C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Glaukon Üzerine

a. Sokrates ve Glaukon

Platon’un Devlet’inin başında Sokrates ile Glaukon’un bir trakya tanrıçası olan Bendis’e dua etmek ve onun için ilk defa düzenlenecek olan festival nasıl olacak, onu görmek için Pire’ye gitmiş oldukları yazar. anlatılana göre kimi atinalıların, Grek olmayan tanrı ve tanrıçalara tapım ritüellerine ilgileri büyükmüş. O Atinalılardan ikisi de, Devlet’in başındaki bilgiye göre Sokrates ile Glaukon’dur (Joint Association of Classical Teachers, The World of Athens: An Introduction to Classical Athenian Culture, s.73, Cambridge University Press, second edition, 2008).

Platon‘un Devlet‘inde 2. kitabın başında sazı eline alır glaukon, Thrasymakhos’un daha sonradan yatışan, yumuşayan yırtıcı, savaşçı (belligerent) tavrının aksine daha aklı selim sahibi gibi durmaktadır, oysa kendisini iddialı biri kılmayan şeyin yaşı olduğunu söyleyebiliriz. Zira yaşının bu diyalogun tarihine göre 20’den az olduğu düşünülmektedir (George Grote, Plato, And The Other Companions of Sokrates, p.116, J. Murray, 1865). Önyargılı değildir; Thrasymakhos hem Sokrates’e duyduğu kin ve taşıdığı önyargıdan hem de bizzat eserin yazarı olan Platon’un isteği doğrultusunda iyi retorikçiliğinin yanında bir o kadar da kaba bir sofist profilinden mustaripti. Glaukon ise, Sokrates’in yanındaki biridir (327a). Önyargılı olması mümkün değil, bunun yanında kaba sofist sayılamaz. 1. kitaptaki tartışma, Sokrates gibi Glaukon’u da tatmin etmemiş, bu yüzden Thrasymakhos’un susmasından hareketle sazı eline almıştır: “Getireceği olumlu sonuçlar adına değil de, sırf kendisi için isteyebileceğimiz en üst değer var mıdır?

Örneğin sevinçler ve zararsız haz duyguları gibi; hani tadına varılınca geriye sadece, o şeye sahip olmanın sevincinin kaldığı bir şey?… Sırf kendisi için ve sonuçlarından dolayı sevdiğimiz bir şey var mıdır? Örneğin akıllılık, görmek, sağlıklı olmak konularında ne dersin? Bu tür şeyleri hem sonuçlarından ötürü hem de kendileri için severiz değil mi?… Peki bunlar dışında bir de jimnastik yapmak, bir hastalığın tedavi edilmesi, hekimlik ve başka para kazanma yollarını icra etmek gibi, bizim öyle yapmaktan çok da haz almadığımız, bizim için zahmetli olan, fakat bize para getiren ve başka yararlar sağlayan üçüncü grup şeyler de yok mudur?… Bunların hepsinin içinde adaleti nereye yerleştirebileceğini merak ediyorum da ondan.” (357b-d)

b. Glaukon düşüncesi

Glaukon, Thrasymakhos gibi bildiğini iddia ederek ortaya atılmıyor, aksine Sokrates’ten öğrenmek için önce sorularını soruyor, daha sonra da kendince adalet üzerine açıklamalar yapıyor. Tabi evvela 358e’de Sokrates’ten onay alarak; Sokrates şöyle diyor: “Harika, mantıklı bir insan ister kendisi konuşsun ister sadece dinlesin, her ikisine de sevinir.” Sokrates’in buradaki söyleminin, yine sadece anlatıcı görevini üstlenen, sundukları bilgilerle de para kazanan sofistlere yönelik olduğunu düşünebiliriz. Glaukon’a göre adalet, en iyi şeyle en kötü şeyin ortasında, yani cezalandırılmayacağından emin bir şekilde haksızlık yapmak ile hiçbir şekilde öcünü almadan haksızlığa maruz kalmaz arasında bir şey olarak ortaya çıkmıştır. O halde adalet, kendiliğinden bir nesne gibi görülemez.” (359a). Sokrates ise burada şöyle düşünmektedir: “Adil ve adil olmayan insana diledikleri gibi davranma özgürlüğünü tanıyalım. Sonra da diğerlerinin onları nereye sürükleyeceğine bakalım: sonunda göreceğiz ki, adil olan da hırsından ötürü haksız davrananın izlediği yolun aynısını izliyor; çünkü her insan, doğası gereği, iyi diye, bu yolu izler ve ancak yasaların zoruyla ondan uzaklaşıp eşitlik ilkesini benimsemeye mecbur kalır.” (359c)

Sokrates’in burada çizmiş olduğu insan profili içgüdülerine teslim olmuş hayvana benzer; ona göre insan, doğuştan getirdikleriyle doğal olarak adil olmayana yatkındır. İnsanı görünmez kılabilen bir yüzüğü hem adil hem de adil olmayan birine versek, ikisi de cezalandırılamayacaklarını bildikleri ölçüde adil davranmayacaklardır, hatta “…böyle bir görünmez olma gücüne sahip olup da bunu kendi lehine, başkalarının malını çalmak veya onlara zarar vermek için kullanmaya yanaşmayan bir insanın, gördükleri en zavallı, en aptal insan olduğunu bile düşünürler içten içe.” insan, diğer insanlar arasında bir tanrı gibi dolaşma imkanından mutlaka yararlanmak isteyecektir! (359c-360d)

Glaukon’un ise burada asıl üzerinde durduğu problem şudur: Gerçekten adil olduğu halde çevresi tarafından adil olarak değerlendirilmeyen adam mı, yoksa adilmiş gibi duran ama özünde adil olmayan adam mı daha mutludur? Bu adamlardan ilki her türlü işkenceden sonra anlar ki: “Gerçekten adil olmak değil, öyle gözükmek önemlidir” (361b-e). Glaukon’un bu çıkarımı, adil olmayan devlet yöneticilerine ve din sahtekarlarına yöneldiğinde, platon’un bizi muazzam bir karanlığa çektiğini anlarız:

“Öyle görünen ama aslında adil olmayan kişi, devlette politik etkiye sahip olur; istediği kişiyle evlenir ve çocuklarını da dilediği ailenin çocuklarıyla evlendirebilir; dilediği kimseyle ticaret yapar, iş kurar ve bunlardan da hep kendisine çıkar sağlar. Haklı mı haksız mı oldu, diye bir kaygı gütmediğinden, hem özel işlerinde hem de devlet işlerinde düşmanlarının önüne geçmeyi başarır, onlar kaybettikçe kendisi güçlenir, zenginleşir. Kazandıklarıyla dostlarını ihya edip düşmanlarına zarar verebilir. Üstelik, bu kazandıklarıyla, tanrılara bol bol adaklar adar, kurbanlar keser; bunlarla gösteriş yapar durur. Böylelikle de hem tanrıları hem de insanları memnun etmeyi, tanrıların sevgili kulu olmayı, adil insanlardan çok daha kolay başarır. bu bakımdan da sokrates, hem tanrılar hem de insanlar; haksız, adaletten uzak kişinin hayatını, berikinin hayatından daha iyi kılmak için sanki seferber olurlar. ” (362b-c)

c. Glaukon, Thrasymakhos ve Platon

Glaukon’un burada çizmiş olduğu karamsar tablo aynı zamanda thrasymakhos’un düşünce yapısının farklı bir vecheyle de olsa, canlanışı demektir. Aralarında şöyle bir farklılık vardır: Thrasymakhos’ta geleneksel adalet anlayışına bir saldırı, Glaukon’da ise adaletsizliğin getirilerine dair bir kışkırtma söz konusudur (Thomas A. Szlezak, Reading Plato, s.90, Routledge, tr. Graham Zanker, 1999). Glaukon’un adaletsiz adamı, aslında adaletin övülmesi için bir ibretlik vakadır. Ayrıca Glaukon’un ifadelerinden de anlaşılabildiği gibi, tanrılar bile öyle göründüğü halde adil olmayan insanı adil olan insandan ayıramamaktadır. Bu da zaten Yunan dininin “idealar ve inançlar bütünü bir din olmaktan öte, bir ritüeller dini olma özelliği”nden kaynaklanmaktadır: bkz. Çiğdem Dürüşken, Roma Dini, s.1-2, Türk Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları, İstanbul 2003.

Glaukon’un burada sorguya çektiği adil gibi görünüp de aslında öyle olmayan adam mı, yoksa adil olup da öyle görünmeyen adam mı daha mutludur, probleminde Platon’un tuttuğu tarafın “esasta adil olan” kişi olduğu açıktır. Zira Platon’un törebiliminde mutluluk ancak erdemli yaşayarak elde edilir. Dürüst kişi, her şeyden önce mutlu biridir (F. Thilly, Yunan ve Ortaçağ Felsefesi, s.135, İzdüşüm Yay., çev. İbrahim Şener, 3. basım, 2002).

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: