C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>"Estne Aliquid Tibi Te Ipso Pretiosus"

>“sana senden daha değerli gelecek bir şey olabilir mi?” manasındaki latince ifade.

nerede geçmiştir, neden başlık yapılmıştır gibi soruların şu saatte akli cevaplarının bulunması imkansız gibi duruyor sayın okuyucular; siz daha iyi bilirsiniz ki; sabaha karşı bu saatler uykunun en hoş olduğu anlara tekabül eder, ama beynimin ve bünyemin bana oynadığı oyunlar sonunda, ben ise bu saatlerde ayaktayım, uyudum kalktım, ay ay okuyucuyla dertleşen yazar modelinden ziyade, böylesi bir ruh durumumun bula bula bu başlıktaki ifadeyi boethius ‘un philosophiae consolation ‘ından çıkarması üzerine konuşmak gerek;
evet anlaşıldığı üzre; başlıktaki ifadenin nerede geçtiğini öğrenmiş bulunuyorsunuz.
devamında ne diyor onu da öğrenmek ister misiniz?

“nihil, inquies. igitur si tui compos fueris, possidebis quod nec tu amittere umquam uelis nec fortuna possit auferre. 24. atque ut agnoscas in his fortuitis rebus beatitudinem constare non posse, sic collige. si beatitudo est summum naturae bonum ratione degentis nec est summum bonum quod eripi ullo modo potest, quoniam praecellit id quod nequeat auferri, manifestum est quin ad beatitudinem percipiendam fortunae instabilitas aspirare non possit.”

yani “..sana senden daha değerli gelecek bir şey olabilir mi? tabii, hiçbir şey diyeceksin. öyleyse kendine sahipsen, asla yitirmeyi göze alamayacağın e kaderin de senden kapıp götüremeyeceği bir şeye sahipsin demektir. mutluluğun bu gelip geçici şeylerde olmadığını anlaman için, şunu iyice aklına koy: mutluluk akıl sahibi bir varlığın en yüce iyisiyse ve en yüce iyi hiçbir şekilde kapıp götürülemiyorsa, kapıp götürülemeyen bir şey daha iyi bir şey olduğuna göre, öyleyse kaderin değişkenliğinden mutluluğu elde etmesi asla beklenemez.”

türkçeye müthiş aktarılmış sözler değil mi? çiğdem hoca ‘nın bu muhteşem çevirisine bir selam çakalım ve konu üzerinde konuşmaya devam edelim sabah sabah kafayı yediğim için;
kadere böylesine geçiren, kişiyi kendisine bırakan, kendisinde bıraktığı için de en yüce mutluluk üzerine kaynağı içselleştirdikçe rahatlamasını, dertlerinden, sıkıntılarından arınmasını sağlayan bu sözler kime aittir, kime söylenmiştir?
bu sözlerin yazarı boethius, yukarıda bunu öğrenmiştiniz. peki ya eserinde, boethius bu sözleri kime söyletiyor, kime söylenmiş kabul ediyor, ikinci iş olarak bunu belirleyelim;

efendim bu sözler felsefeye ait. kaba taslak konuşmuyorum; felsefeye ait tabi de, eserde kişiselleştirilmiş bir felsefe kavramı söz konusu, felsefe bir bütün halinde şöylesine bir kadındır;
‘muhteşem görünümlü..ışıl ışıl yanan gözleriyle.. sıradan insanın çok ötesinde keskin bir anlayışa sahip.. rengi capcanlı.. sonsuz bir dirilik var üstünde.. bizim çağımızdan (boethius’un) olmadığını hissettirecek kadar yaşlı.. boyunu tahmin etmek güç.. (zira sıradan bir insan boyuna sahip, fakat bazen başı göğü delecekmiş gibi oluyor, göklere uzanıyor yani) elbisesi zarif bir işçilikle dokunmuş incecik ipliklerle dikilmiş.. kumaşı hiç bozulmayacak derecede kaliteliydi.. (kendi elleriyle dokumuş onu) giysileri uzun zamandır temizlenmediğinden is tutmuş masklar gibi, rengi ye ryer kararmış, alt kenarına pi harfi işlenmiş, yakasına da theta harfi.. (pi harfi; pratik felsefeye, theta harfiyse, kuramsal felsefeye işaret eder. | ç.dürüşken, a.g.e., sf: 362) bazı hainler tarafından elbisenin çeşitli kısımları koparılmış, hainler kafalarına göre neresini istiyorlarsa orasını koparmışlar.. (yani felsefe tarihinde, boethius kendi çağına kadar felsefeden canının istediğini koparan filozofları kastediyor burada hain olarak.) sağ elinde bazı kitaplar vardı, sol elinde de bir hükümranlık asası.
(yukarıdaki tasvirlerin latincesi: “haec dum me cum tacitus ipse reputarem querimoniamque lacrimabilem stili officio signarem astitisse mihi supra uerticem uisa est mulier reuerendi admodum uultus, oculis ardentibus et ultra commumem hominum ualentiam perspicacibus, colore uiuido atque inexhausti uigoris, quamuis ita aeui plena foret ut nullo modo nostrae crederetur aetatis, statura discretionis ambiguae. 2. nam nunc quidem ad communem sese hominum mensuram cohibebat,nunc uero pulsare caelum summi uerticis cacumine uidebatur; quae cum altius caput extulisset ipsum etiam caelum penetrabat respicientiumque hominum frustrabatur intuitum. 3. uestes erant tenuissimis filis subtili artificio indissolubili materia perfectae, quas, uti post eadem prodente cognoui, suis manibus ipsa texuerat; quarum speciem, ueluti fumosas imagines solet, caligo quaedam neglectae uetustatis obduxerat. 4. harum in extremo margine p graecum, in supremo uero th legebatur intextum atque inter utrasque litteras in scalarum modum gradus quidam insigniti uidebantur, quibus ab inferiore ad superius elementum esset ascensus. 5. eandem tamen uestem uiolentorum quorundam sciderant manus et particulas quas quisque potuit abstulerant.6. et dextra quidem eius libellos, sceptrum uero sinistra gestabat.” 1. l. 1-25)

efendim felsefeyi bir kadın olarak yanı başında dikilmiş görüyor bay boethius.



neden felsefe ona gelmiştir? neden onca insan içinde ona gelmiştir? çünkü teselli edilmesi gereken odur, bay boethius’un ta kendisi. bir entiriden filozofun hayatına kısa bir bakış atalım da biraz kafamızda netleştirelim hadiseyi; ” soylu bir hristiyan ailenin oğlu ve sonrasından bir konsül’ün evlatlığı olan anicius manlius severinus boethius (480-524) iyi bir eğitim, felsefe ve edebiyat ilgisi, yunan klasikleri ve kültürüne dair zengin bir bilgi dağarı ve hıristiyanlığa dair derin bir kavrayışla batı roma’nın son günleri ve felsefi, siyasi ve dini olarak yeni bir dünyanın kurulduğu zamanlarda yaşadı. ancak devlet kademelerindeki hızlı yükselişi, imparatora yakınlığı ve toplum ve senatus nezdindeki saygınlığıyla sürüp giden rüya benzeri görkemli yaşamı bir söylenti, çözülüp giden ilişkiler ve siyasi oyunlarla bir anda yıkıldı. o artık yargılamaya bile gerek duyulmadan atıldığı zindanda ölümü bekleyen bir vatan haini, kendi deyimiyle bir sürgündü. işte felsefenin tesellisi tam da bu sürgün sırasında kaleme alındı.” (bkz: #9846143) bu yüzdendir ki; felsefe onu ziyarete gelmiştir. ona aslında bu durumunun felaket olmadığını, asıl mutluluğun kendi içinde olduğunu ve şimdi yakınıp durduğu kaderin o mutluluğu, o özü ondan çekip alamayacağını söylemek için gelmiştir.



felsefenin, boethius’a kadın olarak görünmesi hadisesinin, üstad attila ilhan ‘ın hangi seks‘de üzerinde durduğu (bkz. karşıtlar birbirini içerirse bölümü) cinsel çelişkilerin varlığıyla da açıklanıp açıklanamayacağı da muallaktır. (yalnız, diyalektiğin geçerliliğine ve sağlamlığına inancım o kadar tamdı ki; tam tersine, gerçekten diyalektik bir sanat bileşiminin bireylerin kişisel -bu arada elbette cinsel- çelişkilerini de öncelikle hesaba katması gerektiğini düşünüyordum. | hangi seks, iş bankası kültür yay., sf: 213) fakat net olan şey şudur; felsefe tarihi, işte bu kadının üzerindeki kıyafet parçasının yaşadıklarından öte birşey değildir. işte o kıyafet yırtık pırtıktır, alımlıdır, renklidir ama yırtıktır. belki bir parça da boethius koparmıştır, kimbilir bence kesin koparmıştır, zaten tanrı ve kader düşüncelerinin, çıkarımlarının oldukça öznel ve kimi öğretilerinin vardığı sonuçlar bütünü olarak değerlendirilmesi yanlış olmaz. o halde çarpıtmaya, bozmaya da meyillidir kişi; hem tanrıyı, hem kaderi, hatta tanrısızlığı.

“kaderle boy ölçüşebilir mi insan?” (“visne igitur cum fortuna calculum ponere?” ll, 3, 37)

bakar ki felsefe kadın, boethius’un hali fena.
sürgünde kendisini parçalıyor, başlar teselli vermeye, işte başlıktaki ifade de o tesellinin içinden sadece bir cümle. şimdi bu başlık altında bir seri yakalayalım; ve bu zihniyeti isterseniz, bu teselliyi tüm dağınıklara, darmadağınlara, bu yırtık elbiseli kadının dilinden ulaştırmaya çalışalım.
eğer yerkürenin bir yerinden, bir şekilde ekşi sözlük okuru olma yolunu yeğ tutarak, içindeki huzursuzluğa çare aramaya girişen bir insan evladı varsa, ve hasbelkader üzerinde durduğum bu konuya bu başlıkta rastlamışsa, biraz feyz almışsa, heyecanlanmışsa, “evet evet işte bu.. bir entiri okudum, hayatım değişti.” demese de, kalbi pıt pıt atmışsa, atmak ne kelime eşine dostuna haber salıp; “ulan var ya jimi ‘nin feşmekan entirisiyle şu an ağlıyorum biliyor musun :((( ” diyecekse, ne mutlu o an’a. (galiba entirinin en saçma bölümü bu kısım oldu, nasıl da hezeyan kusuyorum böyle..)

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 23/12/2007 by in Eskiçağ üzerine, Felsefe - bilim, Genel, Latince üzerine and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: