Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Pedofili bir suç unsuru değil mi?

Bu yazının Papam habemus yazısı üzerine gelmesi tesadüf oldu, gerçi bu ara Kilise ile ilgili haber ve yazı okuma olasılığı iyice arttı, bu yüzden tesadüf de anlamını yitirmiş durumda belki.

Şuradaki habere bakılırsa Kilise’ye bağlı Güney Afrikalı bir kardinal (-imasız bir tespitle- yeni Papa’nın seçilmesini sağlamış olan kardinallerden, Wilfrid Fox Napier) başlıktaki soruya olumsuz cevap vermiş, “hayır değildir, sadece bir hastalıktır, ilgili kişiler tedavi edilmelidir” minvalinde bir açıklama yapmış. Açalım: Kardinale göre çocukları istismar eden kişilere ilgili eylemi bilerek tercih eden, suçtan sorumlu (criminally responsible) kişiler olarak değil, zihinsel bir rahatsızlıktan / bozukluktan ötürü “öyle” davranmış olan kişiler olarak muamele edilmeliymiş; halihazırda kendisi hasta olan insanların cezalandırılmaması gerekirmiş özetle.

Deliver_usKriminal / suç incelemelerinde zihinsel yetkinlik ve yeterlik arandığını biliyoruz, zihinsel açıdan sorunlu insanların gözetim altında tutulması gerektiği yönünde birçok karar alınmış durumda, gerek dünya çapında, gerekse Türkiye’de. Yaşlılık ya da bedensel yetmezlik durumu bile başlı başına hapishaneden kurtulma nedeni sayılabiliyor kimi durumlarda. Bununla birlikte kişinin zihinsel bir sorundan mı yoksa, yetkinliğine bağlı kişisel tercihiyle mi eylemi gerçekleştirdiği konusunda “kesin” bir hastane raporu olsa dahi, ilk durum yönünde alınan her mahkeme kararının eylem mağdurları ya da kamu vicdanı nezdinde hep bir soru işaretiyle karşılanması doğaldır. Neticede ortada bir mağdur vardır.

Kardinalin cevap vermek zorunda kaldığı Kilise bünyesinde gerçekleşen binlerce pedofili vakası da ardında bir o kadar mağdur bıraktı. Kilise’nin bu konuda başı çok ağrıyor. (Bkz. Catholic sex abuse cases) Hatta öyle dedikodular var ki, önceki Papa’nın bu vakaları örtbas etmek için seçildiği ve yeterince din adamını akladıktan sonra “geçici” görevini sonlandırdığı da söyleniyor, temel dayanak noktaları ise onun 70’lerden beri pedofiliyi “normalleştirme” çabası içinde olduğuna ilişkin emarelerdir. (Örneğin bkz. 1, 2, 3, 4, 5, 6)

Özetle Kilise pedofiliyi hastalık boyutuna indirgeyerek normalleştirmek ve böylece mağdurların açtığı davaları yersiz göstererek kirlenen imajını temizlemek istiyor.  Bu noktada ilk aklıma gelen her suç eyleminin neticede zihinsel bir rahatsızlığa indirgenerek normalleştirilebileceğidir, bir katil ya da hırsız da, zihinsel bir rahatsızlıktan hareketle bir katil ya da hırsız olmuş olabilir. Suç olarak görülen her eylem bir şekilde suç olmaktan çıkarılabiliyorsa, suç tanımının kendisiyle birlikte alınacak önlemlerin ve ceza sisteminin de tümüyle değişmesi gerekecektir. Bu da halının altına süpürdüğümüz etik temelli koca koca problemlerin yeniden karşımıza çıkması demektir, zira “normal”in (yerleşik alışkanlığın normal statüsünde değer kazanmasının) tanımını bile baştan yapmamız gerekecektir. Bu noktada Kilise’nin işi daha da zor olacaktır,  zira normali insanın doğuşundan itibaren “günah” ile tanımlayan bizzat Hıristiyan ama özellikle de Katolik teolojisidir.

İlk bakışta ilginç görünen şu: Yıllar boyunca Kilise başta Freud’un “Adem günah işleyemez, zihinsel sapmadan ötürü günaha itilmiş olabilir” şeklinde özetleyebileceğimiz söylemine karşı çıkarken, (bu konuda önerdiğim kitap: Bernard Ramm, Orijinal Günah. Günahın Teolojisi. Adem Yapmadıysa, Kim Yaptı? Freud’un Yanıtı Yeterli mi?, Çev. Levent Kınran, Haberci Yay., 2006) pedofili vakaları konusunda, Freud’la aynı düzleme gelerek “Pedofili din adamları suç işleyemez, zihinsel sapmadan ötürü suça itilmiş olabilir” diyerek ilgili eylemi “suç” olmaktan çıkarmaya çalışmaktadır. Oysa “doğuştan gelen günah” fikrini savunan Ramm’ın da söylediği gibi, klasik Kilise görüşü “insanlığın kökünde derin bir sorun olduğu” yönündedir, dolayısıyla Kilise’ye apaçık şekilde “günah / suç eylemi insanın doğasından kaynaklanıyor, pedofiliye de bu açıdan göz yumun” demesi daha yakışırdı ama yakışmayanı da yakıştırma huyu olduğundan, Kilise’deki “sapma”yı da şaşırtıcı bulmuyorum.

Tarih boyunca Kilise’nin yaşamsal konularda kendisini sosyal, siyasî ve kültürel evrimin akışına bırakma potansiyelini kötücül ve iradesiz bir oynaklığa değil, aksine ayakta kalabilmek için sergilediği yaşamsal bir reflekse yoruyorum. Nispeten anakronizme bulansam da İznik Konsili olmasaydı nice olurdu Kilise’nin hali, diye bir düşünün. On altıncı yüzyıldan itibaren yobaz Dominikenlerin etkisi nasıl adım adım kırıldı, bunu da düşünün. İrili ufaklı, yığınla örnek verilebilir Kilise’nin önce ak deyip de, sonra kara dediğine. Neticede Kilise dünyevî bir kurumdur ve ayakta kalabilmek için her yolu mübah görür, bunun İsa’nın Kilise’nin bile kabul ettiği asketik mesaja ne kadar ters olduğu da apaçık ortada. Neticede yeni Papa’yla birlikte artık din adamlarının evlenmesine izin verilebileceği de tartışılıyor, yani yeni koşullara ve egemen söyleme uygun bir çözüm de öneriliyor. Kilise yine kılıfını bulacaktır diye düşünüyorum, ister istemez, inananlar sağolsun.

Mağdurların temsilcisi olarak konuşan Barbara Dorries “bu bir hastalık olabilir, ancak neticede bir suçtur ve suç cezalandırılmalıdır” diyerek Kilise’nin bu büyük olayı örtbas etmeye çalıştığını dile getirmiş. Doğru ve haklı, neticede mağdur suçun doğasıyla değil, kendisiyle yaralanır.

2006 yapımı olan Deliver Us from Evil adlı belgeseli konuyu merak edenlere öneririm. Belgesel Oliver O’Grady isimli bir Katolik rahibin seneler boyunca çocukları taciz edip yakalandıktan sonra yaptıklarını itiraf edişini ve Kilise tarafından nasıl “korunduğunu/aklandığını” anlatıyor. Belgeselde bizzat O’Grady konuşuyor, mağdurlarla / aileleriyle birlikte söyleşiler yapılıyor ve konuyu araştıran insanların görüşlerine başvuruluyor.

Belgeselden ufak bir bölümle kapatayım:

addendum@ [20.3.2013]: Haberlere bakınca gördüm, bu yazıdan bir gün sonra kardinal yaptığı açıklamadan dolayı herkesten ama özellikle de mağdurlardan özür dilemiş. Bkz. Haber kaynağı. İki şekilde okunabilir, benim mantığımla: (1) Kardinalin özür dilemesi böyle önemli bir konuda fikir değiştirdiğini göstermiyor, sadece gelen tepkileri dindirmek istediğini düşünebiliriz. En azından herkes ona teşekkür etmeli, apaçık şekilde (Kilise’nin) görüşünü dile getirdiği için, böylece Kilise’nin bu konudaki fikrini bizzat kendisinden öğrenmiş olduk. (2) Yazıda bahsettiğim gibi Kilise ayakta kalabilmek için dünyaya geri adım atabildiğini bir kez daha göstermiş oldu, belki yarın öbür gün “pedofili günahtır” gibi bir açıklama bile yapılabilir. Her iki okumada da rahatsız edici bir şeyler var, bunun sorumlusu da bizzat Kilise’nin kendisi, kardinal kusura bakmasın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: