C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Sokratesçi Eğitim Modeli Üzerine I (L. Versényi’den…)

2011’in Şubat’ından itibaren Sokratesçi Eğitim modelinin İlköğretime uygulanabilirliği üzerinde çalışıyorum, bu cihetle ucu ve varacağı yer belli olmaksızın sürecek olan bu çalışmada öne çıkan unsurları Mart ayı boyunca blogda yayınlamaya karar verdim. Oltaya ve duyargaya takılanları açıkça paylaşacağım. 

Belki şehre bir film gelir de, on dakika arada biraz olsun karanlıkta seçemediğimiz yüzlere bakarız. Eğitimde fırsat eşitliğine bu açıdan bakıyorum.
Ahlak felsefesinin kurucusu olarak kabul edilen Sokrates’in yaşamının en belirgin olaylarından biri M.Ö. 399 yılında hakkında açılan davadır. Platon’un Sokrates’in Savunması adlı eserinde anlattığı kadarıyla Sokrates, şehrin tanrılarına inanmamak onların yerine başka tanrılar koymak ve böylece gençliği zehirlemekle suçlanır. Sokrates bu suçlamalar sonucunda ölüme mahkûm edilir. Sokrates, yazılı bir kaynak bırakmamıştır. Yaşamı ve düşünceleri ile ilgili bilgiler Aristophanes gibi çağdaş yazarlar, Platon ve Xenophon gibi ardıllarının yazdıkları ve Sokrates’in ölümünden on beş yıl sonra dünyaya gelen Aristoteles’in dolaylı anlatımlarıyla günümüze ulaşmıştır.
***
Sokratesçi Bilgi sorunu nedir?

Sokrates öncesinde Sofistler sanıyla (doxa) bilgiyi (episteme), olasılıkla hakikati birbirinden ayıramadılar ya da Platon’un Gorgias diyalogunda geçtiği gibi, kesinliğin, bilginin ve hakikatin ulaşılması imkânsız hedefler olduğunu düşündüler. Bu belirsizlik, insanı bilginin mümkün olmadığına içten inandırırsa, insanın bilgiyi araştırma motivasyonunu da ortadan kaldırır. Oysa Sokrates böyle bir belirsizlik olmadığını düşünerek sanıyla bilgi, görünüşle gerçeklik arasında kesin bir ayrım yaptı ve bilgiyi araştırma (arama) motivasyonunu değil ortadan kaldırmak, bilakis güçlendirdi. Sokrates’in düşünce ve eğitim tarihinde oynadığı bu rolü anlayabilmek için getirdiği yeniliğin doğasını irdelememiz gerekir, başka deyişle Sokratesçi bilgi sorununu ele almamız.


Latince öğrenen Türk öğrencilerden
Sanıyla bilgi arasında ne fark vardır? Bir sanı, bir insanın kabul ettiği ve ona göre eylemek istediği bir önermedir. Bu, her ne olursa olsun, inandığımız, inandırıldığımız ve ikna edildiğimiz, kendisinin belirli bir olasılık dahilinde ya da kesinlikle, inandığımız gibi olduğunu savunduğumuz bir şeydir. İnançlarımız her zaman doğru olmadığına göre, doğru ve yanlış sanı ya da inanç arasında bir ayrım yapmamız gerekir.[1] Bu sanının bilginin kendisiyle eşitlenemeyeceği aşikârdır, zira sanı gibi yanlış olabilen bir şeye, çelişkili olmaksızın bilgi denilmesi mümkün değildir.[2] “Yanlış bilgiye sahip olmak” olduğundan başka türlü olabilen bir şeye inanmak anlamına gelir, bu ise, onu bilememek, ona ilişkin olarak bilgi sahibi olmaktan ziyade, onun hakkında bir sanı, inanç ya da kanaate sahip olmak demektir.[3] Her ne kadar bilgi yanlış olmasa, buna karşın sanı yanlış olabilse de, bir önermenin doğruluğu onu kendi doğasına göre (eo ipso) bilgi yapmaz, çünkü sanı da doğru olabilir. O halde doğruluk bilginin gerek koşuludur ama yeter koşulu değildir.[4]

Sokrates’e göre, bilgiyi sanıdan ayıran, bilginin ne doğruluğudur ne de ona duyulan ihtiyaçtır, Sokrates bilgiyi bilgi kılan şeyin bilenin doğru olduğuna inandığı şeyin doğrulunun hesabını verebilmesi olduğunu düşünür.[5] Sanıyı bilgiye dönüştürebilmek için, bize son çözümlemede onu doğru bir bilgi olarak kabul etme imkânı verecek olan bir şeye, nedenlerini gösterme ve argümanlar ortaya koyma etkinliğiyle, onu tam anlamıyla açıklayıp, hesabını verebilinceye dek, her bir önerme üzerinde derinlemesine düşünmeye ve amansız bir sorgulamaya gerek duyulur. Bileni bir bilen haline getiren şey, bir önermenin doğruluğu değil, onun hakikati araması ve önermenin doğruluğunu kendisine mal etmesidir, yalnızca bu çaba, sanı yerine bilginin kazanılmasını sağlar.[6] Daha da açımlarsak: Sanılar bizim tarafımızdan herhangi bir çaba ya da etkinlik olmadan kabul edilebilir, bir önermeyi yalnızca onaylama, onu bir sanı haline getirir. Oysa bilgi bu şekilde elde edilemez, çünkü bilgi, birey tarafında gerçekleşecek rasyonel düşünceyi, başka deyişle, bireyin bizzat katılacağı ya da kendi başına gerçekleştireceği bir düşünme etkinliğini varsayan aklî onaya gerek duyar.[7]

Sokratesçi düşüncede beliren sanı ile bilgi arasındaki bu fark, aynı zamanda bilgi sahibi ile sanı sahibi arasındaki sağlamlık farkını da belirleyecektir. Sağlamlıktan kastımız nedir? Yukarıda da bildirdiğimiz gibi, sanı sahibi onayı ya da reddi mümkün kılan rasyonel çabayı göstermemiş olduğundan, kendisine ait bir yargıdan yoksundur ve her zaman başkalarının insafına kalmış durumdadır, kendisini bir bütün olarak kontrol etmek bir yana, kendi zihninin bile efendisi değildir. Bilmekle sınırlanan ve salt akıl yürütmeye dayanan bilgi, ikna ya da insanın kendi zihni dışındaki herhangi bir otorite karşısında, güçlü ve sağlam kalıp, kendinden emin olabilir. [8] Bu da yeterli değildir, sanının en büyük kusuru, ona güvenmenin insan görüsünü kısıtlaması ve kavrayış gücünü felce uğratmasıdır. Hal böyle olunca, insan en ihtiyacını duyduğu şeyi yani bilgiyi de elde edemez.[9]


Diyelim ki, bir kişinin bir konudaki sanısı doğru, bu durumda o sanının “iyi” olduğu söylenebilirse de, ondan hareketle başka doğru sanılara ulaşabilmek mümkün olmayacağından onda daimî bir doğruluk bulunmayacaktır, başka deyişle, bilgi haline gelmemiş sanı, ancak dar bir alanda geçerli ve yararlı olabilir, oysa bilginin önü açıktır başka bilgileri, rasyonel yöntemle mümkün kılabilir. O halde bir şeyi bilen bir insan, Sokrates’e göre, onu kendi araştırmasıyla kendisine mal etmiş olup, başka bilgileri nasıl arayacağını ve elde edeceğini, henüz bilmediği bir şeyi nasıl öğreneceğini de bilir.[10] Sanının darlığına ve içine kapanıklığına karşılık bilgi yayılmacıdır ve çoğalmaya açıktır zaten insana yararı da buradadır.
Dil eğitimini felsefe-bilim eğitiminin bir parçası kılabilir miyiz?
Bilen yalnızca bildiğini bilmekle kalmaz, ancak aynı zamanda, derinliğine ve eleştirel düşünen biri olarak, sanıyı sınamak, hakikati tahkik etmek, inancı değiştirmek ve bilgiyi var olan sınırlarının ötesine götürmek için, çok değerli bir araca yani rasyonel araştırmaya sahip olur.[11] Eleştirel ve derinlemesine düşünebilme yetisini haiz olan bir insan bilgiyi sanıdan ayırmayı da bildiğinden bilmediği bir şeyi bildiğini asla söylemez. Buna karşın bir konudaki bilgisinin yetmediğini bildiği anda araştırması gerektiğini bilir, işte “yayılmacı” nitelikli bu bilgisi, onu sonunda başka bilgilerin edinileceği araştırmaya iter. Başka deyişle, insanın bilgi getirecek olan araştırmaya hazır olabilmesi için bir şey bilmediğini ya da bilgisinin yetersiz olduğunu kabul etmesi gerekir.

[1] L. Versényi, Sokratik Hümanizm, Çev. A. Cevizci, Sentez Yayıncılık, 2007, s.115.
[2] L. Versényi, A.e.
[3] L. Versényi, A.e.
[4] L. Versényi, A.e.
[5] L. Versényi, A.e.
[6] L. Versényi, A.e., s.116. 
[7] L. Versényi, A.e.
[8] L. Versényi, A.e., s.117.
[9] L. Versényi, A.e.
[10] L. Versényi, A.e.
[11] L. Versényi, A.e., s.118.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: