Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Polybius’ta siyasî rejimler döngüsü ve Roma devlet yapısı (2 Krallıktan tiranlığa…)

Okunmuş hali:

4.7.2013’te ilk bölümünü paylaştığım Polybius’ta siyasî rejimler döngüsü ve Roma devlet yapısı başlıklı yazının ikinci bölümünü ancak şimdi paylaşabiliyorum. (Takip edenlerin ya da geriye dönüp bakacak olanların da görebileceği üzere araya başka konular girdi.)

İlk yazının sonunda Polybius’a (bundan sonra “P.”) göre ilk siyasî rejimin nasıl ortaya çıktığı ve döngünün detaylarıyla ilgili tespitlerinden bahsedeceğimi söylemiştim.  P. her şeyden önce insanlığın tüm zamanları aşan bir kötü kaderi olduğuna inanır. Buna göre, insanlık geçmişte defalarca sel, açlık ve ekinlerin mahvolması gibi felaketlerle kırılmıştır ve gelecekte de kırılacaktır. Geçmişte tekrarlanmış olup, gelecekte de tekrarlanacak olan bu evrensel yıkım düşüncesine bilhassa Stoacılardan aşinayız. (Blogda farklı konulu yazılarda bundan bahsetmiştim, bkz. ekpyrosis.) Bununla birlikte Yunan-Roma dünyasında döngüsel felaket düşüncesinin yaygın olduğunu ve farklı düşün tarzlarında, farklı şekillerde kendini gösterdiğini söyleyebiliriz. P.’deki bu döngüsel felaket düşüncesi de, diğerlerinde olduğu gibi insanlığın toplu yıkımının insanî becerilerin, ilim ve sanatların da yıkımını içerir. Bu doğal bir sonuç, zira insanın felakete uğraması, becerilerinin de kendisiyle birlikte ortadan kalkması anlamına geliyor. Ne var ki, toplu yıkım yeryüzünde hiç insan bırakmıyor değil, muhakkak geride az da olsa insanlar kalıyor, her defasında bu insanlar üreyerek her şeye, tüm insanlığı inşa etmeye baştan başlıyor.

kingshipP. toplu felaketten geriye kalan az sayıdaki insanın bir canlının doğal tepkisi olarak bir araya geldiğini ve bir topluluk/sürü oluşturarak birlikten kuvvet doğurduğunu söylüyor. Ona göre böyle bir durumda birliktelik yaratmanın temelinde “doğal zayıflık” yatar. Bu doğal zayıflık az sayıdaki insanın bir araya gelmesiyle başka bir aşamaya geçer ve bu insan topluluğunun fiziksel ve mental gücü bakımından diğerlerinden daha üstün olan bir üyesi diğerlerini, onların doğal zayıflıklarından ötürü, yönetmeye ve yönlendirmeye başlar. Bu aslında P.’nin tek adam yönetimini doğal bir yönelimin sonucu olarak gördüğünü gösterir. P. akıldan yoksun olan hayvanlardaki içgüdüsel yönelimin de aynı olduğunu ve hayvan sürülerinde daha güçlü olanın diğerlerini peşine takıp yönlendirdiğine dikkat çeker. Sürünün ağır basan, güçlü bir merkeze odaklanması, P.’ye göre, doğal bir işlevdir ve burada belirleyici unsur tekil iktidar olduğuna göre, -ilk yazıda da bahsettiğim gibi- o halde siyasî rejimler içinde ilk ortaya çıkan monarşidir.

İnsanlar arasında monarşinin ortaya çıkması salt insanların birey olarak değil, aynı zamanda değerler sisteminin de korunması ihtiyacını gösterir. İktidarın en güçlünün elinde toplanması aslında iyi ile kötünün, doğru ile yanlışın arasında yapılan ayrımların en güçlü olanca korunması talebinin bir gereğidir. P. çocukların kendilerini besleyip koruyan ve yetiştiren aile büyüklerine saygı duymamalarını örnek gösterir ve vurgular, bu ona göre önemli bir ahlakî zaaftır, zira onlar da olgunluk çağına erişirken yapacakları çocuklardan benzer bir muamele görebilir. Burada aile kavramının korunması gerektiğine ilişkin bir kabul ortaya çıkıyor, P. ailedeki saygının, dolayısıyla ailenin korunmasının toplumun esenliği için kaçınılmaz olduğunu düşünüyor.

Buradan teorik bir formülasyon ediniyor: Her birey aileden başlamak üzere toplumdaki her iyiliğe şükran duymak, her kötülüğü ise yadsımak zorundadır, bu kendisinin olduğu kadar toplumun da esenliği anlamına gelir. Kısacası “hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için” ilkesi beliriyor. Monarşik iktidara düşense, her şeyden önce bu ilkeyi korumak ve onun işlerliğini sağlamaktır. Öyle bir işlerlik olmalıdır ki, P.’ye göre, toplum her bir bireyi iyi bir şey yaptığında yüceltmeli, kötü bir şey yaptığında ise yadsımalıdır, böylece gençler iyiye özenecek, bu da toplumun yararına olacaktır. P. tümüyle yararcı perspektiften bakar, bir toplumun nasıl ayakta kalabileceğini çözümler, bulduğu sonuçsa monarşik iktidarın, yukarıda bahsettiğim iyiye özendirme anlayışıdır.

Bununla birlikte P. monarşik iktidarın halk tarafından korunması gerektiğini düşünür, başka deyişle yönetici toplumun esenliğini yukarıda çizdiğim çerçevede iyiye özendirerek sağlarken, toplum da yöneticiyi bu işlevselliğini yitirmemesi için korur ve onun kararlarına biat eder. Aslında iki taraf da toplumun esenliğini sağlamaktan başka bir amaca hizmet etmemiş olur. P. yöneticinin krala dönüşümünü bu toplumun esenliği anlayışı ile açıklar. Bu noktada P. “doğru/ideal krallık” olgusundan söz eder, buna göre ideal krallıkta birey altında doğup geliştiği yönetimi korur ve onun her kuralına riayet eder.

P. kralların/krallığın zaman içinde bozulduğunu söyler. Eski dönemlerde kralın halktan biri gibi yaşadığına dikkat çeker, herkes gibi giyinir ve yemek yer, başka deyişle herkes gibi olup, mütevazidir. Ancak zamanla krallık babadan oğula geçen bir sisteme dönüşür, en güçlü ve en feraset sahibi olanın kral olmadığı dönemler bir daha geri dönmemek üzere yerleşir. Hanedanlar kurulur. Kral artık herkes gibi giyinip, herkes gibi yemek yiyen biri değildir, halkın arasında dolaşmaz ve maiyetinde bulunanlarla birlikte büyük bir yönetici sınıfının ayrıcalıklı başı olur. Öyle bir ayrıcalıklılıktır ki bu, P. krala tanınan seksüel özgürlüğe dikkat çeker, “kral en uygunsuz kişilerle bile yatağa girebilir” der.

Artık halk ile kralın arasında doğal zayıflık esasına dayanan bir ilişki kalmamıştır, aradaki ilişki sunî bir zayıflık varsayımına dayanır: Buna göre kral doğal vasıflarından dolayı değil, doğumuyla birlikte elde ettiği özel statü gereği diğer insanların tepesindedir, bu insanlarda krala karşı bir öfke ve iğrenme duygusu uyandırır. P. buna karşılık kralda da halkın öfkesinin ters yansıması olarak bir öfke uyandığını söyler. Artık toplumun esenliği için kralın kararına uymak yoktur, kralın esenliği için onun kararına uymak vardır, ki halk buna karşı çıktığında en ağır şekilde cezalandırılır. Böyle krallık tiranlığa dönüşmüş olur. P. salt halkta krala karşı bir öfke ve nefret kabarmadığını, sert bir yönetim sergileyen kralın maiyetinde olsun ya da olmasın, toplumun seçkin kişilerinin de krala cephe almaya başladığına vurgu yapar. Bu önemli, zira seçkin kişilerin tiranlığa duyduğu öfke ve sergilediği muhalefet yeni bir siyasî rejim yani aristokrasiyi doğurur. Bu serinin bir sonraki yazısında buradan yani aristokrasinin oluşumundan devam edeceğim.

Reklamlar

3 comments on “Polybius’ta siyasî rejimler döngüsü ve Roma devlet yapısı (2 Krallıktan tiranlığa…)

  1. Geri bildirim: ὀχλοκρᾰτία ya da Okhlokrasi nedir? (Zamanı mı şimdi?) | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

  2. Geri bildirim: Peki, χειροκρᾰτία neydi? | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

  3. Geri bildirim: Çeviren notu res publica’yı tanımlayamıyor mu? | jimi the kewl resmi blog! (C. Cengiz Çevik)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 20/07/2013 by in Eskiçağ üzerine, Genel, Latince üzerine.
%d blogcu bunu beğendi: