C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Sivil toplum ama ne için?

Christopher Chantrill, American Thinker’da “Riots and Civil Society” başlıklı bir yazı kaleme almış ve Londra / merkezî Avrupa temelli bir sivil toplum anlayışını gerek kendi okumaları gerekse referanslarıyla ortaya koymaya çalışmış.

İlkin Peggy Noonon’ın “Après le Déluge, What?” başlıklı yazısından hareketlenmiş ve Noonon’ın “Londra’daki isyan başladığında hükümetin yapabileceği en iyi şeyin sokakları kontrol etmek, yasaları işletmek (zorlamak) ve barışı temin etmek olduğu” yönündeki görüşünü tekrarlayıp “yani?” diye sormuş. Chantrill özetle “otoriter devlet saadetinin çöküşü”ne karşılık muhafazakâr çözümün programlardan, birimlerden ve “sivil toplum” algısından mürekkep olduğunu bildirmiş. Bu muhafazakâr yaklaşımın örnekleriyse Edmund Burke’ü ve onun “küçük gruplar/müfrezeler” (little platoon) anlayışını, birey ile devlet arasındaki kilise gibi toplaşma imkânı veren cemaat organizasyonlarını düşündürür elbette.

Chantrill’in hatırlattığı bu yaklaşım bana bizdeki benzer isyana ya da devletin / toplumun dağılmasına dönük “muhafazakâr çözüm önerileri”ni hatırlattı. Türkiye’de de ayrı ayrı kümelenmiş ve her kümenin kendi içinde sarmallar şeklinde “kendine has” hiyerarşi, kurallar silsilesi, ritüeller ve yaşam tarzı anlayışı yaratmış olduğu cemaat gruplarının, benzer bir toplum huzurunu muhafaza etme görevi üstlenmesi kaçınılmaz olmuştur. Bu görev üstlenişteki işlevselliği ya da “üzerine vazifeliği” tartışmanın sonraki boyutudur. Burada önemli olan (beni ilgilendiren) toplumda yukarıda bahsettiğim türden kendi içinde kendine has bir yaşam tarzını dayatan her cemaatin (cemaatleşmiş her grubun) en nihayetinde azınlıklar ve azınlık hakları konusunda muhakkak “kapalı toplum” idealini benimseyeceği / yaşama getirmeye çalışacağıdır. (Bu yazıda “sivil toplum”un, idealize edildiği ölçüde (ki aşağıda, bir görüşün ona biçtiği kurallardan bahsedeceğim) insan ya da toplum doğası gereği mümkün olup olmadığı konusuna değinmeyeceğim, onun yine “idealize edildiği ölçüde” olabileceğini kabul ederek düşüncemi paylaşacağım.)

Bu kaçınılmaz bir sonuçtur. Burke’ün “little platoon”u bir müfrezedir aslında, aynı ideal ve aynı amaçlar doğrultusunda bir araya getirilmiş askerlerdir siviller, cemaat üyeleri; bu minvalde yetiştirilir ve gelecek nesillerin kontrolü de, yine bu yolla sağlanmaya ya da elden kaçırılmamaya çalışılır. Farklı görüş ve yaşam tarzı benimsemiş farklı inançtaki cemaatlerin toplum sathına yayıldığı ve her sivil örgütlenmenin sesini özgürce çıkarabildiği “açık toplum”da cemaatler arası dengeden bir birliktelik ve haddini, hududunu bilme bilinci gelişebilir.

Ancak farklı cemaat gruplarının müşterek yapısı, devleti ve toplumu oluşturan tek bir inanç ya da düşünceye güdümlü olduğunda, sadece detayda ayrılıklar yaşandığında, -Türkiye’de olduğu gibi- artık azınlığın (azınlık isteklerinin) ya da yaşam tarzı cemaatinkinin dışında seyreden tek tek vatandaşların (neden “birey” değil de “vatandaş” dediğimi aşağıda göreceksiniz) eylemleri ve eğilimleri (“şort giyen kızın dövülmesi”, “otobüste sarılan çiftlerin tepki çekmesi”, “oruç vakti yiyip içenlerin itilip kakılması” vs.) doğal bir şekilde ortadan kaldırılası görülebilir ve “sivil” olduğu söylenen toplum, cemaatleşmeye mecbur olan muhafaza kültünün üstün yetenekli siyasî temsilcileri eliyle üstü örtük bir garnizona dönüşebilir. Oysa “sivillik”ten kasıt “vatandaşlık”tır ve azınlık ya da aykırı tipler de “vatandaş” oldukları sürece, üstü örtük olan bu garnizonun muhafaza kültünü dışlama hakkına sahiptir. Örneğin sadece şunu sorma hakkına bile sahiptir: Ümraniye’nin merkezine neden büyük bir Ramazan standı kuruluyor ve gün/akşam boyu Ramazan’la ilgili telkinler de bulunuluyor? Bu Ümraniye halkının yüzde kaçına hitap eden bir “dinî” ya da “siyasî” uygulamadır? Yüzde yüz olduğunu kimse iddia edemez, peki, sivil toplumun isteklerine ya da eğilimlerine dönük bir kamu uygulaması için minimum yüzdelik dilim kaç olmalıdır? Yüzde 98? Yüzde 99? Yoksa daha düşük bir oran da yeterli midir?

Bu muhakemeyi Türkiye sathına yayabilirsiniz gönül rahatlığıyla. Kendi dünya görüşünün ve inancının propagandasını yaptığı için değil, bunun sadece kendi hakkı olduğunun bilinci ve güveniyle buna neden olduğu için “baskıcı” olan (ki aksi yani diyelim ki bir grup bir ay boyunca Ümraniye’nin merkezinde ateizm ya da Hıristiyanlık standı kuramaz, hele ki bunu “resmen” belediye eliyle yapamaz, yapabilir diyenler var mı içinizde?) Ramazan ambiyansının itekleyicileri  ve iştirakçileri de aslında “sivil toplum”un gereği olarak “öyle” olduklarını iddia edebilirler, ki bunu iddia edebiliyorlar, diyorlar ki “inanç ve inancın propagandasını yapabilme hürriyetimiz var”, elbette var ama bu sadece sende olmadığı ve bu ülkede senin gibi inanmayanlar da olduğu için bizzatihi işlekçisi ve iştirakçisi olarak tek-tipçi yaşama standardı oluşturma çaban doğal bir “sivil toplum” ya da “açık toplum” eğiliminden sayılmıyor.

Chantrill ilgili yazısında Cahoone’un (başlığına bakıldığında burada alıntılanması ironik olan) “Civil Society: The Conservative Meaning of Liberal Politics” başlıklı yazısından hareketle sivil toplumun beş niteliğini ortaya koyuyor, ki evrensel ölçüde başka nitelikler eklenebilirse de özü budur, sanıyorum:

1) Toplum özerktir, normlarını dışarıdaki yapılardan değil kendi içinden alır / oluşturur.

2) Özneler yoktur, sadece vatandaşlar vardır.

3) Sivil toplum spontane bir düzen / oluşumdur, siyasî iradeyle düzenlenmez / oluşmaz.

4) Sivil toplumda, hiçbir tek birim sosyal yaşamı idare etmez.

5) Sivil toplumlar market / çarşı ekonomilerine sahip olmak zorundadır.

G. Cabrera Infante, “Şehirler Kitabı”nın Kente Övgü minvalindeki giriş yazısında “İnsanoğlu kenti icat etmemiş, daha çok kent, insanı, insana özgü gelenekleri ve alışkanlıkları yaratmıştır” der, sivil toplumda ise bunun tam tersi geçerliymiş gibi dursa da aslında sivil toplum da, kent gibi, insan ihtiyaçları (en genel ölçüde geleceğe güven, huzurlu bir aradalık hissi vs.) doğrultusuna oluşur, bu yüzden ihtiyaçlardan oluşan toplum bilinci insanları şekillendirmeye başlar. Ancak bu “toplum bilinci”nin olabildiğince geniş ve farklı düşünen insanları kapsaması gerekiyor. Bunun olabilmesi için de, sivil toplum “özerk” olmak, öznelerden değil “yasal vatandaşlar”dan oluşmak, siyasî yönelimlerle değil kendine has güncel ihtiyaçları doğrultusunda gelişmek, herhangi bir birimin, dinî, ırksal ya da siyasî baskısı altında olmayıp yaşamını müştereklik bilinci çerçevesinde idare etmek ve ekonomiyi canlı tutmak zorundadır.

Bu niteliklerin hiçbirinin, bir diğeri olmadan bir anlam ifade edemeyeceğini de bilmek gerekiyor, örneğin sadece ilk niteliği alıp “ne yani bizim toplumumuz da kendi normatif bilincini dinî tahakküm üzerine oluşturmuş, bu yüzden ona ilişkin bir sivil toplum ideali de doğal olarak sosyal yaşamın idaresini tek bir kanaate dayandırabilir” denilemez, zira sivil toplum norm’unun oluşabilmesi için ön-koşul, nitelik eksikliğinden ötürü yerine getirilmemiş olacağından, ikincil nitelik “sivil toplum niteliği” olmaktan çıkar.

Ancak “sivil toplum” iddiasından ve hedefinden vazgeçmek de bir tercihtir, eleştirilir ama bu hak saklıdır, benim derdim “sivil toplum” iddiasıyla yola çıkıp kendi muhafaza kültünü geniş kitlelere dayatmaya çalışan zihniyetin saklı garnizon sevdasıdır. Gerçek bir “açık toplum”cu ya da “sivil toplum”cu olmak demek (ki “sivil toplum”un mümkünatını tartışmayacağımı söylemiştim, başka bir yazıda bunu yapabiliriz), bugün aynı minvalde düşündükleri ve yaşadıkları için, bu garnizonun iştirakçisi olmaktan gocunmayanların yarın (ya da geçmişteki) başka bir garnizon yaşamına itiraz etme hakkınun “yine de” bulunduğunu savunmaktan geçer (her ne kadar Popper, “açık toplum idealini ortadan kaldıranların fikir özgürlüğü kısıtlanır” dese de) ama bugünün horlananlarından bu yüce-gönüllülüğü sergilemeleri beklenmemeli, hele ki içlerinden bazıları kız arkadaşına otobüste gönül rahatlığıyla sarılamıyorsa.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: