C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Taraftarlık ve g.t olmama istenci

>

Elbette herhangi bir şeyin taraftarlığının makul sözlerle ikna edilebilirliği, taraf-tarlığın yani bir tarafta yer almanın, kaçınılmaz doğasından ötürü mümkün değilmiş gibi görünüyor, ancak bu ara yer gök futbola bezendiğinden, az biraz keyfi kalanların da ağzına keçiboynuzu pekmezi boşaltıldığından galon galon, burada futbol taraftarlığının en makul muhakemelerle itelenip itelenemeyeceğini, örselenip örselenemeyeceğini düşündürmek istiyorum. “Hakkaten yau adam doğru diyor, ben aslında tarafgirliğimle haksızım, bundan sonra tarafgirliğimin yönünü değiştiriyorum, bundan sonra, bugüne kadar nefret ettiğim feneri tutacağım” dedirtebilir miyiz herhangi bir fener düşmanına, bunu merak ediyorum. 

Öyle bir usavurma süreci olsun ki, taraftar taraftarlığını sorguya çekebilsin. Bu mümkün mü acaba? İlkin a priori olarak kabul ettiğim fikir şu olsun: Bir insanın karşısındakini ikna etme ihtimali yoksa, onu ikna etmeye çalışması ahmaklıktır. Benim fazla zamanım var, birazını bu şekilde heba etmek istiyorumculuktur. Buna bağlı olarak şöyle bir aksiyom geliştireyim: Futbol taraftarı, hiçbir vakit, hiçbir koşulda tuttuğu takımdan vazgeçmemek üzerine bir futbol takımı tutma tavrı içindeyse, ki aksi mümkün olduğunda da takım değiştirebilirliği bulunan birinin ikna edilmesi gerektiğine ilişkin sağlam bir dayanağımız yoktur, bu durumda tuttuğu takımdan vazgeçmeyecek olan kişiye bu yönde ikna edici sözler sarf etmenin bir alemi yoktur. Dahası sarf edilen sözlerin ikna edici olup olmamasının da bir alemi yoktur, çünkü kişi tuttuğu takımdan vazgeçmeyecektir. Şimdi bu a priori ve ona bağlı aksiyomdan birtakım neticelere varayım:
İş-yerinde, okulda, evde, Youtube’da, Ekşi’de, Facebook’ta, Twitter’da, yani kısacası sanal ya da gerçek olsun, fark etmez herhangi bir mekânda, bir futbol takımı taraftarının başka bir futbol takımının taraftarını, söz konusu takımı tutmaktan ya da tuttuğu takımı savunmaktan vazgeçirme ihtimali yoksa, ki henüz böyle bir örneğine denk gelmedim, ona tuttuğu takımı öteleyecek, örseleyerek ve iteleyecek birtakım makul gibi görünen gerekçeler sunmanın da bir alemi yoktur. Çünkü kişi kendisinin dahi bilincinde olmadığı, kendince birtakım üstü örtük makul gerekçelerden ötürü takımı tutmuş olmalıdır, bir takımı tutmaya karar verdiği anda, onu diğerlerinden ayıran birtakım gerekçeleri olmalıdır. Belki baskıyla, belki o takımı çekici kılan görüntüler ve başarılarla, onu tutmaya başlamış olabilir. Ancak bu makul gerekçeleri belli bir zaman sonra tersine çevirebilmenin imkânı olduğunu sanmıyorum. Belki geçmişte aksini düşünmüş olabilirim, ama şimdi kesin görüşüm bu yönde. 
Hiç kimsenin, hiçbir şekilde tuttuğu futbol takımını bırakamayacağını düşünürsek (ki bırakabilenler zaten gerçek taraftarlık konusunda sınıfta kalıyor görünür), “adam haklı geçen sene penaltıları verilseydi, onlar şampiyon olurdu” veya “adam haklı bize 6 tane attılar, bu benim takımımı bırakma sebebimdir” veya “adam haklı onlar uefa kupasını aldı biz alamadık ben takımımdan vazgeçiyorum” gibi neticeler de mümkün değilse, o vakit farklı platformlardaki futbol iğnemeleri ve dokundurmaları, farklı takım taraftarları arasındaki “siz değil biz haklıyız” münakaşaları kadar manasız bir şey olamaz. Zira hedefi olmayan ikna çabası olur mu? Bir insanın beceremeyeceği başından belli olan bir işe girişmesi için başka gerekçelerinin olması gerekir. Ancak bu gerekçeler içinde asla doğru tespitleri yaparsam ve makul gerekçeler sunarsam onu tuttuğu takımı bırakmaya ya da en azından onun haksız olduğuna ikna edebilirim hedefi asla olmamalı. Çünkü hiç kimse, yukarıda da dediğim gibi, bir futbol takımını tutmaya başladıktan uzun süre sonra artık futbol takımıyla arasında birtakım makul ve objektif yargılara yer açmaz; her ne kadar objektif bir şekilde takımını ve diğer takımları yorumlayabilirse de, bu yorum onun, tuttuğu takımdan vazgeçmesi ya da tuttuğu takımı haksız çıkarması anlamına gelmez. Çünkü kişinin taraftar olması başlı başına yönelim sahibi olduğunu gösterir, bu yönelime set çekmek, çoğu kere kişinin kendi elinde bile değildir. Bu yüzden tutulan takıma ilişkin, sanki diğer takımlarda o şeyler yokmuş gibi, birtakım yalanlar ve soyut değerler uydurulmuştur: Bizim büyüklüğümüz başka türlü bir büyüklük, Beşiktaşlı duruşu, onurlu şampiyonlukların takımı gibi. Bu tarz tutulan takımı ulvîleştirme çabaları da, karşıt takım taraftarlarınca ötelenemez ve yadsınamaz, zira karşıdaki her ne kadar görünürde bu soyut değerleri makul kılan gerekçelere sahipse de (“Görüyor musun tüm Türkiye bizden bahsediyor, bize karşı birlik oldu, demek ki biz en büyüğüz” çıkarımı gibi) bu tarz değerli kılma çabaları, değişen koşullarda ve zaman diliminde farklı takımlara (ve onları tutanlara) uygulanabilirliğinden ötürü, yadsınamaz; dahası karşıt takım taraftarlarına da “evet adam haklı, onlar onurlu takım biz ise onursuz, o halde ben takımımı bırakıyorum, bundan sonra büyüklüğü başka türlü bir büyüklük olan o takımı tutuyorum” dedirtemez.
O halde her takım taraftarı kendi takımını savunmasını sağlayacak gerekçelerini sunabilsin ya da sunamasın, bir şekilde o takımı tutmuş olmasından ötürü, ikna edilmeye çalışılmamalıdır. Çünkü çoğu kere küçükken başlayan takım tutma sevdası, uzun-uzadıya süren muhakemelerin neticesinde oluşmaz. Ben tuttum oldu, olur. Her takım taraftarı kendini savunabilecek argümanlara sonsuz kere sonsuz ölçüde sahipse, tıpkı Tarski’nin T şeması görüşünün de sunduğu gibi (dilde üretilebilecek önerme sayısı, o dildeki kelimelerin sayısına bağlıdır), takıma ilişkin geçmiş ve bugün başarıları/başarısızlıkları için sonsuz kere sonsuz olumlu/olumsuz önerme sunmak mümkündür. 
Neticede takım tutulduğu için savunulur, savunulacak bir şeyi olduğu için takım tutulmaz. Hele ki çocukken alınmış olan bir takım tutma kararının, af buyurun eşşek kadar olmuş adamlarca hâlâ şiddetle, yakıp yıkmayla ve hayatının anlamı olmuşçasına sürdürülmesi kadar anlamsız bir şey olamaz. Bir insanın başka bir takımı tutması halinde, başka argümanları hayatının değeri kılabilecek olması kadar ahmakça bir tutum yok şu dünyada. Bu futbol dışındaki tarafgirlikler için de geçerlidir. Mesele galiba, af buyurun ama, insandaki göt olmama istencinden başka bir şey değil. Bu gibi ikna çabalarının ortasına düşerseniz, derhal ortamı terk ediniz. Aksi halde bu size zihin sivilcesi ve isiliği olarak geri dönecektir tez vakitte. Anlamlı çabalar diliyorum hepinize. Ha unutmadan en büyük Galatasaray. 🙂
Reklamlar

3 comments on “>Taraftarlık ve g.t olmama istenci

  1. sophie the kewl
    18/05/2010

    >Tartışmasız öyle(yani en büyük Galatasaray) ki blogcak (jimi the kewl resmi blog üyeleri) olarak hepimiz Galatasaraylıyız.Yani 'aslan yavruları'yız yani 'aslan parçalarıyız' 🙂

  2. gasilhane
    18/05/2010

    >'Takım tutulduğu için savunulur' ve her türlü tarafgirlik bu minvaldedir. Biat ediyorum yazarımıza. Tabii ki en büyük Olympiakos!

  3. nöron
    18/05/2010

    >valla jimi 55 bin kişinin yaşadığı şoktan sonra ben bir şeylerin değişebileceğini sanmıştım. hayat ne tuhaf vapurlar filan diyip fener cimbom ne varsa bırakacaklar sandım. onlar ne yaptılar, g.t olup ağladılar. büyümeyecek bunlar. ama bazı fener taraftarlarında epistemolojik kopuş sonrası bir olgunlaşma hissediyorum. tabii ki en büyük benim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 18/05/2010 by in Başka birtakım hassasiyetler, Genel and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: