C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

>Marcus Atilius Regulus’tan Bilge ya da Özgür Olan’a

>

Büyük generalliğinin yanında büyük Roma idealinin kuşkusuz taşıyıcı mitoslarından biridir aynı zamanda Marcus Atilius egulus. Öyle ki kahramanlığı, yurtseverliği dillere destan olmuştur.

Birinci Kartaca Savaşı‘nın ardından Kartacalıların eline esir düşen Regulus’u Roma’ya barış anlaşması için elçi olarak gönderdiler. Regulus Roma’ya geldiğinde vatandaşlarına Kartacalıların anlaşma yapmak istediğini belirtti. Ama ona göre Romalılar bunu kabul ederse, büyük bir zafer kaybetmiş olacaktı. Regulus’un uyarısını dinleyen Romalılar barışı reddetti. Regulus isteseydi Roma’da kalır ve kendi topraklarında güvenle yaşayabilirdi, ancak o bunu kabul etmeyip, öldürüleceğini bile bile Kartaca ordusuna geri dönerek Kartacalıların elinde işkencelerle dolu bir ölüme kendini teslim etti (Seneca, De Providentia i.9; Cicero, De Officiis iii.99 vd.). Bu müthiş bir fedakarlık gösterisidir; ancak tarihi nasıl incelememiz gerektiği de önemli; ideal bir Romalı generale aksini yapmak düşmezdi. Aksini yapmış olsaydı şu an şu yazıyı yazmazdım, değil mi? Bu ifadelerimden de ilgili mesajı çıkarın; bu bir göstergedir, ideal Romalı tipi için “namının yürümesi” önemlidir. Örneğin yüzyıllar sonra, çok alakasız bir ülkede, aslında çok da alakasız olmayan birinin, çok alakasız bir platformda, çok alakasız koşullarda klavyeye aldığı (kaleme almak) bir yazıda kendisinden bahsedilecek, ne büyük ideal!

Şunu unutmamamız gerekiyor; o esir düştüğü Kartacalıların yani barbarların elinde de olsa bir romalıydı. Ve bunun gereği olarak, onlara -bir esir dahi olsa- bir Romalı olarak geri döneceğine dair söz vermişti. Sonunda ölüm de olsa, dönüp Romalılığını göstermek durumundaydı. Aksi halde bu, bedenen esir olmaktan daha kötü olan adının tarih önünde esir olması demekti. Bunu kabul edemezdi.

Dahası Stoa felsefe disiplininin Roma sınırlarında bu denli yayılmasının, deyim yerindeyse “tutmuş” olmasının nedenini de regulus efsaneviliğinin de örneklediği ideal Romalılıkta arayabiliriz. Zaten hikayeyi yukarıda anlatırken kullanmış olduğum Seneca kaynağında da Stoa disiplinine göre “olması gereken” ile “olmaması gereken” ortaya konurken bu örnek sunuluyor. Kathekon yani “uygun olan” ile Proegmenon “yeğlenir olan” araştırılırken, “Regulus gibi davranmak” hem uygun hem de yeğlenir olan oluyor. Buradan ahlaki çıkarımlar ve bu çıkarımların oluşturduğu büyük kümeyi elde ediyoruz; örneğin verilen sözlere sadakat, vatan sevgisi büyük kümeyi oluşturuyor ve artık rahatlıkla denebiliyor ki, “ülkümüz (Stoa felsefesine de uygun olarak) doğaya uygun yaşamak ve onun sonuçlarına katlanmak ise, bu uğurda ölüme bile gidebiliriz”. Bilge ya da özgür olan‘ın gelip de dayandığı yer burasıdır. Ve galiba tarihteki efsane kişiler ile felsefi disiplinin kaynaştırılmasıyla; daha net söyleyelim, tarihin ve mitosların içerdiği anlamların yeniden okunmasıyla ülküler günün gereklerine uydurulabilir. Kartaca düşmanlığından etik dersler çıkarabilmek mümkün olduğuna göre, benzer çabaları biz niye göstermeyelim?

Not: Bu yazıyı evvela Ekşi Sözlük’te yayınladım:
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=15624949

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 03/03/2009 by in Felsefe - bilim, Genel, Latince üzerine and tagged , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: