C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Horkheimer’dan hareketle bilim tutulması

Bilimsel olduğu söylenen açıklamalara duyulan güvenin, dinî açıklamalara (sözgelimi kötülük problemini çözen ya da kozmolojik / kozmoteorik açımlamalarla kökeni ve geleceği ortaya serme) duyulan güvenin yitmesi gibi yittiği bir durumda bilimsel rasyonelliğe bel bağlamış kafalarda oluşacak muhtemel yalnızlık ile herhangi bir bilimsel kurallar silsilesinden / dizgeden bahsedilemeyeceğine ilişkin genel kanının zaferi sonunda hissedilecek yalnızlık arasında bir ayrım yok, çünkü insanın bilime duyduğu güven onda “kendinde” güven veren bir mekanik dizgenin bulunduğu inancıdır.Max Horkheimer "Akıl Tutulması"

Bu, dine dönük inançla aynıdır, bilime duyduğu inancının kuvvetli olması, kişinin ona bağlılık derecesini belirler, kuşku ise, açık ki, bağlılığına zarar verir.

İlk bakışta düşünülen bu.

Ancak bilim, aynı zamanda daimî kuşkuyu ve dolayısıyla sine qua non değilse de Popper’ın meşhur yanlışlamasını (falsification) beraberinde taşıdığından, bilimsel rasyonellik söz konusu bağlılığın zedelenmesini sağlamadan, kendi içinde inanç yıkan bir hüviyete bürünür, zira bilim neyin nasıl bilineceğini ilişkin yöntemini de tartışmaya açar, paradigmasını “büyük kavgalar” eşliğinde yeniler, bilimsel inancın dinsel inançtan ayrıldığı nokta da budur. Örneğin Paul Feyerabend perspektifinden bakarsak, Galileo karşısında kilise “günün” bilim paradigmasının temsiliyken, Galileo bilim-dışıdır, oysa birkaç yüzyıl içinde bu tümüyle değişmiştir (öyle ki, zaman içinde değişenler de, tekrar değişmek zorunda kalmıştır).

Max Horkheimer’in Akıl Tutulması‘ndaki bir paragraf bana bilimsel rasyonelliğin yitmesine ve bilim paradigmasının oynaklığına ilişkin yukarıdaki satırları yazdırdı. Sizlere ne düşündürecek bakalım:

Katolik düşünürler, herhangi bir deneycilik ya da kuşkuculuk yerine, Tevrat ve İncil’de yer alan bir insan ve doğa doktrinine bel  bağlamışlardı. Bilimsel görünüşlü ya da başka kılıklar altındaki boş inanlara karşı belli bir korunma sağlayan bu doktrin, kilisenin, her yerde büyücüler iddia eden kana susamış o güruhla uzlaşmasını önleyebilirdi. 

Max Horkheimer

‘Halk her zaman haklıdır’ diyen ve çok zaman bu ilkeyi demokratik kurumları çökertmek için kullanan demagoglar gibi çoğunluğa teslim olmak zorunda değildi kilise. Yine de cadı avlarına katılmış olması, asasına bulaşmış olan kan, kilisenin bilime karşı olduğunu kanıtlamaz. Eninde sonunda, William James ve F. C. S. Schiller ruhlar konusunda nasıl yanılmışlarsa, kilise de cadılar konusunda öyle yanılmış olabilir. Cadı avlarının açığa vurduğu şey, kilisenin kendi inancına karşı beslediği gizli bir kuşkudur. Kilise işkencecileri hemen her zaman rahatsız bir vicdan taşıdıklarını belli etmişlerdir; bir insan ateşe atıldığı zaman, kan dökülmemiş olduğu yolundaki sefil kaçamakları bunun bir örneğidir.” (M. Horkheimer, Akıl Tutulması, Çev. Orhan Koçak, Metis Yayınları, 8. basım, İstanbul, 2010, s.117)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 06/05/2011 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: