C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Kayaya ismini veren kadın: Tarpeia

>

Geçen girdiğim #19666568 no’lu entiride Sextus Marius adında bir zenginin kızıyla ensest ilişkiye girdi diye Tarpeia Kayası’ndan (Saxum Tarpeium) atıldığını söylemiştim. Aslında bu entiriyi gece girecektim de, esmedi, entiri girmem için esmesi gerekiyor, esrik bir tavrım varmış gibi görünmeyi seviyorum çünkü.

Tarpeia Kayası genelde vatan hainlerinin ve ensest gibi özel durumlarda, yaptıkları hoşa gitmeyen kimi serdengeçtilerin öldürülerek cezalandırıldığı kaya olarak bilinir. Bu bilinme durumu doğal, çünkü tarihteki işlevi bu yönde keh keh keh. Peki ilkin adından başlayalım, adı nereden geliyor bu kayanın? 

Geleneğe göre farklı açıklamaları var tarpeia’nın adıyla ilgili. Mesela şair Propertius kaynaklı bir aktarıma göre Roma’nın en eski döneminden, Romulus’un yönetiminin başlarında Roma’yı kuşatan Sabin komutan Titus Tatius’un aptal aşığı Tarpeia adını vermiştir buraya. Hikâyeye göre bu dönemde Romalılar Capitolium tepesindeki, Tarpeia’nın babasının yönettiği bir garnizona sığınmış düşmandan kaçarak. Bir gün Tarpeia suda yüzerken, yukarıda bahsettiğim düşman Sabin komutanı Titus Tatius’u görüp ona aşık olmuş ve aşığı uğruna babasının garnizonuna ihanet etmiş. Titus Tatius, Capitolium’u Tarpeia’yı kullanarak ele geçirdikten sonra kızı sümüklü mendil gibi bir köşeye fırlatmış ve askerlerine ağır kalkanlarını onun üzerine atmalarını buyurmuş. Tarpeia vatana ve babasına ihanetin bedelini ağır kalkanların altında can vererek ödemiş. Propertius’un şiirinde gelecekte Capitolium tepesinde yapılacak olan Iuppiter tapınağına da gönderme vardır, Tarpeia hikâyesinin kabaca tarihlendiği dönemde Capitolium’da böyle bir tapınak yoktu. Yani Tarpeia’nınki sadece babasına ve vatanına değil, aynı zamanda gelecekteki (Propertius’un çağındaki) tanrısallığa da ihanettir [1]. Gel de cezalandırma Tarpeia’yı! Verilmek istenen mesaj: Düşman uyur, tanrısallık uyumaz.

Tarpeia Kayası’nın adıyla ilgili bir diğer açıklama ise yukarıdaki açıklamanın daha genelleştirilmiş bir hali, buna göre, Roma devletinin en eski dönemlerinden birinde, büyük ihtimaldir ki, krallık döneminde Tarpeia adında bir kız çocuğu varmış. Şu an Tarpeia Kayası dediğimiz yerin civarında biçimlenen Italia ülkesinin nadide parçalarından olan Tarpeia (kızdan parça şeklinde söz etmek çok kaka bir şey ama çok tatlı, çok şeker, çok milka, parça ya düşünebiliyor musunuz, fragment yani, kızdan fragment şeklinde bahsediyorum, çok erkeksiyim) söz konusu ülkesi düşman askerleriyle (büyük ihtimalle yine Sabin kökenli) kuşatıldığı sırada ülkeyi koruyan kale kapısının ardında ordugâha baka baka dolaşırken düşman askerlerinin kalkanlarının altındaki altın bilezikleri görmüş. İçinden wooaaavv şeklinde bir amerikan ünlemi koparmış, “Ben kızım, zaten antik dönemde yaşıyoruz, kabayız, şu altın bilezikler benim olsa ya…” diye geçirmiş, düşman askerler bu iç-geçirmeyi duymuş mu bilmem ama kızın bu zayıflığından yararlanma fırsatını edindikleri aşikâr geleneğe göre. 

Askerlerden biri “kalenin kapısını açsana” demiş (yani tam bilmiyoruz, böyle bir şey demiş olmalı) askerlerin bileğindeki altın bileziklere ağzının suyu aka aka bakan, başka deyişle ıslanan (kışkırtıcı olsun diye bu sıfat-fiil seçildi) Tarpeia da “olur açarım da, kolunuzdaki şu şeyleri bana verir misiniz?” diye soruya soruyla karşılık vermiş. Bileziklerin adını bilmediği için onlara ‘şey’ diyen Tarpeia, bu cehaletinin bedelini ağır ödemek durumunda kalmış. Nitekim miser kız çocuğu, gizli gizli kale kapısını açıp da askerler kente hücum edince açgözlülüğünün ve vatanının önüne maddî menfaatlerini koymasının bedelini ağır kalkanların altında kalarak ödemiş, ezilmiş, pestili çıkmış, pekmezi akmış. Zira askerler, Tarpeia’nın “şey” diyerek istediği şeyin bu ağır kalkanlar olduğunu sanmış, belki de hakikati anlamazlıktan gelmiş, bilemiyoruz. 

Gerçi biri sizden kalkanınızı isterse, siz de kabul ederseniz, efendim, çıkarıp da onun üzerine üzerine mi atarsınız? İşte bir kent lecındı, ne kadar saçma değil mi? Çıkarın kalkanı koyun kenara, kızın üzerine üzerine atmak da ne oluyor? Bunu kalleşlik olsun diye yapmış olabilirler, neticede vatanını bileziğe satan biri cezalandırılmalı değil mi? Her neyse, gelenek bu olayın Tarpeia kayasının etrafında gerçekleştiğini düşündüğü için bu kayaya bilezik düşkünü kızın adını vermiş [2].

Romalılar, günün gerçeklerine genesis ve lecınd yani efsane oluşturma yeteneği gelişmiş bir ulustu. Zaten anlatılageliyorsa da, belli bir tertiple ve misyonla günün siyasî ve kültürel gereksinimleri doğrultusunda Aeneis destanını yazan ve köklerini Troia’ya ya bağlayan Roma düşün âlemi, Tarpeia Kayası gibi, geçmişten miras kalmış sosyo-kültürel bir fenomene de böyle bir kıssa, yani don biçmiş olabilir. “Madem fenomen var, hikâyesi de olsun” mantığı kuvvetli bir mantıktır Roma’da. Yani içi boş kupaya dünyanın en leziz kaavesini koymak gibi, en leziz hikâyeyi koyarak fenomeni anlamlandırmak, Roma’da doğuştan siviç on geliyordu. Benim kanaatim bu yönde.

Ayrıca özel olarak T. S. Welch’in analizinde de geçtiği gibi tarpeia mitini, yukarıdaki Roma’nın mitleştirerek anlamlı kılma yani soyut düşünme yeteneğine (Latin dilinin gramer kurallarını bilmek yetmiyor, söz-diziminden evvel dilin geliştiği roma’nın kültür-dizimini duymak gerekiyor, soyut düşünme kabiliyeti bu yüzden şart) ek olarak bir tür Romalılık ideolojisinin ürünü şeklinde de yorumlayabiliriz. Nitekim Tarpeia’nın vatanına ihanet ettiği için ölmüş olması, Roma’nın yaşayan vatan hainlerine, tarpeia kayası nezdinde hatırlatılıyor, böylece onların da kellesinin her an gidebileceği vurgulanıyordu. Dahası bir dönem Roma’nın içinde Tarpeia tapınağı bulunuyor ve Romalılar ona da tapınıyordu, yani kentin içinde tapınılan tarpeia, kentin dışında vatan hainlerine korku salıyordu [3]. Mesaj şu: kentin ve kentin simgelediği ideolojinin dışında kalırsanız, Romalılığa ihanet ederseniz sonunuz hiç de iyi olmaz, paşa paşa kent içindeki tapınaklarda tanrılara tapın, Roma idaresinin hükmüne boyun eğin. Tarpeialaşmanın âlemi yok.

Propertius yukarıda bahsettiğim 4.4’ün bir yerinde Tarpeia’ya, ölümüne sebep olacağını bilmediği aşığı Tatius’a “credite, vestra meus molliet arma torus” yani “inan bana, evlilik yatağımız silahlarını yumuşatacak” dedirtiyor. Sonunu biliyorsunuz, ağır kalkanlar tarpeia’nın beynini yumuşattı, bir erkekten silahlarını yumuşatmasını isteme cüretini göstermeyiniz, yeni nesil Tarpeia’lar.

Sonra devam edelim.

Notlar

1. Hikâye için bkz. Propertius 4.4; Latin Lyric and Elegiac Poetry: An Anthology of New Translations, Ed. by D. J. Rayor – W. W. Batstone, Taylor & Francis, 1995, s.244.

2. Hikâye için bkz. J. Abbott, History of Julius Caesar, Bibliobazaar , 2007, s.20.

3. T. S. Welch, “Amor versus Roma. Gender and Landscape in Propertius 4.4”, Gendered Dynamics in Latin Love Poetry, Ed. by R. Ancona – E. Greene, The Johns Hopkins University Press, 2005, s.297.

Share |

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16/07/2010 by in Eskiçağ üzerine, Felsefe - bilim, Genel and tagged , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: