Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

Niçin Cato Socrates’i düşman belledi?

“Faşist faşisti iyi anlar” diye bir söz uydurmuştum fi tarihinde, çıkış noktam şuydu:

Faşistin faşistle çatışabilmesi için temel gerekçe birbirini yok etmek istemeleriyken, ikisinin de çıkış noktası ve muhakeme yolu aynıdır, sadece nesneleri ve doğal olarak kendi öznel kimlikleri farklıdır. Bir noktadan hareketlenip çapraza doğru giden, dolayısıyla kocaman bir V oluşturan ikili gibidir iki faşist. Y de olabilir elbette. (Bkz. Littera Pythagorae ya da Pythagoras Harfi: Y) Birbirlerini öldürebilecekken, birbirlerinden o kadar ayrılırlar aslında, itin iti ısırmaması gibi, beri yandan denebilir ki, çılgına döndüklerinde birbirlerini ısırmamaları için hiçbir neden yoktur. İki zıt faşistin arasında böyle ihtiraslı bir aşk vardır. Davalarının gereksiz olduğunu anlayana dek, birbirlerini yaşatmaya çalışırlar, aşıkların yaptığı da biraz böyle bir şey değil midir? Dünyevî dava(cı)ların kaçınılmaz kaderinden söz ediyorum. Attila İlhan dizeleri geldi aklıma (Semplon Treni‘nden, Yasak Sevişmek): bir biz uyumuyorduk bütün kompartımanda / öbürleri her biri bir başka dilden uyumuştu.

Devlet odaklı yani devletin bekasına odaklanmış olan bir birey için, ki kendisine ne kadar birey denebilirse, başka bir devletin aynı odağa sahip bir bireyi arasında da böyle bir ilişki vardır. “Devletçi de devletçiyi iyi anlar.” Bunun güzel bir örneğini Roma’da görüyoruz.

Biliyorsunuz, Socrates kamuya zararlı bir kişilikti, Yunan nizamı, erki onu gençlerin aklını karıştırmakla ve dinsizliği savunmakla suçlamış, zehir içmeye zorlamıştı. Tarih İ.Ö. 300’lerin başıydı, yer ise Atina. Devletin nizamı için aykırı bir tipti Socrates, tehlikeliydi, dolayısıyla ortadan kaldırılmalıydı. 250 yıl kadar sonra Roma’da kendisine “devletçi” dememizin bile yetersiz kalacağı ve devlete sırf Roma’nın devleti olduğu için, Romalılığa ve onu o yapan her şeye tutkun olduğu için isminin başına sıklıkla “mukaddesatçı” sıfatını eklediğim Marcus Cato Socrates’in hak yere öldürüldüğünü söyler. Açımlayalım.

Cato’nun Roma’ya duyduğu sevgi, onun yaşadığı dönemde Roma entelektüellerini etkileyen baskın nitelikli Yunan kültürünü ve dilini iyi bir şekilde bilmesine rağmen Yunanî ne varsa nefret etmesini gerektirmiştir. Cato’nun gözünde Yunan kültürünün cazibesinin artması, onu kaçınılmaz olarak Roma kültürünün bir rakibi kılar. Dönemin entelektüel bir gereği olarak Yunancayı ve Yunan kültürünü öğrenen Cato’nun yine de Roma kültürünü ve dilini yüceltme gereğini hissetmesini en iyi anlatan aktarımlardan biri Plutarchus’a aittir, yazar der ki,

“Yunan sözcükleri dudaklarından dökülüyordu Cato’nun, Latince sözcükler ise kalbinden.”[1]

Cato Yunan kültürünü ve dilini adeta “bilinmesi ve kendisine karşı tetikte olunması gereken büyük bir tehlike” olarak görüyordu, kendisinden çok sonra yaşamış olan Yaşlı Plinius Naturalis Historia 29.13’te Cato’nun şu sözlerini aktarır:

Onlarınkisi ne değersiz ve budala bir ırk, bir kâhinin şöyle dediğini anımsa: Ne zamanki, bu ırk kendi edebiyatını <bize> verecek, işte o zaman her şeyi bozacak, kendi doktorlarını <bize> yolladıklarında ise daha fazlası olacak. Onlar ki, tüm barbarları ilaçlarıyla öldüreceklerine dair yemin etmişler, bunu da bir bedel karşılığı yapıyorlar, onlara öyle güveniliyor ki, kolayca yok edebiliyorlar. Onlar bize de barbar diyor ve bizi Opici ismindeki diğerlerine göre daha rezil bir şekilde bozuyorlar. Sana bu doktorlarla ilgili yasak koydum.[2]

Burada Cato’nun Yunanlara olan nefreti açıkça görülüyor, dahası Cato nasıl ki dönemin süper güçlerinden olup dolayısıyla Roma’ya rakip olan Kartaca’nın yıkılmasını istiyorsa, aynı şekilde tüm Yunanların Italia’dan kovulması gerektiğini de söylüyordu.[3] Bununla birlikte, yukarıda da söylediğim gibi, Cato dönemin entelektüelleri için Yunancayı ve Yunan kültürünü bilmenin önemli olduğunu biliyordu.

Nefretinin sadece Cato’nun yaşadığı dönemdeki Yunanlara dönük olduğunu düşünenler de vardır, örneğin Cato daha önceki dönemde yaşamış olan Yunan liderler Epaminondas, Pericles ve Themistocles’i övüyordu. Dahası Origines’in başında Italia’daki Aborigines kavminin Yunanlardan geldiğini, Italia’daki Tibur kentinin Yunanlar tarafından kurulduğunu ve Sabini kavminin bazı adetlerinin Sparta’dan geldiğini söylüyordu.[4] Anlaşılan o ki, Cato’nun Yunan kültürüne karşı seçmeci bir tavır takınarak bu kültürü geçmiş ve bugün diye ayırıp, ilkindeki doğru örnekleri kabullenmiş, ikincisini ise kendi kültüründen üstün görmeyip aksine hastalıklı ve bozucu görüp reddetmiştir.

Cato’nun “Roma kültürünün bozulabileceği” yönündeki korkusunu senatoryal sınıfa dahil olup siyasî ve askerî mekanizma için yetiştirilecek olan gençlerin eğitimiyle ve dolayısıyla devletin bekasıyla ilgili olduğunu dile getirir. Buna göre ileride devlette görev alacak olan kişiler geleneksel Roma erdemleriyle, örneğin cesaret, dürüstlük, bağlılık, sarsılmazlık ve adalet gibi değerleri benimseyerek yetişmeli, buna karşın –Cato da dahil olmak üzere- Romalı muhafazakârların Yunanlarla ve diğer doğulu kavimlerle ilişkilendirdiği açgözlülük, yalancılık, gösteriş, aşırılık ve cinsel sapkınlık gibi kötülüklerden uzak durmalıdır. Yunan felsefesi de bu kötülüklerin kaynağıdır ona göre, (Plutarchus’un aktarımıyla söylersek) Roma’ya gelen Yunan filozofları geldikleri yere geri dönmeli ve Yunan gençliğini zehirlemeli, Romalı gençler daha önce yaptıkları gibi yasaları ve devlet adamlarını dinlemeli.[5] Plutarchus aynı yerde Cato’nun Socrates’i de eleştirdiğini söyler, ona göre Socrates kentin ahlakını bozmuş, yasalara karşı gelmiş ve vatandaşların davranışlarını değiştirmiştir. Dahasını da söyler Cato, ona göre Socrates ülkesinin tiranı olmak istemiştir. (Bu kısmın [23.1] İngilizcesini şuradan okuyabilirsiniz: http://goo.gl/cu8vy)

Abartılı bir nefret mi? Devletin bekasını odak noktasına alan herkes Socrates’i zehir içmeye zorlayan Yunan idaresiyle aynı çizgide buluşur, tıpkı Cato gibi. Cato’nun bu tavrı sadece onun değil, yaşadığı dönemin genel bir niteliğiydi.[6] Romalılar Yunanları silah gücüyle yenmiş olmasına rağmen, kültür ve özellikle de edebiyat bakımından onların esiri olmuş, Cato’nun korktuğu gerçekleşmişti. Cato’dan neredeyse bir yüzyıl kadar sonra doğmuş olan şair Horatius’un bir mektubunda (2.1.156) dediği gibi, “mağlup Yunanistan fatihini ele geçirmişti.” (Graecia capta ferum victorem cepit.)

Demem o ki, akan suyun önünde kimse duramaz, “devlet ölmez, millet ölmez… milletin azmi önündeki taş duvarı deler geçer.” Socrates taş duvardı, sadece devlet değil, halk da delip geçilmesini istiyordu, bu yüzden zehir içmeye mahkum edildiğine kimse şaşırmadı.


[1] Plutarchus, Marcus Cato 12.5.

[2] Plinius, Naturalis Historia 29.13: “nequissimum et indocile genus illorum, et hoc puta vatem dixisse: quandoque ista gens suas litteras dabit, omnia conrumpet, tum etiam magis, si medicos suos hoc mittet. iurarunt inter se barbaros necare omnes medicina, sed hoc ipsum mercede faciunt, ut fides iis sit et facile disperdant. nos quoque dictitant barbaros et spurcius nos quam alios Οπικων appellatione foedant. interdixi tibi de medicis.”

[3] Plinius, Naturalis Historia 7.113.

[4] HRR frag. 6.56.50.

[5] Marcus Cato 23.1.

[6] Jan H. Blits, Telling, Turning Moments in the Classical Political World, Lexington Books, 2011, s.156.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 01/10/2012 by in Eskiçağ üzerine, Felsefe - bilim, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: