C. Cengiz Çevik'in resmi sitesi

Birtakım filolojik hassasiyetler: Eskiçağ ve günümüze dair kişisel okumalar ::: İstanbul Üniversitesi, Latin Dili ve Edebiyatı bölümünde Doktora Öğrencisi. Yeditepe Üniversitesi ve Doğa Koleji'nde Latince Okutmanı, yazar, okur, eyler!

Bir Klasik Filoloji Neferi, Prof. Oliver Davies’tan Hareketle…

1940’lara gidiyoruz, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan hemen sonraya. Artık bu topraklarda filoloji ve felsefe çalışmalarının tıpkı batıdaki gibi olabilmesi için ilk adımların atıldığı senelerde Can Yücel’in canından çok sevdiği babası *, dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel‘in Cumhuriyet’in İkinci Adamı İsmet İnönü‘nün emriyle, -aydınlanma refleksiyle- dünya edebiyatından çeviriler çalışmasının başında bulunduğu ve söz konusu baskılara bir sunuş yazdığı o günlerde İrlanda’dan ülkemize gelmiş olan bir Prof. de bu taze ülkenin ilim neferlerinden biri oluyordu: Oliver Davies‘ten bahsediyorum; Antikçağ’ın en mühim biyografi yazarlarından olan Plutarkhos‘un Paralel Yaşamlar’ından PeriklesFabius Maximusunkini Türkçemize kazandıran o güzel adamdan.

Türkiye’de bazı şeyleri çok kolay harcıyoruz bugünlerde; çok kolay tüketiyoruz birikimlerimizi, birbirimize olan düşmanlıklarımız bir kenarda dursun, hep beraber başardıklarımızı da yiyip bitiriyoruz. Elin İrlandalısının bile aydınlanmamızda (Bülent Tanör hocanın deyimiyle “Kuruluş”) bir beyin emeği var. Suat Sinanoğlu hocanın Türk Humanizması, Müzehher Erim hocanın “Klâsik Filolojinin Önemi ve Türkiye’de Kuruluşu” başlıklı makalesi, Bedia Demiriş hocamın “Klasik Filoloji Tanımı ve Sınırları” başlıklı makalesi (#8142025), Çiğdem Dürüşken hocamın Kabalcı’nın humanitas serisi için kaleme aldığı doğarken başlıklı yazı (#9397135 ), Tansu Açık hocanın “Türkiye’de Hümanizma Tartışmalarına Bir Bakış” başlıklı makalesi (Toplum ve Bilim, sayı:98, güz 2003; s. 111-151.), Suat Yakup Baydur’un Dil ve Kültür adlı kitabı gibi çalışmalardan o dönemde yaşanmış binbir güçlüğü irdeleyebilirsiniz. Bugün gelinen noktada eksikleriyle, gedikleriyle de olsa farklı bir Türkiye’yi yaşıyoruz doğal olarak. Dile kolay, 60 küsür sene geçmiş; farklı sahalardaki birikim depolarıyla fakültelerin kütüphanelerinde kitap isteme fişlerinin raflarında yüzlerce binlerce ismin çalışmaları, tezleri bugünün bizleri tarafından geleceğin nitelik ve nicelik olarak başka “biz”lerine miras taşınacak; çekilen zorlukları bilmemek, zorlukların neticesinde elde edilen birikimin yok yere, günlük ideolojik ve maddi saplantılardan ötürü bir çırpıda yok edilmesine göz yummak oluyor aynı zamanda. Okumadan da çekilen güçlükleri bilmenin yolu yok. Oturduğunuz yerden kalelere domatesler fırlatmadan evvel bunu kavramanız gerekiyor, lafımın muhatabının kimler olduğunu kendileri bilir; facebook’ta şurada burada “okuduk da ne oldu” temalı gruplar açan üç beş çocuk değil. Gözü para hırsı bürümüş, Antikçağ klasiklerini orjinal dilden çevirdiğini iddia edip piyasaya sunan (aslında eski çevirilerin günümüz Türkçesine uydurulup yeniden basılmasından fazlası değildir, dahası metot bilmezlik de var. Ekşi Sözlük’te detaylı arama yaparsanız, kimleri kastettiğimi bulursunuz) zibidilerin kendileri de değil; onlara yol açan, arkadan itekleyen paragöz yayınevi sahipleridir elin irlandalısının bile emeğini çalınıp çırpılmasına göz yuman ve bu yüzden gecenin üçünde bana entiri girdiren kadın; yandım yandım diye devam etmeyeceğim tabi. Misyon yanmak değil, yakmak. Elimizde çekiçle, doğru metodun bilinciyle kalıpları kırıp, yeniden inşa etmek. Rafları doldurmak, aydınlanma’nın neferlerinden olmak… En azından Hasan Ali Yücel’in de sunuşlardan birinde (2 mart 1944 tarihli) dediği gibi “Türk aydınlarının şunu bilmesini candan isterim ki, bize bu geniş programı gerçekleştirme direktif ve cesaretin veren tercüme serisinin baş okuyucusu” İsmet İnönü (söz konusu çevirilerin başında şu yazısı bulunur: “Eski Yunanlılardan beri milletlerin sanat ve fikir hayatında meydana getirdikleri şaheserleri dilimize çevirmek, Türk milletinin kültüründe yer tutmak ve hizmet etmek isteyenlere en kıymetli vasıtayı hazırlamaktır. Edebiyatımızda, sanatlarımızda ve fikirlerimizde istediğimiz yüksekliği ve genişliği bol yardımcı vasıtalar içinde yetişmiş olanlardan beklemek, tabii yoldur. bu sebeple tercüme külliyatının kültürümüze büyük hizmetler yapacağına inanıyoruz.”) ile ondan 60 sene sonra günümüzün pek modern cumhurbaşkanını karşılaştırabilme yetisine haiz olmak… işe buradan başlayarak, kendi sahamızda alınterimizi dökmenin azmini kendimizde bulmamız gerekiyor, aksi durumda gökkubede başıboş dolaşan (“errantes”) toz yığınlarından ötesi olmaz bizden.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: