mı, yozlaşmaya karşı çıkarak sistemi değiştirmek mi? İkincisini isteyenleri, en azından bizim yerli Gotham’da pek görmüyorum.

addendum@: Filmi beğenip beğenmediğimle ilgili “niçin” bir şey söylemediğimi sormuş bir ahbabımız, bu çok mu önemli bilmiyorum. Ancak şunu söyleyebilirim ki, son iki sene içinde (belki daha uzun süre?) Prometheus ile birlikte izlediğim en anlamlı filmdi bu.  Sanatçıların artık kendi öykülerini yaratamadığı ya da en azından buna gerek bile duymadığı bir dönemde yaşıyoruz, bu yüzden bu iki film de bu kıtlıktaki serkeşlikleriyle gözümde büyüyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: