C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Hasais ut tasavvur il islami

Eserin tuhaf bir “anlaşılabilirlik” problemi vardır bana kalırsa, nasıl okursanız okuyun anlarsınız, en başından en sonuna bütün cümleleri analiz edebilirsiniz tek tek. Ancak bütün olarak incelendiğinde Seyyid Kutub’un salt ucu belirsiz, içeriği müphem bir İslam-Kuran övgüsünün ötesinde bir şey vermediğini de düşünürsünüz. Bu kaçınılmaz bir son gibidir, yeni hiçbir şey yoktur kitapta -cihattan başka tabi-. Denilebilir ki: “Yeni ne olabilir ki, İ.S. V.yy.’da ortaya çıkmış ve daha peygamber vefat eder etmez içinde tartışmalar meydana gelmiş, yorumlana yorumlana en nihayetinde ona mensup alimler tarafından -yaygın olarak- yapılan içtihat kapılarının kapandığı yolundaki yorumlar günümüz İslam coğrafyasını bu denli günün koşullarından uzağa serpmişken, 60’larda yazılmış bir kitapta en fazla ne anlatılabilir?” Böyle bir yaklaşım doğrudur, ancak biz modernler (bu tabire bayılırım, XVI-XVII. yy. kimi yazarlarında görürsünüz bu tabiri, kendilerini Antik çağ insanlarından ayırırken “biz modernler…” diye girişirler söze; onlara göre de biz mi moderniz acaba? Sahi Seyyid Kutub, İslam’ın baş gösterdiği İ.S. V. yy.’a göre modern sayılabilir mi? Sayılsa veya sayılmasa bir sorun teşkil eder mi?) Reşad Halife, Edip Yüksel ve Ahmet Deedat gibilerinin boş iddialarını yine de okumak zorunda hissediyoruz kendimizi, zira yeni şeyler duyma ihtiyacı insanda baki kalır. Dahası içine merak duygusunun en fazla sızmış olduğu iki sektör, reklam ve iletişimin bombardımanı altında yaşamıyor muyuz? Tamam belki Reşad Halife uçuk din görüşleri olmasa da en azından Hilmi Yavuz‘un Kara Güneş‘te hatırlattığı gibi, müslüman toplumlarda neden bir edebi tür olarak romanın çok geç geliştiğine değinmek bile merak kapılarının zorlanması demektir, bu yerinde bir tavırdır. Ünlü Marksist kritikçi Terry Eagleton‘ın Walter Benjamin üzerine yazdığı monografide [1] Edward Said’den etkilenerek Kuran’ın “baba metin”liğinin, müslümanlar arasında başka bir kitabın yücelmesine engel olduğunu, yani diğer bütün metinleri doğar doğmaz öldürdüğünü söylüyordu. Bu aslında Oedipal bir iğdişti, bunun gibi başka değerlendirmeler belki de İslam dünyasının bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şey. Yani tartışma geleneği!

Kuran’ı Kerim’in mahiyeti üzerine salt kuramsal kalmış binlerce eserden biri Seyyid Kutub’unkisi. Dediğim gibi çok şeyi anlıyor ve hatta analiz edebiliyorsunuz, ama kitap bittiğinde zihinde hiçbir şey kalmıyor. Aynı söylemlere tekrar tekrar boğuluyorsunuz ve maalesef çok sakat ve islam adına kepaze bir anlayış olan “İslam’ı ona dışarıdan bakanlardan öğrenme zarureti”ne teslim olmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Evet en büyük İslam ansiklopedileri müslüman olmayanlar tarafından yazılmıştır, İslam tarihi’ne dair en kapsamlı araştırmaları hiristiyanlar yapmıştır, Kuran’ın baba metinliğini masaya yatırmak bile E. Said üzerinden T. Eagleton’a düşmüştür! İS. 2008 olmuş hala “Şii Ezher’de okur mu?” tartışması var, Mısır ile İran arasında. [2]

Bu gelenek artık bir yerden sonra kırılmaya uğramalı, batı felsefesinde descartes kırılmasına benzer bir kırılmadan söz açıyorum; ama bu asla Seyyid Kutub gibilerinin Hasais ut Tasavvur il İslami gibi eserleriyle olmaz, buna karşılık Edip Yüksel gibileriyle hiç olmaz! Edip Yüksel gibilerine karşılık cemaatin üç beş kitabıyla kendini donanımlı sanan üç beş molla ile de olmaz bu. Müslüman kardeşler zihniyeti bu çağda islam’ın belini büken en büyük unsurdur, Amerika’daki zenci müslümanlar hareketi ise Amerikan rüyasının başka bir vechesini oluşturmaktan öteye gidemez. Artık gelinen noktada islam rönesansı şarttır. Bunun için de en temel başlangıç noktası, asla ve asla tasavvuf değildir. Gazali’nin mistik bilginin üstünlüğünü savunan El Munkizu Mined Dalal’da belirttiği gibi “diğer ilimleri tetkik ettikten sonra var güçle sufilerin yoluna yönelme” tercihi, artık geçer akçe değildir. Çünkü “artık dinleme ve öğrenme ile değil, zevk ve suluk ile elde edilebilecekler” kalmamıştır. [3] İslam dünyası, bilginin eşiğini aşarak sufilerin tümüyle dünyadan sıyrılışlarına mana biçemez. Şu çağda salt “contemptus mundi” ile bir müslüman tanımlanamaz, kaldı ki Kutub’un başlıktaki eserinde dediği gibi “zamanla insanlar kurandan uzaklaşmış” olabilirler [4] ancak “gerçek manada bir islam hayatını yeniden kurmak için cihad etmeyen, enerji sarf etmenin yorgunluğunu çekmeyen, bu zor ve meşakkatli işe onun gerektirdiği fedakarlıklara, elem ve ızdıraplara katlanmadan asude kafayla yaşayan kimse bu kuran’ı gerçek manasıyla hiçbir zaman idrak edemez” [5] tespitinin bir değeri yoktur, dahası “Kuran’dan uzaklaşma” şikayetini öne sürmeyen yok ancak bu şikayet şunu da dedirtmemeli oysa: “ve Allah’tan başka her şeyden vazgeçmek…” [6] Sonuç? “iki günü birbirine eşit geçen, aldanmıştır” [7] hadisinin sunduğu sonuçla aynı mı?

Seyyid Kutub’un “sapıklık” olarak gördüğü İslam inancına farklı yorumlar getirme çabası bana kalırsa islam coğrafyasının kurtuluşuna dair bir ipucudur. Kutub eserinde bunun tam tersini, hem de cihad uğruna savunmaktadır: “İslam memleketlerinde önce cihadın ağır mesuliyetlerinden uzaklaşan bazı kimseler Grek felsefesi ve Hıristiyanlığın etrafında dönüp dolaştığı lahuti mevzularla meşgul oldular.” [8] Bir nevi hayata gözleri açmayı bir problem olarak görüyor, oysa ki daha peygamber vefat eder etmez ayrışmaların yaşandığı, farklı bakış açılarının kutuplaşmalara sebep olduğu bir dinden bahsediyoruz. Peygamber sonrası dört halifeden üçünün öldürüldüğü bir dinden bahsediyoruz. Bence İslam’ın bu kadar farklı bir biçimde yorumlanabiliyor olmasındaki övgüye değer nitelik, ucu açık, ne olduğu belirsiz bir cihad kavramına yem ediliyor. Sonra kurnaz batılı da bunu iyi değerlendiriyor haliyle, bin laden ailesinden bir başı açığı çıkartıp kitap yazdırıyorlar, bir de onun sayesinde ceplerini dolduruyorlar. Buradaki birkaç saf da cihad diye diye, özgür düşünceye zemin hazırlayan farklılaşmayı şeytani buluyor.

“Tıpkı günümüzde birtakım kimselerin batı düşüncesinin taklid edilmesi zehabına kapıldıkları gibi o günde islam düşünürleri grek felsefesinin taklid edilmesi zehabına kapılmışlardır.” [9] Oysa A. Koyre’den de [10] okuruz ki müslüman filozofların felsefe dünyasına katkısı kutub’un dediği gibi gelişmemiş olsaydı, bugün felsefe tarihi diye bildiklerimizin çoğuna karşı fransız kalacaktır. Batı tipinde bir kırılma olmak zorunda değil, descartes kırılması örneğini verirken muhakkak ki saygın islam düşünürleri bir araya gelip de felsefi metot ile itikadi metot arasındaki ayrımdan veyahut uzlaşıdan hareketle yeni bir dünya, yeni bir islam alemi söylemi geliştirebilirler, bu İslam’a ve onun iddialarına özgü olabilir. Ama Kutub gibi düşünürler için bir değişim ihtiyacı vardır ama bu tümüyle Bedir Savaşı’nı, Uhud Savaşı’nı yapan müslümanların ruhuyla olur, yani tümüyle kan akıtarak. Francis Bacon daha xvi-xvii. yy.’da bunun için “Muhammed’in kılıcı… ele alınmaması gereken” diyordu. Çünkü çağ için geçerli bir savaş nedeniniz yoksa, haklı değilsinizdir. Eğer hakkaniyet arıyorsanız ve din için savaşmada, bizzat o dinin mensupları ortada hakkaniyet namına bir şey olmadığını, masumların da kanına girildiğini anladığında bu İslam’ın yararına mı olacak, ya da İslam’ın Allah kabulü buna razı mı kalacak? Hiç sanmıyorum.

Kutub’un dediğinin tam aksini düşünüyorum ben, o “İslam felsefesi” üzerine çalışmayı boş çaba olarak gördüğünden, insanların bugün kuran’dan uzaklaşmış olmasının nedenini de burada arıyor. [11] Oysa tam tersi söylenmelidir; A. Koyre’nin tabiriyle: “İslamlığı bağnaz, felsefeye tümüyle düşman bir dine dönüştüren barbar, türk, moğol (İspanya’da berber) akınlarının yıkıcı etkisiyle açıklanabilir.”

Ancak Kutub’un Hasais’te herhangi bir İslam üzerine tartışma istemediği açık, “biz adına ‘İslam felsefesi’ denilen bir mevzunun veya islam düşüncesinde böyle bir bölümün bulunmsını arzu etmiyoruz… fikrimize göre bir islam felsefesinin bulunmaması hiçbir zaman islamın eksikliğini ifade etmez.” [12] günümüz İslam coğrafyasına baktığımız vakit, İslam düşüncesinin yeniden doğuşunu batı metotlarıyla anlatan Muhammed İkbal gibilerinin zaten reddedildiğini görüyoruz. Yani yaygın olarak kazanan aslında bizzat kutub gibilerin görüşleridir. Ortada kuşa çevrilmiş ders notları dışında bir islam felsefesi’nden söz etmek mümkün mü? varsa yoksa sınırlarının nereye dayandığı belli olmayan cihad enerjisi! bir de Kutub sanki çok matah bir şey söylüyormuş gibi, kitabın sonunda tevhid esasından bahsediyor; sanki herhangi bir “ben müslümanım” diyen kişi daha en baştan bu esası kabullenmemiş gibi. Öyle tuhaf yaklaşımları var ki kutub’un, sanki kitap boyunca herkesle savaşıyor. Pozitivistlerle, materyalistlerle, komünistlerle, hiristiyanlarla, filozoflarla ve hatta müslümanlarla. Herkese bedir savaşı’ndaki gibi kılıç tutmaktan bahsediyor gibi, sadece platonculuk değil yeni-platonculuğu da karşısına alıyor, sanki islam dünyasının “maddenin insan idrakine yerleştirilmesi” durumu tartışmaya açılmış da, kutub bunu tehlikeli buluyormuş gibi. Zaten süreç, onun istediği gibi gelişmedi mi? (Hatta gelişmekte değil mi?)

Papa II. J. Paul Hıristiyanlığın yeniden ciddi bir biçimde insanları sarabilmesi için felsefenin diriltilmesi gerektiğini söylüyordu fides et ratio‘da, ben aynısının islam için de geçerli olduğunu düşünüyorum. Problem açık, çözüm açık. Yoksa koca bir din birikimi, bir karikatüristin karikatürüyle bu kadar sallanmamalı!

Notlar:

1. T. Eagleton, Walter Benjamin or towards a Revolutionary Criticism, s.67, Verso, London 1981; H. Yavuz, Kara Güneş, s.119, Can Yayınları, 2. basım, İstanbul 2003.
2. http://www.radikal.com.tr/…08.2008&articleid=892491
3. Y. N. Öztürk, Kur’an ve Sünnete Göre Tasavvuf, s. 54, Bütün Eserleri 7, Yeni Boyut Yay., 7. baskı, İstanbul 1997.
4. Hasais…, sf.44.
5. Hasais…, sf.45.
6. Hasais…, sf.45.
7. Deylami: Acluni, 2/233.
8. Hasais…, sf.49.
9. Hasais…, sf.50
10. Bkz. #11087898.
11. Hasais…, sf.51
12. Hasais…, sf.59.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: