Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Democritus atomculuğuna “atomculuk” demesek mi?

Materyalizm (maddecilik) atomizme (=atomculuk) dayanır, bunu biliyoruz. Başka deyişle, maddeyi temel almak, esasında ondaki atomik yapıyı temel almak demektir. Monizmin Eskiçağ’daki en güçlü kalesi olan atomcu düşüncenin maddeciliğe böylesine temel oluşturması bir çırpıda (bir kerede) değil, üç basamakta gerçekleşmiştir:

İlk basamakta (Parmenides) yaratılmamış, yok olmayan, değişmeyen varlığın kabulü yatar; ikinci basamakta (Empedocles ve Anaxagoras) bu varlığın çekme ve itme (sevgi ve nefret) ile bir noktadan başka bir noktaya ve öncesizden sonrasıza doğru yani ebedî bir hareketle ilerlediği düşünülmüştür; son basamakta ise Abderalı Leucippus ve Democritus som ve maddî “atom” fikrini düşmesi ve hızı gibi konularda detaylarıyla sistematize ederek öğretiye son şeklini vermiş, Epicurus ise bu öğretiyi tanrıları intermundia’ya yerleştirip insanın özgür istencini kaçınılmazlık fikrini dayatan determinizmin zincirlerinden kurtarmaya çalışırken kullanmış ve her şeyin yaratımını clinamen yani atomların sapması düşüncesiyle açıklamıştır.

Peki çok kısa bir şekilde özetlediğim bu maddeci düşüncenin temelinde yer  alan şey atomsa, niçin bu düşünceye adını veremesin? Başlıktaki retorik soru Democritus fragmanlarından hareketle bir şüphe doğurmak istiyor. Niçin bu düşünceye “atomcu” demeyelim? Cevabı basit: Democritus dememiş. Açımlayayım:

Yaşamına ve görüşlerine ilişkin Eskiçağ’da ne söylenmişse günümüze aktaran fragmanları da gösteriyor ki, Democritus “kesilemez, bölünemez” anlamındaki ἄτοµος sıfatını (ἀ [olumsuz-yapıcı ek] + -τοµος [kesilebilir]) neutrum / cinsiz τἀ ἄτοµἀ’da yani σώµατα (bölünemez cisimler) anlamında kullanır (68 B 9). (Fragman kaynağım: Diels / Kranz) Peki, burada Democritus’un vurgusu söz konusu şeyin bölünemezliğine midir, yoksa o şeyin yaratılışı / oluşu meydana getiren hareketi de dahil olmak üzere tüm niteliklerinin toplamına mıdır? Şüphe dozunu arttıralım: Tüm niteliklerin toplamına ne denir? Örneğin bir insanın tüm niteliklerinin toplamı nedir? Kendisi ya da doğası   / karakteri değil midir? İşte Democritus da başka bir fragmanda bizim atom (ἄτοµος) dediğimiz şeye (her deyişimizde de “bölünemez olan şey”, kast ettiğimizi düşünün) ϕύσις diyor yani “doğa” (68 B 168). Bir ışık yandı mı, şimdi?

Yunancadaki ϕύσις Latincedeki karşılığı olan natura ve Türkçedeki karşılığı olan doğa gibi neticede doğmak / doğum (Lat. nasci) ile alakalıdır, dolayısıyla Democritus aslında bizim “bölünemez olan şey” dediğimiz şeye “doğa” dediğinde her şeyi doğuran aslî unsurun maddî bir varlık olduğunu göstermeye çalışıyordu. Bölünemezlik o şeyin yani doğumdaki aslî unsurun “karakterini meydana getiren” diğer nitelikleri gibi bir niteliğidir, aslî niteliği değildir. Bunu Leucippusçu / Democritusçu öğretiye karşı çıkan Aristoteles’in günümüze ulaşmayan ancak Aristoteles yorumcusu olan Simplicius tarafından kısmen alıntılanan bir yorumundaki (=68 A 37) betimleme yazısı da kanıtlar. Aşağıda çevirisini sunacağım bu metin daha önce Türkçeye çevrildi mi bilmiyorum, en azından ben karşılaşmadım, eğer çevrilmemişse ilk defa çevrilmiş olacak:

…Democritus ebedî olanın doğasında sayıca sınırsız küçük tözler bulunduğunu düşünüyor, sonra bunlara bir şey daha ekliyor: Büyüklük bakımından sınırsız olan uzay. Uzayı “boşluk”, “hiçlik” ve “sonsuzluk” isimleriyle anıyor, tözlerin her birine ise “şey”, “kütleli” ve “varlık” diyor. Democritus’a göre tözler o kadar küçükmüş ki, onları kavrayamazmışız. Her tür şekli, her tür biçimi ve farklı büyüklüğü atfedebilirmişiz onlara. Democritus <Presokratiklerin> elementler<in>de olduğu gibi, bu tözlerden görünebilir ve kavranabilir kütleleri oluşturuyor ve bir araya getiriyor. Bahsettiğimiz benzemezlikten ve diğer farklılıklardan ötürü boşlukta çatışıyor ve taşınıyorlarmış; rotalarında birbirlerine çarpıyor ve bir bağla birbirlerine geçiyorlarmış; birbirlerine temas ediyor ve bitişik hale geliyorlarmış ancak kendileri dışında tek bir doğa bile yaratamıyorlarmış, zira iki ya da daha fazla şeyin bir şey olduğunu düşünmek saçmaymış ona göre. Tözlerin bir noktaya kadar bir arada durmasının nedenini Democritus cisimlerin sıçramaları ve kenetlenmeleriyle açıklıyor, bu anlayışa göre, bazı cisimler çeşitkenarlı, bazısı oyuk, bazısı kancalı, bazı içbükeymiş, bu yüzden birbirlerinden oldukça farklılarmış. Dahası yine bu yüzden Democritus bu cisimlerin daha güçlü bir zorunluluk çevreden üzerlerine binene ve onları sarsıp etrafa dağıtana dek bir süre bir arada kaldıklarını düşünüyor. (=68 A 37)

Simplicius’un aktarımında da görüldüğü gibi Aristoteles atom dediğimiz töze “şey” (δέν), “kütleli” (ναστόν) ve “varlık” (όν) diyor. Aristoteles’in günümüze kadar gelen eserlerinde de bu tözleri  “tam” anlamında πλήρης ve katı anlamında στερεόν isimleriyle anması ya da betimlemesi (Metafizik 985b4-22 = 67 A 6) bu tözlerin “bölünemezlik” dışındaki niteliklerine de vurgu yapılabileceğini gösteriyor. Ancak Democritus’un isimlendirmesiyle ilgili apaçık delil az yukarıda bahsettiğim 68 A 37’deki üç isimdir.

Peki, diğer nitelikler yanında bu ἄτοµος’luk (bölünemezlik) durumuna ilk kim vurgu yaptı? Ya da ne diyeceğiz? Alternatif isimlendirmeler var mı? Maddecilik mi demeliyiz yoksa? Bunlar da belki bir ödev konusu olabilir, belki sonra buna da bakarız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: