C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>"Terra et aqua et aere et igne interdicti sumus"

>

Proudhon’un meşhur “Mülkiyet nedir?” (Qu’est-ce que la propriété? Ou recherche sur le principe du droit et du gouvernement) adlı yapıtında geçen bu ifade yeryüzündeki, herkese ait olduğu varsayılan mülklerin sahipliğinin, mülk sahibi olmayanları bir nevi yeryüzünden kovduğuna ilişkin tepkisel bir şiirselliği içinde barındırır. Kağıt üzerinde mülkün sahibi olarak senin ismin görünüyorsa, senin dışındaki herkes o mülkten kovulmuş demektir. İfadedeki şiirsellik, kovulmuşların sesi olarak gizli öznenin “biz” (nos) olmasından kaynaklanıyor. “Interdicti sumus” diyor yazar, yani “men edildik“. Peki, nelerden men edildik bu sahipliğin doğasından ötürü? Terra’dan, aqua’dan, aer’den ve ignis’ten; yani sırasıyla topraktan, sudan, havadan ve ateşten.

Mal sahipliğini sadece taşı taş üstüne kondurup yapılan evlere ya da binek bmw’lere yormayın. Proudhon’a sorarsanız, mülk sahipliği mantığına uygun olarak mülk sahibi gerek Fransız gerekse Roma hukukundan aldığı destekle kendi toprağını iyi ya da kötü kullanma hakkına sahiptir. Roma yasasında şöyle dile getiriliyor bu:
Ius utendi et abutendi re sua, quatenus iuris ratio patitur” yani yasanın mantığı (iuris ratio) elverdiğince, malın kullanım ve suistimal hakkı (ius utendi et abutendi) sahibin kendisindedir. O hâlde, bir kişi yeryüzünde herkesin eşit oranda sahip olarak doğduğu herhangi bir toprak parçasını çitle çevreleyip “burası benim” der ve mevcut yasalara göre o toprağı işlemez, hatta betonla örtüp kullanım-dışı kılabilir. bu hakkı kendinde bulduğu müddetçe, yeryüzünde eşitlik yoktur. Proudhon’daki mülkiyet eleştirisini bu gözle okumak gerekiyor. Buradaki eleştiri temelde iuris ratio‘nun yani yasanın mantığının eşitlikçi olmamasıdır. Benim gördüğüm ve anladığım kadarıyla, iuris ratio‘nun da burada kabahati yoktur, çünkü o mevcut düzene şekil veren değil, mevcut düzene uyan bir yasa olarak belirmiştir. Neden değil sonuçtur, gerekçe değil hükümdür. Toprak da dahil olmak üzere birtakım yeryüzü parçalarının düzene tabi oluşu, insanların onlardan beklentileriyle alâkalıdır. İnsan onu dönüştüren ve işleyen canlı olarak, diğer insanlardan ayrı bir hüviyete bürünüp sahipliğini konuşturmak durumundadır; aksi hâlde kaostan düzeni, düzenden de kaosu çıkartamaz.

Bugün bilgisayarımda bu entiriyi girebiliyor olmamda bile, birilerinin bir toprağı çevirip ona sahip olmasının ve toprak ağalığından ötürü eşitler arasında imtiyaz sahibi kalmasının payı vardır. Proudhon burada yazar olsaydı, benimle aynı görüşe sahip olmazdı. Ama ben de onun devrinde yaşamış olsaydım, onunla kaave içmezdim, bunlar doğal alâkalar.

Proudhon, başlıktaki ifadenin geçtiği yerde başkasının toprağında bulunan çeşmeden su içilmesinin yasak olmasını, başkasının mülküne izinsiz girmekle eş tutar. Haklıdır. Buradan hareketle ekşi sözlük’te, sahipleri dışında hak sahipliğini de başlıktaki gibi, bir şeylerden men edilme olarak görebiliriz. Örneğin benim sözlüğün moderasyona has yönetiminde söz sahibi olmamam, benim idarenin iradesinden men edilmem anlamına geliyor. Bunu Roma yasasına dönüştüreyim: “asperi dictionarii moderationis iure interdictus sum” sözlükteki herkes bu yasanın işlerliğini göz önünde tutarak daha fazla “sözlük bozuldu, erkek arkadaşımın birasını döktün ve şimdi gelecek” demesin. Çünkü mülk sahipliği ile mülkü geliştirme hakkına ilişkin sahiplik aynı (idem) değerde değildir. Aksi hâlde 4500 sene sonra yapacağımız Jüpiter kolonizasyonunu unutun.

Düzen, bazılarının bazılarını rahatça düzebilmesini kolaylaştırmakla, yasalara bağlamakla meşgul olduğu müddetçe bazıları hem topaktan, hem sudan, hem havadan, hem de ateşten men edilecektir. Bundan kaçmanın imkânı yok. Proudhon bile toprak oldu. Şimdi üzerinde beton yükseliyor.

Gerçi bu anarşist bünyenin toprağı diğerlerinden ayırdığı da açık. Şiirsellikten çıkıp, isyan bayrağını açabiliyor bunun için:

Güneş ışınlarına, melteme veya denizdeki dalgaların sahibi olabileceğini düşünen veyahut bu düşüncesini gerçekleştirebilecek olan varsa, haydi olsun bakalım! Onun art-niyetliliğini görmezden gelebilirim ya da hoş karşılayabilirim: Ancak herhangi biri, toprak üzerindeki zilyetlik hakkını mülkiyet hakkına genişletmeye kalkışırsa ona savaş açarım ve kıyasıya onunla mücadele ederim.”

Bu düşüncenin felsefî arka-planında elbette eşitlik dürtüsü var. Ancak bu eşitliğin, yukarıdaki fantastik mizansene uygun olarak her daim geleceğe dönük bir ilerlemeci, gelişimci insanlık anlayışına köstek olduğunu da bilmek gerekiyor. Bunu es geçersek, birtakım konformist çözümlerden ve uygulamalardan da vazgeçmek gerekecektir. Bu, her ne kadar benim rasyonel dünyada en az bedelle en fazla mutluluk başlığında sergilediğim yaklaşıma tersmiş gibi görünse de, rasyonel ve realist çözümlemelerin gösterdiği ölçüde, vicdan ve eşitlik yitimi bütün ilerlemelerin, gelişimlerin doğrudan nedeni ve gerekçesidir. Amerikalının Ay’a ayak basmasında, kızılderililere hastalıklı battaniye dağıtmış olmanın doğrudan etkisi vardır. Seneca Roma’da herkesin her şekilde erişebileceği kara para verip görgüsüzlüğünü sergileyen zenginleri eleştirdiğini görüyoruz; ama bu gibi görgüsüzlükler olmasaydı, insanlık serbest ekonominin ya da çok-uluslu şirketleşmelerin bir göstergesi olarak, en nihayetinde bugün daha güdük hayallerin içinde debeleniyor olurdu. Kolonizasyondan gelen para tatlı değil miydi? Tamam Proudhon fit aequalitas kazığını vampirin kalbine saplıyor saplamasına da, domates bahçesi hayalinden ötürü terk edilen sevgililere çare oluyor mu bu? Hayır. Aksine büyük markette ketçap, mayonez, hardal reyonu önünden geçip dondurulmuş gıdalar reyonuna vardığında el ele tutuşup akşama ne yiyeceklerini ayak-üstü cilveleşerek tartışan bir çift gördüğünde, bir tekmede yıkasın gelmiyor mu ketçap reyonunu?

Hepimiz bir şeyler men edilmek için doğmuş gibiyiz. Bin tane Proudhon’u üst üste koy, bunu yine değiştiremezsin. Sen ancak zihin terbiyesiyle, her şeyin sahibi olduğunu düşünebilirsin. yine ve yine: Estne aliquid tibi te ipso pretiosus!

Reklamlar

One comment on “>"Terra et aqua et aere et igne interdicti sumus"

  1. VodviL
    28/01/2010

    >leziz yazıydı.ama fakat lakin daha anlaşılır daha avam vari olsa daha iyi olur usta.: )

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 27/01/2010 by in Eskiçağ üzerine, Genel, Latince üzerine and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: