C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Prometheus

Bugün Melikeylen Prometheus’u izledik. Her şeyden önce diyebilirim ki, filmi Alien fenomeninden ötürü merak edenler, mümkünse filmi izlemeden önce hakkında yapılmış olan yorumlara bakmasın, zira Alien’la ilgili hisleriniz ve tecrübeleriniz filmi izleyip yorumlayan başka Aliencıların hislerine ve tecrübelerine yem edilmemeli, onlar size ait, sizinle bütünleşik, hatta sizin uydurmanız. Herkes kendi Alien yolunu çizer, kimi Ellen Ripley ile evladı konumdaki Alien’ın romantik sci-fi öyküsüyle özdeşleşir, kimisi (çizgi roman geçmişi bir yana) tarihsel perspektif sunan sonraki Predator’lu  anlatımları tercih eder. Bunlara alternatif olabilecek Aliencı olma öykülerinden de, gerekçelerinden de söz edilebilir. Neticede sizin Alien yolunuz, sizin yolunuzdur, hislerinizin ve beklentilerinizin manipülasyona uğramasına neden olmayın.

Dolayısıyla Aliencı olduğunuz halde Prometheus’u izlemediyseniz, bu yazı dahil olmak üzere hiçbir yazıyı okumayın, aklınız karışmasın. Bu yazı filmi izlemiş olanlara dönük, Alienla ilgili birtakım kişisel ve içsel hezayanlar içermektedir.

Ben yukarıda bahsettiğim iki yoldan ikincisine sapmış olanlardanım, Alien öyküsüne tarihsel perspektif eklemlenmesini kendimce anlamlı buluyorum. Hal böyle olunca, esasında Alien’ı değil Predator öyküsünü öne çıkarmış oluyorum, zira Alien serisinin Predatorsuz kısmına vur – kır – ısır – parçala – dölle – pekmezini akıt’tan öteye gitmeyen bir öykü egemen: herhangi bir zaman noktasında, uzayın herhangi bir yerindeki herhangi bir uzay gemisinin içindeki kovalamacalı sahneler en fazla ne kadar ilgi çekici olabilir ve niçin?

Açıkçası Alien’ları Predator’ler için basit birer av nesnesine dönüştürmek akıllıca bir iştir, zira anlamsızca canlı kovalama işini yürüten Alien’lara bundan öte bir anlam yüklemek yersizdir. Oysa yeryüzündeki hayvandan-bozma insanlara bina yapmayı ve medeniyeti öğreten üstün, akıllı ama çirkin Predator’lerin bu tanrısal manipülasyonu meraklısına, bilinmedik olmayan alternatif bir tarih anlatısıyla, gerekli aksiyonu veren bir malzemedir. Alien’ları (yaratıp?) geliştirip dağıtanın Predator’ler olduğu fikri, haliyle iki yaratık türünden birini yaratan (geliştiren), diğerini ise yaratılan (geliştirilen) kılar; yukarıda da kısaca değindiğim gibi, Alien’ların kökenini bu şekilde açıklamak, yeryüzündeki insan varlığının kökenini de açıklamak anlamına gelir, “insanlar Predator’ler tarafından medenîleşmiştir.”

Prometheus ise bambaşka bir hikâye sunuyormuş gibi başlıyor.

Gerçi gelecekte, bilmemkaçyıl uyutulan mürettebatın belli hedefe varılınca uyandırılması öyküsü Alien’dan tanıdık olduğumuz bir olgu. Prometheus’ta Alien’ın tarihsel arka-planına yolculuk yapıyoruz ve Predatorsuz öyküdeki amaçsız Alien imajının yerini, -filmin sonunda- insanoğlunu kısmen de olsa “kendi suretinde” yaratan “mühendis” uzaylıların (titanların?) kendi yarattıkları ve insanoğlunu yok etmede kullanmak istedikleri başka bir yaratık türünün bizzat bu “mühendis” yaratıcılardan birine saldırması sonucu oluşmuş bir Alien imajı alıyor. Daha toparlayarak söylersem, Prometheus bize Alien’ın primitif atasının insanoğlunu yaratan tanrısal mühendisler tarafından yaratıldığını ama bu yaratığın bizzat yaratıcı mühendislerle bütünleşip (çiftleşip) yeni yani bizim Alien diye bildiğimiz yaratık türünü meydana getirdiğini söylüyor.

Film Alien öyküsüne tarihsel perspektif kazandırırken, yukarıda da vurguladığım gibi, insanoğlunun geçmişini ve var oluşunu sorgulama arzusu üzerinden insanoğlunun tarihsel arka-planına da değiniyor. Prometheus Alien’ın doğuşu üzerinden yeni bir mitoloji yaratıyor ve adeta Ridley Scott Hesiodos’un Theogonia’sı gibi “tanrılar alemine giriş”i sunuyor (ayrıca bkz.). Filmin başında var oluşunu inançla arayan ve kendisini yaratan mühendislerle tanışıp, onlardan “hakikati” öğrenmek isteyen Elizabeth Shaw bir ara inancını yitirip yaşadığımız yerin tıpkısı olan yeni-dünyada hiçbir hakikatin olmadığını dile getirse de, daha sonradan artık kaybedecek hiçbir şeyi kalmayınca, kafa-David’le birlikte mühendis tanrıların peşinden giderek inancını tazelemiş oluyor. (İnancının gidip gelmesi sırasında boynundaki haçını çıkarıp takması da ayrı bir klişe olarak değerlendirilebilir.)

Filmle ilgili çok şey söylenebilir, örneğin Alien’ın oluşumu öyküsünün Yahudi-Hıristiyan gelenekteki Nephilim’lerin insanlarla çiftleştiğine ilişkin uydurulan öyküyle olan benzerliği ya da Yunan mitolojisine göre topraktan insanın hamurunu karan Prometheus’un (ya da İbrahim’in Tanrı’sının) başından beri insan sevgisiyle dolu olmadığı, -filmde de geçtiği üzere- salt “yaratabiliyor olduğunu göstermek için yarattığı” ve istediği zaman onu ortadan kaldırabileceği konusu tartışılabilir. Geleneksel aktarımlarla daha birçok bağlantı kurulabilir ancak bunun için yeterli motivasyonum ve zamanım yok.

Meraklısı izlesin derim, zaten bir insan bir şeyin meraklısıysa, “meraklısı izlesin” uyarısına bile ihtiyaç duymaz, gider, merakının gereğini yerine getirir. Biz de öyle yaptık.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 05/06/2012 by in Başka birtakım hassasiyetler, Eskiçağ üzerine, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: