C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Giovanni Maria Tolosani

Dönemin papası 5. Laterano Konsili’ni (1512-157) topluyor ve Hıristiyanların takvim probleminin düzeltilmesini, en azından standart hale getirilmesini arzuluyordu. Bunun için dönemin bu konudaki uzmanlarını, çıldırtıcı üstadım Nicolaus Copernicus da dahil olmak üzere, davet ediyor ve yanıt bekliyordu. Avrupa’nın çeşitli merkezlerinden uzmanlar Konsil’e katılma yanıtını veriyor, başta takvim problemi olmak üzere can sıkıcı ne kadar konu varsa hepsini ele alıyordu. İçlerinden bir tanesi, daha sonradan Copernicus’un ortalığı kısmen de olsa kasıp kavuran eseri, De Revolutionibus Orbium Coelestium üzerine yapmış olduğu kritikle pek meşhur olacaktı: Giovanni Maria Tolosani.

g. m. tolosani bir dominikendi. doğum tarihi bilinmemekle birlikte bir tuscan ailesinden geldiği açıktır. 1487 yılında floransa’da aziz marcus’un (st. marcus / marc) dominik manastırı’na dahil olduktan sonra hem dünyevi zihni hem de ruhani sezişi değişmiş olsa gerek. 28 haziran 1488’de dominik tarikatına tam anlamıyla dahil oldu ve 22 ocak 1549’da öldüğünde 60 yıllık dominiken’di.

üstadın, başta belirttiğim papa’nın çağrısına vermiş olduğu yanıt şimdilerde florance’s national central library’de muhafaza ediliyor. merakı olan elbet gider inceler. ancak üstadın adını hıristiyanlık ve bilim tarihine asıl yazdıran büyük çalışması başkadır. 5. konsil takvimin reforme edilmesi hususunda herhangi bir karar almadan 1517’de sonlanmışsa da, papa’nın bu konuda araştırma yapan uzmanlara desteği kesilmemiştir. tolosani de bu uzmanlardan biriydi. ancak bilmediğimiz bir nedenden ötürü yazmış olduğu bir eseri başka bir ad altında yayınlama gereğini duymuştu; onun hikayesine bakalım: eylül 1537’de venedikli ünlü yayıncı luca antonio giunti, opusculum de emendationibus temporum başlığı altında bir eser yayınladı. eserin yazarı olarak da joannes lucidus samotheus’un adı geçiyordu. bu ismin, tolosani tarafından imzalanmış olan ithaf yazısında vefat etmiş bir fransıza ait olduğu söyleniyordu. ancak böyle bir fransızın ölü ya da diri izine hiçbir yerde rastlanmıyordu (e. rosen, p.532). e. rosen’ın yorumuna göre bu eserin yazarı tolosani’den başkası olamazdı. kitabın 4 defa elden geçirilip, her defasında daha kapsamlı hale getirildiği düşünülürse, tolosani’nin sürekli takvim ve astronomi konusunda kafa yorduğu düşünülebilir. zira kitabın 1544 tarihindeki “de coelo et elementis” başlıklı (genişletilmiş) 4. basımında dehşet bir copernicus eleştirisi söz konusudur. copernicus’un eserinin 1543 yılında ilk olarak basılıp dağıtıldığı düşünülürse, tolosani’nin bu eleştirileri 1 sene içinde tam anlamıyla derlenmiş olması gerek. gerçi kitap basılmadan evvel cümle alem (kilise ve bilim çevreleri) copernicus’un görüşlerinden haberdar olduğundan, tolosani’nin sistemli ve programlı olarak eleştirilerini oluşturduğu da söylenebilir. sonuç olarak dönemin, baskın karakterli bir din ve ilim adamının, heliocentric evren algısına getirdiği eleştirilerin mahiyeti açısından tolosani’nin önemi büyüktür; aristoteles ve ptolemaeus savunularına bilhassa dikkat etmenizi tavsiye ederim sözlükçüler. esere göz atalım.

tolosani şöyle diyor: “bu kitabı (de revolutionibus) okuyarak şu sonuca ulaşabilirim: copernicus, keskin bir zekaya sahip. latinceyi ve yunancayı sular seller gibi biliyor ve kendini bu dillerde güzel bir şekilde ifade edebiliyor, fakat pek bilinmeyen kelimeleri çok sık kullandığından ifadelerinde anlaşılmazlık tümüyle yok da değil. matematikte ve astronomide uzman, fakat fizik ve diyalektikte çok yetersiz. dahası kutsal kitaba da pek yabancı; zira onun prensiplerinden bazılarıyla çelişiyor; bu kitabın okuyucuları ve kendisi için dinden çıkma riski yok değil… copernicus, fizik ve diyalektikten anlamadığı için, bu konudaki görüşünde yanılması, yanlışı doğru olarak göstermesi şaşırtıcı değildir. bütün bilimlerde uzmanlaşmış kişiler gelsinler de, copernicus’un eserinin, dünyanın hareket ettiği, evrenin de öylece durduğuna dair tezi içeren birinci kitabını okusunlar. kuşkusuz copernicus’un argümanlarının sağlam olmadığını ve kolayca çürütülebilir olduğunu görecekler. zira uzun süre boyunca kuvvetli muhakemelerle herkes tarafından da kabul edilen bir inançla çelişmek aptallıktır; eğer kuvvetli savlar, sağlam temellendirmeler açısından bakarsak copernicus çok eksik. filozof aristoteles ve gökbilimci ptolemaeus tarafından ortaya konan, geliştirilen iddiaları, reddedilemez savlarla çürütemiyor. bu yüzden uzmanlar aristoteles’in de caelo’sunun ii. kitabını ve onunla alakalı yazılmış yorumları okusunlar; onun, pyhtagoras’ın argümanlarını tam anlamıyla yıkmış olduğunu görecekler. copernicus, cahili olduğu bu yoldan (aristoteles’in yolu) gitmediği gibi tam anlamıyla pythagorasçıların izini de sürmüyor. zira pythagorasçılar, ateşi neredeyse evrenin ortasına koyuyordu, ki birçok kişi o noktanın dünya olduğunu doğu ve pek sarsılmaz bir şekilde ortaya koymuştur. copernicus ise o noktaya (evrenin merkezine) güneş’i koyuyor, ateşi değil; oysa her iki görüş de fena halde yanılıyor. zira copernicus, sarsılmaz olan güneş’i, sarsılabilir olan bir noktaya yerleştirmiş oluyor. ve ateş de doğal olarak hep yukarıya doğru hareket eder, belli bir sınırda durmaz (o halde pythagorasçılar da yanılıyor!).”

tabi bu kadarla sınırlı değil eleştirileri; çok ağır ithamlarla copernicus’u yerden yere vuruyor tolosani. ancak burada asıl dikkat çekmemiz gereken nokta hıristiyan alimlerinin yüzyıllar içinde ne kadar farklı yollara sapabildiği olmalıdır. düşünebiliyor musunuz, bizdeki fes karşısında sarık, şapka karşısında fes tutuculuğuna benzer bir durum söz konusu: aristoteles evreni başlığında da incelemeye çalıştığım gibi yüzyıllarca ayak diredikleri, kitaplarını yasakladıkları aristoteles’le birden barışan bir baskın karakterli hıristiyan iradesi söz konusu. bu bana yunan-pagan’a özgü “eklemeli şiir dini” geleneğini anımsatıyor; ne oluyorsa oluyor bir şekilde hıristiyan iradesi ve idaresi evvela karşı çıktığı, kimi zaman kan dökerek sindirmeye çalıştığı düşünceleri kabulleniyor. ancak irade ne kadar yasakçı olursa olsun, su her zaman akacak bir delik ve mecra buluyor kendisine. 1210 yılında paris’te il meclisi, aristoteles fiziği ve metafiziğinin öğretilmesini yasaklamıştı. 1215 yılında 4. laterano konseyi, daha sınırlı olsa da buna benzer bir aristoteles karşıtı ferman yayınlamıştı. bütün bu engellemelere papa tarafından gelen kısıtlamalar da eklerseniz durumun vehameti daha da iyi anlaşılır. ancak bunlar hiçbir işe yaramamış ki, 3 yy. sonra bizzat o aristoteles yeni hiristiyan bilimindeki evren görüşünün ağırlıklı olarak kuramcısıdır. tabi burada aziz thomas aquinas’ın rolü es geçilmemeli (detaya buradan devam ederiz, edelim: #14012888); sonlu evren-sonsuz evren çekişmesinin bir uzlaşı zeminine yatırılması ve en nihayetinde ptolemaeusçu geocentric kabulün “insan, tanrı’nın en sevgili kuludur; yarattığı en nadide varlıktır. o halde dünya insan merkezli, evren de dünya merkezli olmalıdır” şeklindeki teolojik çıkarıma yedirilmesinin sonucu işte ortadadır. en büyük filozof aristoteles, en büyük gökbilimci ptolemaeus; ne var ki ikisi de bir hayli pagan!

giovanni maria tolosani’nin işte böyle önemli bir gösterge olduğunu düşünüyorum. dönemin entelektüel kritik kültürüne bakar mısınız, uzmanlar arasında geçen konuşmaları, kiliseden ilmi dünyaya, ilmi dünyadan kiliseye uzanan yolun bu denli kısa olduğu; kimi zaman kellenin din adına çok kolay bir şekilde koparıldığı bu dönem müthiş bir ortaçağ entelektüelliğini barındırıyordu kaynak olarak. onun da ardındaki antik çağ ruhunu ise söylemeye gerek yok, bu dönemde yazılmış herhangi bir ilmi veya dini eseri açıp okuyun gözlerinizle şahit olacaksınız. hatta biraz konu dışı olacak ama j. marias, bir eserinde iki farklı dönemi/anlayışı (ortaçağ-yeniçağ) ayıran çizgiyi göstermeleri bakımından kitap başlıklarını ele alıyor: petrarca’nın de contemptu mundi’si; agrippa’nın de incertitudine et vanitate scientiarum’u; nicolaus cusanus’un de docta ignorantia’sı ve en nihayetinde francis bacon’ın `aphorismi de interpretatione naturae et regno hominis`’i (novum organum’da birinci bölümde, konu başlığıdır aslında). ayrıca a. musgrave’in yorumuna göre bu aforizmaların yer aldığı bacon’ın en büyük eseri olan novum organum’un adında da bir nükte vardı. aristoteles’in bilgi kuramı üzerine olan yazıları bir araya getirilmiş ve bunlara organon (yöntem) adı verilmişti. yani bir anlamda bacon, aristoteles’in çalışmasını daha ileriye götürecekti. ancak son gülen bacon olmamıştır: w. whewell, novum organum renovatum (düzenlenmiş yeni yöntem) adındaki eserini bacon’ın çalışmasını da geliştirmek için yazmıştır. sadece kitap isimlerinden bile ilmin geçirdiği safhaları görmek varken, bir de bu eserlerin tümüne nüfuz edebildiğinizi düşünün. işte hakiki seyir böyle bir şey olsa gerek.

kaynaklar:

marcus hellyer, the scientific revolution: the essential readings, blackwell publishing, 2003.
edward rosen, was copernicus’ revolutions approved by the pope?, journal of the history of ideas, vol. 36, no. 3 (jul. – sep., 1975), pp. 531-542 published by: university of pennsylvania press.
j. marias, history of philosophy, tr. s. appelbaum – c. c. strowbridge, courier dover publications, 1967.
a. musgrave, sağduyu, bilim ve kuşkuculuk: “bilgi kuramına tarihsel bir giriş”, çev. pelin uzay, göçebe yay., 1. baskı, 1997.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: