Dr. C. Cengiz Çevik (Klasik Filolog) – Blog

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümü, Dr.

İnternet ve basın özgürlüğü meselesi (William F. Fox söyleşisinden hareketle)

Amerikalı Prof. William F. Fox Penn State University ile Yeditepe Üniversitesi hukuk fakülteleri arasında ortaklaşa düzenlenen yaz dönemi hukuk eğitimi seminerlerine konuk öğretim üyesi olarak Türkiye’ye gelmiş (resmî site için bkz. http://law.psu.edu/) ve kendisiyle bugünkü Cumhuriyet’te yayınlanan bir söyleşi yapılmış.

Fox özellikle de, bizde ara sıra “övgüyle” bahsedilen (ancak sermaye-borsa-siyaset ilişkisine bağlı olarak tuhaf manipülasyonların da içinde bulunduğu açıkça bilinen) Amerika’daki basın ve internet özgürlüğü meselesine değinmiş. Cumhuriyet Gazetesinin soruları kapalı bir şekilde “bak hukuk hocası böyle diyor, bizdeki yasakçılar ders alsın” mesajını içeriyor elbette (bkz. ad verecundiam), ben olsam ben de böyle bir niyet içinde olabilirdim, zira özellikle de siyasetçilerin ya da hasbelkader bir popüler kimliğe sahip olabilmiş insanların bilhassa sanal alemde kendileriyle ilgili yapılan yorumlara çoğun katlanamadığı bir ülke burası.Herhangi bir insanın, herhangi bir konuda herhangi bir şeyi düşünüp, onu dile getirebileceği çok tuhaf bir şeymiş gibi düşünülüyor. Oysa adlî delil ya da resmî tespit olmaksızın yapılmış suçlamalar hariç, herhangi biri hakkında herhangi bir fikrin özgürce dile getirilebiliyor olması gerekir, ki internet temelde bu anlayışa dayanır.

Nitekim (çocuk-sevicilik, çocuk pornosu, pedofili gibi uç örnekler dışında) evrensel kabul edilmiş bir fikir kısıtlaması mantığı geçerli olamıyor (bu çeşitlilikte uygulanması da mümkün görünmüyor), internet kullanıcıları yöresel kalan etik ya da dinî (veyahut bazen hukukî) baskılarla bezdirilmek istendiğinde reaksiyon çoğun baskılanan ilk fikir beyanından daha büyük oluyor. Reaksiyon sanaldan gerçeğe bire bir yansımasa da, en azından yasakçı ve baskıcı olan siyasetçiler ya da nüfuzlu kişiler ile şöhretini internette ne pahasına olursa olsun savunmaya girişmiş olan aynı derecede yasakçı ve baskıcı olan kişiler toplumun internet kullanan bireyleri önünde maskara olabiliyor, ki bu onlara verilebilecek en büyük ceza olarak da görülebilir. Dolayısıyla internette kendisiyle ilgili yapılan her yoruma “atarlanan” herkes baskıcı ve yasakçı imajın, günümüzde çıkarılması en zor lekelerden biri olduğunu da göz önünde tutsun.

Prof. William F. Fox’un söyleşisinden bazı bölümleri paylaşmak istiyorum:

ABD Anayasası’na First Amendment’la (ABD Anayasası’na Eklenen Haklar Kanunu maddesi) mı basın ve ifade özgürlüğü hükümleri eklenmişti?

W.F.- Evet. Dolayısıyla bizde 200 yıllık bir basın ve ifade özgürlüğü geleneği var. Ayrıca ABD Federal Anayasası dışında her eyaletin de kendi anayasası var. Bu eyalet anayasalarında da basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili maddeler bulunuyor. Bu kamuoyuna çok güçlü bir mesajdır.

Önceki ABD başkanlarından Richard Nixon’ın görevden alınmasına neden olan Watergate skandalı vardı. O dönemde ABD Yüksek Mahkemesi, hiçbir mahkeme kararıyla bir gazetenin bir haber yayımlamasının yasaklanamayacağına hükmetmişti. Haber yayımlandıktan sonra, iftira, hakaret gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ama bu, yayından sonra ele alınacak hususlardır. Ama ABD’de hiçbir haberin yayını durdurulamaz. Haber, hükümet ya da mahkeme müdahalesi olmadan gazetede önce yayımlanır. ABD’de bunun anlamı şudur: Bir hükümet hiçbir zaman bir gazeteye baskı yapamaz. Amerikalıların hepsi bu durumdan memnun olmayabilir. Size bazı örnekler vermek istiyorum. Son savaşlarda ölen Amerikalı askerlerin cenazelerine giden kimi kişiler çok çirkin sayılabilecek gösteriler yapıyor, pankartlar taşıyorlar. Bu pankartlardan birisinde şu ibare yazılıydı: “Tanrım, bu ölen Amerikalı askerler için sana şükürler olsun.”

Kimileri bu tür gösterilere isyan ettiler ve bunların yasaklanmasını istediler. Ama ABD Yüksek Mahkemesi bu gösterilerin de ifade özgürlüğü kapsamına girmesi nedeniyle yasaklanamayacakları kararını aldı. Özetle, ABD’de ifade özgürlüğüne o kadar önem veriliyor ki hukuk bu gösterilere de göz yumabiliyor.

– Yani başkanlar, bakanlar yayınlarını beğenmedikleri basın ve medya organlarına hiçbir biçimde müdahale ya da onları tehdit edemiyorlar mı?

W.F.- Hiçbir şekilde… İstediğiniz haberi yayımlar, istediğinizi söylersiniz. Bu sizin hakkınızdır. Ama bunun tersi uygulamaların olduğu pek çok ülke biliyorum. Oralara da gittim zaten. O ülkelerin insanlarının hiç de mutlu olmadıklarını gözlerimle gördüm. Basın özgürlüğü o kadar önemlidir ki her şeyin üstünde tutulmalıdır. ABD Anayasası’na göre en önemli hak ve özgürlük oy verme hakkıdır. Ama onun hemen ardından ifade, basın özgürlüğü gelir.

– Peki, ABD’de gazeteciler yazdıkları haberler, kitaplar, söyledikleri sözler yüzünden uzun yıllar tutuklu kalır, hapis cezalarına çarptırılabilirler mi?

W.F.- Kesinlikle hayır. Ama bazı davalarda özel durumlar oldu. Kimi gazeteciler mahkemeye hakaret ya da saygısızlıktan mahkûm oldular. Örneğin, bazı gazeteciler Irak Savaşı sırasında yazdıkları haberlerin kaynağını, mahkeme heyetinin talebine rağmen açıklamayı reddettiler. Ancak bu tür mahkûmiyetler ABD’de çok ender olur.

Çoğu kez mahkemeler bu tür yolları seçmezler. Ancak ağır ceza mahkemelerinde heyet, haberin kaynağının açıklanmasının dava için önemli olduğu kanısına varırsa bu uygulamaya gider. Çoğu kez de gazeteci davayı kazanır. Çünkü gazetecinin kaynağını açıklamama hakkı da bulunmaktadır.

– Peki, aynı uygulamalar elektronik medya ve internet gazeteciliği için de geçerli mi?

W.F.- Evet. Ne yazık ki öyle. Çünkü elektronik medya ve internet gazeteciliğinde kimi zaman çok çirkin işler yapılıyor. Saçma sapan, akıl dışı yazılar yazılıyor. Ama yine orada da hiçbir şekilde hükümet müdahalesi olmuyor.

Çünkü bütün o yazılanlar ifade ve basın özgürlüğü kapsamında değerlendiriliyor. Sıklıkla Cumhuriyet gazetesine bakıyorum. İnternet sitesinde kimi muhabirleriniz ve yazarlarınızın bloglar yazdığını görüyorum.

ABD’de de hemen hemen herkes blog yazıyor, kendini gazeteci gibi görüyor. Hemen hemen her olay üzerinde fikir yürütüyor, video çekimi yapıyorlar. Belki de bu durum geleceğin koşullarının daha iyi olmasını sağlayacak. Ancak insanlar sorumlu davranmalıdır.

Öte yandan, gazeteciliğe dönecek olursak, gazeteci profesyonelce davranmalıdır. Yine de ABD’de gazeteciye müdahalenin hiçbir şekilde doğru olmadığına inanıyoruz. Gazeteciden hesap sorulmaz mantığıyla hareket ederiz. Ama Türkiye’de durumun böyle olmadığını biliyorum.

– Wall Street Journal gazetesinde, bir Pentagon yetkilisi kaynak gösterilerek Suriye tarafından düşürüldüğü söylenen Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-4 keşif uçağının uluslararası değil, Suriye hava sahası içinde düştüğü haberine bizim Başbakan’ın, “Bu şerefsiz bir gazete” biçiminde tepki göstermesini nasıl karşıladınız?

W.F.- Gazete haberi yanlış bilgilerle yapmış olabilir. ABD’de başka bir yayın organı da o haberin tam tersi bir haber yayımlar. Ama bir hükümet yetkilisi kalkıp da ilk haberi yayımlayan gazeteye verip veriştirmez. Bizde böyle bir anlayış yok.

Bir devlet adamı olarak bir haberi beğenmeyebilirsiniz. Ama böyle bir tepki de göstermezsiniz. Biz özgür basın oluşmasının bedelini böyle öderiz. Hata yapmayan ama özgür olmayan bir basın yerine hatalar da yapsa özgür olan bir basını kat kat tercih ederim.

Bakın, ben ABD’de kırk yıldır avukatlık yapıyorum. Bizim için medya, basın çok önemli. Özgür basın olmadan ABD’nin nasıl bir ülke haline gelebileceğini düşünmek bile istemiyorum. Bir süre Endonezya’da yaşamıştım. O dönem Cumhurbaşkanı Suharto’ydu. Ülkede özgür basın diye bir şey yoktu. Zaman zaman gazete bayiine yabancı dergi almaya giderdim. Bu dergilerde hükümetin anlayışına uymayan yazı ve haberler kesilmiş olur, dergi ancak o “zararlı” haber ve yazılardan ayıklandıktan sonra satışa sunulurdu. Türkiye’de en azından böyle bir uygulama yok. Burada basın ve ifade özgürlüğüyle ilgili sorunlar olduğunu biliyoruz. Hiç olmazsa Cumhuriyet gibi özgürce yayın yapan gazeteler hayatta.

– İyi de, sizce yazılmış bir kitap basılmadan yasaklanabilir, yazarı hapse atılabilir mi?

W.F.- Böyle şey kabul edilemez. Ama burada Ahmet Şık isimli gazetecinin başına böyle bir olay geldiğini biliyorum. ABD Yüksek Mahkemesi kararıyla bu tür uygulamalar benim ülkemde yapılamaz.

Bakın, bir kitap yayımlandıktan sonra içinde hakaret ya da iftira içeren unsurlar olduğu saptandığında birtakım sorunlar çıkabilir. Ama yayımdan önce kitabın yasaklanması söz konusu bile değildir.

Bazı durumlarda ABD’de yönetimler bazı bilgileri örtbas etme yoluna gidebilirler. Ben bir hukukçu olarak “Kamuoyunun Bilgilenme Özgürlüğü Yasası” çerçevesinde bazı çalışmalar yapmıştım. Herhangi bir kimse bir yönetimden bilgi, kayıt, enformasyon isteme hakkına sahiptir. Çoğu kez yönetimler bu isteklere uyarlar. Ama zaman zaman uymadıklarında da, yönetimin zorla da olsa bilgilendirmesini sağlamak için dava açma hakkına sahipsinizdir. Bu da ABD’de yasayla korunmuş çok önemli bir haktır. Bu yasayla yönetim birtakım bilgileri gizlemekte çok zorlanır. Sanıyorum, bizim yönetimler ve sistemin bu kadar başarılı olmasının nedeni de budur. (Cumhuriyet, s.10, 29.7.2012; Söyleşiyi yapan: Leyla Tavşanoğlu)

Söyleşinin tamamı için bkz. https://docs.google.com/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: