C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Tanım, ama ne için?

>

Milyon kadar kişi tarafından milyon kere yazılmış olan ama benim de tekrarlamaktan bıkmadığım bir şeydir kuşkucuların can sıktığı. Düşünsenize dört-bir yanı felsefî ekoller sarmış, bizdeki dershaneler gibi, ne yana dönsen dershane binası giriyor açına. Hal böyle olunca atina’da farklı bahçelerde kümelenen yığınla felsefe meraklısı “o şöyledir, bu böyledir, yok, o öyle değildir, beriki böyle olamaz canım” şeklinde birtakım dogmatik vargıların esiri oluyor. İçlerinde sadece kuşkucular, kendileri gibi olmayan herkesi dogmatik olarak görüp, kendileri dışında fikir ortaya koyan herkese ukalaca “senin üzerinde durduğun konuda karar verilemez, bu yüzden olumlu ya da olumsuz bir görüş bildirmen, taraflar arasındaki denklikten ötürü, yersizdir” diyor, demeye getiriyor. Sonunda da sevilmeyen tipler oluyorlar haliyle. “Kuşkucu mu? Haa hiç sevmem onu… Muhabbet edilmiyor adamla ya, her şeye muhalefet, piç bir tip!” sonra ebedî yalnızlığına gömülüyor kuşkucu. Kuşkusuzların dünyasında çirkin ördek yavrusu gibi örseleniyor.

Nasıl sevilsinler? “Iped çıktı, migros’a koştum ama yetişemedim, hepsi satılmış 😦 haftaya gelecekmiş ikinci posta 😦 sabırsızlanıyorum” diyorsunuz, hoop kuşkucu oradan damlıyor “bitenlerin gerçekten iped olduğunu nereden biliyorsun?” haydaaaa çekiyorsuni tespih taneleri kopuyor haliyle, sağa sola dağılıyor, koltuğun altına falan kaçıyor, dandik ipten yapmışlar haydaaanı. Septik episteme yani kuşkucu bilgi senin herhangi bir konuda farklı modus’lardan ötürü bir kanaate varamayacağını öngörerek kendini sağlama alır, bu yüzden migros’taki iped’lerden birini edinememiş olman değil, aslında, senin ona yönelimini sorguya açar ve aslında senin yönelimindeki gücün yersiz olduğunu sana kanıtlamaya çalışır. 

Tamam, “kanıtlamaya çalışır” diyorum ama kuşkucu Sextus Empiricus “kanıtların da olup olmadığını bilemeyiz” diyor, yani kuşkucu kafa sana herhangi bir konuda “kesin karar almaman” gerektiğini aşılamaya çalışırken taraf tutmadığı için (kuşkucu mutlak doğrular ve yanlışlar arasında indifferens‘tir) seni kanıtlarıyla ikna ediyormuş gibi de görünmekten rahatsız olur. Örneğin iped için kendini paralamamaman gerektiğini söylerken, aslında sana “iped için kendini paralamamaman gerektiğini” söylüyor değildir, senin “iped için kendini paralamamaman gerektiğini” bile bilmediğini göstermeye çalışır, “sen aslında özü bilinmeyenin peşinde koşuyorsun” demeye getirir, bu yönde sana işaret yapar. 

İşaret yapar” diyorum ama Sextus Empiricus “işaretlerin de olup olmadığını bilemeyiz” diyor, yukarıda bahsettiğim “bazı” ölçülerden ötürü. Yani kanıt var ya da yok, işaret var ya da yok ve hiçbir konuda hiçbir şey kesin bir şekilde bilinemez, peki nasıl önermeler türeteceğiz? İnsan önermesiz yaşayabilir mi? 

Niceleri var ki ipedsiz, ifonsuz, tivittersiz yaşayamıyor, önermesiz yaşayabilir mi? Sextus Empiricus önermelerin de varlığından emin değil ve onların tek bir ölçüye göre var olup olmadığının bilinemeyeceğini söyler. Haydaaaa koptu yine değil mi, duyuyorum, kopardın yine. Kanıt var ya da yok, işaret var ya da yok, önerme var ya da yok, peki, bu allahın cezası kuşkucular ama özellikle de Empiricus “çıkarım” konusunda ne diyor? Aramızda kalsın ama o konuda da kuşkucu takılıyor, onun için de kesin bir ölçüye göre “çıkarım var” demek zordur.

Peki, kanıt (demonstratio), işaret (signum), önerme (assumptio), çıkarım-vargı (conclusio) bunların hiçbiri yoksa, nasıl tanım yapacağız? Öyle ya, insan tanım yapan hayvansa (bunu ben bir ekşi sözlük yazarı olarak söylüyorum ama az önce uydurdum, yeri gelmişken ekşi sözlük yazarlığım en manalı bulduğum “tanım”larımdan biri) zamanın bir noktasında ya da süresinde, muhakkak bir tanım yapmış olmalıdır. Peki, o yok mu? Empiricus’a göre tanım, dogmatikleri dogmatik kılan sözcük oyunundan ibarettir. Tanımın varlığı veya yokluğu bile tartışma-dışı olmalıdır, çünkü o yersizdir.

Pyrrhonculuğun Temel Esasları adlı eserinin ii. kitabının 16. bölümünün 205-208. kısımlarında şöyle der filosof:

“…Tanımların birçok sebepten ötürü faydalı olduğunu düşünen dogmatiklerinn özellikle de iki sebepten onların kullanımını gerekli gördüklerini görebilirsiniz: [206] her daim tanımları, ya kavrama ya da öğretme amacıyla gerekli olarak sunuyorlar. Biz de tanımların bu iki sebepten ötürü de yararlı olmadığını söylersek, kanımca dogmatiklerin bu konudaki faydasız çabalarını boşa çıkartırız. [207] Örneğin tanımlanası olan şeyi bilmeyen kişi kendisine yabancı gelen şeyi tanımlayamıyorsa, bir şeyi bilen ve tanımlayan tanımlanası şeyi (definiendum) tanımadan kavramıyorsa yani ilkin kavrıyor, sonra buna göre bir tanım yapıyorsa, bu durumda tanımlar şeylerin kavranması için gerekli olmaz. Yine her şeyi tanımlamak istersek, neticede hiçbir şeyi tanımlayamamış oluruz, zira bu tanımlama süreci sonsuz geri dönüş anlamını taşır ve bazı şeylerin tanımlar olmaksızın kavranabileceğini kabul edersek, tanımların kavrayış için gerekli olmadığını göstermiş oluruz (zira evvelce tanımlanmamış olan şeyleri sonradan kavrayarak onları tanımlamadan kavrayabilmiş oluruz). [208] Buradan hareketle ya hiçbir şeyi, sonsuz geri dönüşten ötürü (ad infinitum) tanımlayamayız ya da tanımların gerekli olmadığını göstermek durumunda kalırız.”

Kuşkuculara göre dogmatiklerin tanımları (ekşi’deki tanımlar da dahil), yöneldikleri definiendum yani tanımlanası şey apaçık olsun ya da olmasın, o şeyi muhakkak üstü örtük kılar. Ben bir şeyi tanımlamak istediğimde, muhakkak totolojiye düşmeden, o şeyi kendisi dışında bazı ifadelerle tanımlamak zorundayım. Bu da, benim o şeyi daha geniş bir şekilde anlatmam anlamına gelir. Bu da gördüğüm şeyi tasvirden öte bir şekilde yeniden anlatmam anlamına gelir, ki bu da yersizdir (kuşkuculara göre). Empiricus bu durumu biraz da komiklik, şaka, gülmelik olsun, ağzımız tatlansın diye abartarak örnekler, yer: aynı eser:

[211] Örneğin… biri size bir köpeğin çektiği bir atın sırtında biriyle karşılaşıp karşılaşmadığınızı şu şekilde sorsun: ey, düşünceyi ve bilgiyi çabuk kavrayan, ölümlü ve aklî canlı, karşılaştın mı, arkasını, havlayan dört ayaklı bir canlı tarafından yönlendirilen, kişneyen bir ata vermiş, politik bilgiyi haiz, geniş ayaklı bir canlıyla? Böyle bir soruyu soran kişiyle, tanımlarıyla bildik bir şeyi belirsiz kıldı diye alay edilmez mi?”

Bu örnekteki tanımlar şöyle:

I. İnsan: Düşünceyi ve bilgiyi çabuk kavrayan, ölümlü ve aklî canlı.
At: Havlayan dört ayaklı bir canlı tarafından yönlendirilen, kişneyen [at].
Köpek: Havlayan dört ayaklı bir canlı.

II. İnsan: Arkasını, havlayan dört ayaklı bir canlı tarafından yönlendirilen, kişneyen bir ata vermiş, politik bilgiyi haiz, geniş ayaklı bir canlı.

Burada kuşkucular tanımı (definito), Dogmatiklerin bir şeyin üstünü örtmek için kullandığı bir sözcük oyunu ve şişirme olarak görüyor. Oysa kuşkucu, “bir köpeğin çektiği bir atın sırtındaki biri” ifadesini bir tanım olarak almıyor, bir köpek, bir at ve bir insan gördüğümüzde dile getirebileceğimiz “bir köpeğin çektiği bir atın sırtındaki biri” ifadesi kendi başına yeterlidir, çünkü kuşkucu görüngüleri kendine esas alıp her görüngünün kendine has doğasının bilinemeyeceğini düşündüğünden, her görüngüyü kavrayan kişiye göre dillendirilebilir bir gerçeklik olarak kabul eder. Başka deyişle, kuşkucu insanın algıladığı hiçbir şeyin kendi doğasına göre kendinde şey olarak insanın algı oltasına takıldığını düşünmez, aksine her görüngü bize bir araçtan (örneğin algı sahibi olarak duyu organları ya da şeyin kendine has durumları ancak neticede belirleyici olan algılayandır) geçerek ulaşır. Yani bizim algı oltamıza takılan “gerçek”, araçtan geçmiş olan “gerçek”tir, asla kendi başına gerçek değildir. O halde bizim oturup “insan düşünen hayvandır”, “insan sosyal hayvandır”, “köpek dört bacaklı canlıdır” gibi önermelere ve tanımlara takılmadan salt görüngüyle karnımızı doyurmamız gerekir. O halde önerme, kanıt ve işaret ortadan kalkıyorsa, bunları kendine payanda olarak kabul eden tanımlar da ortadan kalkar. 

Dahası buradaki “geniş ayaklı bir canlı” da insanı betimlediğinden can sıkmıyor değil. Nesi bunun geniş ayaklı diyesiniz geliyor değil mi? benim geldi. Her neyse! Anlaşılıyor ki, kuşkucu gözlükten bakıldığında “kenarlarını çevirmek, sınırlamak, biçimini belirlemek” anlamındaki definire fiilinden hareketle oluşmuş olan definitio yani tanım tam anlamıyla ötelenesi bir kavramdır, çünkü kuşkucu, görünenin (phaenomenon apparens: #19004285) asla kendisi gibi görünmediğini düşündüğünden (yukarıda açıklamıştım) hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, buna bağlı olarak kendisi olarak bilinemeyen hiçbir şeyin de “kenarlarının çevrilemeyeceğini” yani tanımlanamayacağını kabul eder. Dogmatikler arasında yüzyıllardan beri süren bitmez tükenmez tartışmaların sebebi, kuşkuculara göre, bu belirlenemezliğin kendisidir. Empiricus bu bağlamda lafı şöyle toplar:

[212] Dogmatikler tanımın ne olduğunu belirlemek istediğinde, bitmez tükenmez bir tartışmanın kucağına düşüyor.”

Peki, bu gelinen kuşkucu noktayı birilerine tanımlamamız gerekmeyecek mi? Kuşkucular bunu nasıl yapacak? Aslına bakarsanız, yapmayacak. Onlar ipad’i almayacak, ifon peşinde koşmayacak, tivittere yazmayacak, friendfeed’e not düşmeyecek. Kafasında bir tanım veya verebileceği bir örnek olmayacak, dalında sallanan bir armut gibi insan demek yeterli gelecek onlara. Çünkü gördüklerimiz bunlardan ibaret, onlara göre. 

Ama hep “gibi”nin peşinde koşmalıyız kuşkuculara göre. Hiçbir şey kendi başına bilinemez olduğundan, bütün bunlar hurley’in rüyası (neden-sonuç çok güdük bir korelasyona iştirak etti farkındayım). Hurley’in algı ve salgı dünyası elverdiğince etrafımızdaki şeyleri anlamaya çalışacağız. Herkes kendi algı dünyasının sunduğuyla yetinsin, tanım üretmesin. Bu yüzden artık hiçbir entirimde ben de tanım yapmayacağım. Çünkü tanım diye bir şey yok, bunlar bizim uydurmamız. Örnek de yok, örnek benim kurduğum alâkalar zincirinden arta kalanlar. Tanım ise sözlüğün afyonu, ben ise algınızda bir çığır açıcı. Belki bir lavabo açıcı. Tanıma indirgenmiş sözlükçülüğün sonuna geldik artık. Herkes kablosuz klavyesini alsın ve balkondan girsin entirisini. Bundan sonra entirisine tanımla başlayan gözümde en büyük dogmatiktir. Her kuşkucu hayatının bir döneminde kendini tanımların olmadığına inandırmaya çalışır. Ben de o bir dönemimdeyim.

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 20/07/2010 by in Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: